dclisans
  • 09.07.2019
Serhat Hışırlı

Serhat Hışırlı

          Türkiye’de kapitalistleşme ve direniş 5

27 Mayıs 1960’tan sonra yönetimi devralan Milli Birlik Komitesi(MBK) ve hükümetin politikası ‘Kemal Atatürk’ün çizgisine dönüş’ sloganıyla yürütülmeye başlanmıştır. Bu politika, küçük, orta ve hatta belli bir kesimiyle büyük burjuvazinin bu tabakaları için objektif ekonomik süreç içinde gelişmelerini baltalamayan savaş öncesi yıllarına dönüş özlemini yansıtıyordu. MBK hükümetinin toprak meselesinde toprak reformunu yapamamasının nedeni bizce kırsal bölgelerde büyük toprak sahiplerinin tarımsal reformlara karşı koymasıyla açıklanabilir. 1955-65 yılları arasında Türkiye tarımında ‘Prusya’ tipi kapitalist gelişme çizgisi hızlanmıştır. Köylü yığınları arasından yükselen köy burjuvazisi, kapitalistleşmekte olan büyük toprak sahiplerinden, yavaş oluşan tekelci sermayeden ve büyük toprak sahibi sınıfla işbirliği yapan ticaret-sanayi burjuvazisinin üst tabakalarından gelen baskıya maruz kalmaktadır. Ülkenin tarım kesiminde büyük toprak mülkiyeti, feodal kalıntılar, genel bir geri kalmışlık, kitlelerin topraksızlığı ve geniş köylü yığınlarının aşırı yoksulluğu vb devam etmektedir. Fakat aynı zamanda, belli bazı yörelerdeki tarımda kapitalist gelişmenin kanunları gittikçe daha belirgin olmaktadır. 1950’li yılların başından itibaren T.C. sistemindeki ABD ve Batı Almanya etkisi giderek artmıştır. Hilmi Özgen 1965 tarihli yurdumuzda sermaye şirketlerinin durumu makalesinde AŞ’ler arasında hızlı yarışı kabul etmekte, sermaye birikim sürecinin çok hızlandığına, küçük şirketlerin büyük şirketler tarafından yutulduğuna, Türkiye’de de ABD ’kine benzer tröstleşme sürecine işaret etmektedir. Vehbi KOÇ gibi büyük sermayenin temsilcisi durumundaki kişi sayısı artıyordu. Gelir dağılımı gittikçe geniş yığınlar aleyhine bozuluyordu. Aralık 1964te bir avuç kapitalist toplam gelirin ¼’ünü alır duruma gelmişti. (Şnurov-Rosaliyev, 1970: 95-197)

Büyüme amaçlı yapılan reform-inkılap vb. hareketlerde ilk olarak yapılması gereken gerekli temel taşı kaynağı bulmak olmaktadır genelde. Geleneksel sektörler olan tarım ve ticaret üzerine inşa edilen yeni diğer sistemlerde olduğu gibi ülkemizde de özellikle tarım sektörü( büyük çiftlik-toprak sahipleri) ve ticaret sektörü(eski büyük tüccarlar) yeni sanayi sektörüne dönüşecektir.

1970'ler Türkiye'sinde, yılda 14 milyon kişiyi aşan toplam işgücünün en azından 2 milyonunun işsiz bulunduğu bilinmektedir. Yurt dışında bulunan yarım milyondan fazla Türk işçisi, işsizlik baskısını ancak bir ölçüde hafifletebilmiştir. İş bekleyen büyük işçi yığınları, Türk kapitalizminin gelecekteki ucuz emek stoklarını teşkil etmektedir. Sistem, ücretlerin aşırı yükselişini böyle bir ortamda istemediği gibi, iş verimliliği ile ücretler arasında ilişki kurulmasından da söz etmektedir. Kapitalist birikim sürecinin yarattığı üretim fazlası ve mal stokları ile düşük ücret talepleri arasındaki çelişki, işçi sınıfı açısından, 1970'ler başlarının potansiyel sorunu olarak gündeme girmiş bulunmaktaydı.(Gevgilili, 1973: 90)

80’li yıllara gelindiğinde dünyada, sıklet merkezlerinde ‘Yeni Sağ’, politikaları sistemin hâkim düşüncesi oluyordu. ABD ’dede Ronald Reagan, Birleşik Krallıkta Margaret Thatcher, Türkiye’de Turgut Özal bu düşünceye yürekten bağlıydı ve ülkelerinde uygulamaya koymuşlardı. Bu düşüncenin ekonomik alanda yansıması liberalizm ve serbest piyasa ekonomisi ağırlıklıydı.24 Ocak 1980 tarihinde 70’li yıllarda yaşanan döviz darboğazı-petrol krizinin de etkisiyle, yaşanan tıkanıklıkları aşmak için yeni bir takım kararlar alınıyordu. Tarihe 24 Ocak 1980 kararları olarak geçen düşüncelerde öz olarak, genç endüstriler tezi gereğince uygulanan ithal ikameci politikalar terkedilerek ‘ihracata dayalı sanayileşme modeli’ benimseniyordu, ülkenin döviz ihtiyacının karşılanması hedefleniyor, serbest döviz kuru kabul ediliyordu.

1973 yılında çıkarılan 1757 sayılı Toprak Reformu Kanunu uygulanamadan kaldırılıyordu. 1984 yılında 3083 Sayılı Sulama Alanlarında Arazi Düzenlemesine Dair Tarım Reformu Kanunu” çıkarılmış ve bu kanunun yürütücüsü Tarım Reformu Genel Müdürlüğü olarak belirlenmiştir(Ülkemizde halen çiftçilerin topraklandırılması bu kanun kapsamında yürütülmektedir). Maalesef bu yasada geniş kesimlerin derdine derman olmuyordu. Cumhuriyet’ini en önemli hedeflerinden biri olan, kurucusu Atatürk’ün konuşmalarında sıkça zikrettiği, topraksız köylüyü toprak sahibi yapma hedefi yine başka bir bahara kalıyordu.

5 Nisan 1994 kararları, yaşanan ekonomik krizi çözmek amacıyla alınan ve ilan edilen birtakım kararlar bütünüdür. Özet olarak KİT’lerin finansmanında yaşanan sorunlar, kamu harcama ve finansmanında ki dengesizlik ile ödemeler ve cari işlemlerde ki dengesizlik giderilmeye çalışılıyordu.

2001 yılına gelindiğinde Kara Çarşamba olarak ta bilinen günde bir kez daha ülke ekonomisi krizle sarsılıyordu öyle ki bu yıllara gelindiğinde yaklaşık toplanan vergilerin %96’sı iç borç faiz ödemelerine gidiyordu. Bu sürdürülemez durum artık yolun sonuna gelindiğini gösteriyordu, bu ve benzeri ekonomik-politik problemlerin çözümü için yurtdışından ‘özel istekle’ getirilen Kemal Derviş ve oluşturduğu ekibi yeni dönemin esaslarını Mayıs 2001 tarihinde ilan ederek Güçlü ekonomiye geçiş programını açıkladılar.

 

 

 

 

 

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.