• 18.05.2019
Serhat Hışırlı

Serhat Hışırlı

Türkiye’de Kapitalistleşme ve Direniş 4

1945 yılında Cumhuriyet Halk Partisi dışında 2. bir parti kurularak( Milli Kalkınma Partisi) 1946 yılı seçimlerine çok partiyle gidilmesiyle çok partili sisteme geçilmiş oldu.

Osmanlı’dan gelen topraksız köylüyü, toprak sahibi yapabilmek büyük toprak ağalarının elinde ki toprağı üstünlüğünü çözmek için gündeme getirilen çiftçiyi topraklandırma kanunu 1945 yılında kabul edildi. Meclise gelmesinden geçişi ve sonrasına kadar özellikle büyük toprak sahipleri tarafından sürekli muhalefet edilen kanun, uygulanamadı. Nitekim 1950-60 yılları arasında iktidar olacak Demokrat Partinin çekirdeği Türk Siyasal Hayatına ‘Dörtlü Takrir’ olarak geçen Adnan Menderes-Celal Bayar’ında içinde olduğu sonra Emin Sazak’ında katılacağı grup bu yasaya ettikleri muhalefet sonrasında yeni bir parti kurdular. Bu kişiler aynı zamanda büyük toprak sahipleriydi.          

Çağdaş Türkiye, sanayisi az gelişmiş, bir tarım ülkesidir. Türkiye ekonomisinde en önemli yeri tarım tutmaktadır. Bu alanda ise topraksız ve az topraklı köylülüğün yarı feodal sömürü ilişkileri devam ede gelmektedir. Toprağın en büyük kısmı büyük çapta çiftlik sahipleri ile ağaların elindedir. 1950 yılının tarım istatistiklerine ve 1952 yılının tarım anketlerine göre, bütün köy işletmelerinin ancak %13’ünü teşkil eden büyük çiftlik sahipleri ile ağaların elindeki işletmeler Türkiye’de ekilen ve işlenen toprakların %72’sine yaklaşıktır. Buna karşılık, köy işletmelerinin %86’sına ulaşan az topraklı ve topraksız denecek kadar yoksul köylülerin elinde, ülkenin ekilen ve işletilen topraklarının ancak ¼’ü ve hatta ondan da azı bulunmaktadır. Böylece Türkiye’de 2.930.000 köy işletmeleri arasında 500.000 köylünün hiç toprağı yoktur. Bunun için toprak sahiplerinin ağaların ve büyük çiftlik sahiplerinin yanında elverişsiz koşullarla çalışmak zorundadır. Bugün iktidarda olan Demokrat Parti’nin resmi organı olan zafer Gazetesi bile (Zafer, 4.1.1951) kabul ediyor: ‘Anadolu’nun hangi bucağına giderseniz gidin, her yerde köylü size topraksızlıktan şikâyette bulunacaktır. Durum doğu illerinde de böyle, Orta Anadolu’da da daha değişik değildir, hele ormanlık bölgelerde durum çok daha vahimdir, denebilir. Topraksızlık işsizliğin başlıca sebebi sayılabilir ve bu durum bilindiği gibi sayısız sosyal felaketlere yol açmaktadır. 1950’lilerde yeni bir tehlike daha baş göstermişti: Enflasyon. Enflasyon özellikle işçi sınıfı ile köylülüğü etkileyecek, onların durumları büsbütün vahimleşecektir. Türkiye ekonomisinin militarize edilmesi, geniş köylü kitlelerinin topraksız kalması, sanayinin tek yönde gelişmesi ve yabancı tekellerin rekabeti karşısında birçok sivil üretim kollarının zayıf düşürülmesi; bütün bunlar, ülkedeki işsizliği de artırmaktadır. Malı mülkü elinden gitmiş köylüler şehirlere göç etmek zorunda kalıyorlar, şehirlerde zaten mevcut işsizler kalabalığı böylece gün geçtikçe artıyor. Bu hazır işsizler ordusu çalışanlarında güç durumlarını büsbütün güçleştiriyor. Satın alma gücü savaş öncesi yıllara kıyasla hayli düşmüştür.( Rosaliyev, 1974: 5-15)

Mustafa Kemal Atatürk birçok konuşmasında bu toprak reformunu başarmak zorunda olduklarını yoksa bunun gelecek yıllarda infilak edecek köksüz, topraksız ırgat-maraba bir nesil oluşturacağını, bu kişilerin her türlü tehlikeye açık, her türlü grubun sömürüsüne açık olacağını belirtmiştir. Cumhuriyet tarihinin turnusol kâğıdıdır o yasa. Cumhuriyet tarihinin birçok şifresini bünyesinde barındırmaktadır. (Genç, 2018)

Emek sınıfında yukarıdakiler olurken sermaye kısmında durum kabaca şu şekildeydi. En büyük hisseler destesi yabancılara ait karışık anonim şirketler, ülke ekonomisinde etkindi. Mesela bir tekel olan Gübre fabrikaları T.A.Ş’nin %51 durumunda ki hisseleri, Fertiziler Corporation of America’ya aittir. Dünya çapında olan İngiliz-Hollanda Unilever tekeli, İş Bankası ile birlikte Türkiye’de Uniliver  iş Türk Ltd. Şti’yi kurmuş ve bir margarin fabrikasını işletmektedir.(4 milyon yatırım yabancı, 1 milyon yatırım yerli olmuştur). Amerikan Ortadoğu Enstitüsünün verdiği habere göre Türkiye’de 1953 itibariyle, Amerikan yatırımı 33 milyon dolar veya o zamanki rayice göre 100 milyon TL’na yükselmekteydi.(Rosaliyev, 1974: 45-51)

Genel olarak denilebilir ki 1950-60 arasında S.S.C.B etkisinden A.B.D etkisine geçildiği dönem olarak değerlendirilebilir. 1952 yılında T.C.’nin NATO’ya kabulüyle bu durum tescillenmiş oldu. Anti-Komünist, S.S.C.B etkisini kırmak için hazırlanan Marshall Planından da yararlanan ülkemiz(1951) rotasını iyiden iyiye Batı’ya doğru döndürmüş oluyordu. Truman doktrini de SSCB’nin etkisini kırmak için hazırlanmış bir doktrin olarak Marshall yardımıyla bizde bu doktrine dâhil oluyorduk. Bunun ekonomik yansıması hızlı bir liberalleşme-serbest piyasa ekonomisine geçiş oluyordu. Toprak reformu yapılarak çiftçiyi topraklandırma arayışı yasalaştığı halde bu partinin muhalefeti ve daha önceki yıllarda CHP’nin bunu uygulamaması yüzünden(1945-50 yıllarında CHP halen iktidardır)  rafta kalmıştır. 1973 yılına kadar bir daha hiç açılmamış 1973 yılında Bülent Ecevit’in CHP’si de gündeme aldıysa da büyük toprak sahiplerinin başta gelen muhalefeti vb. nedenlerle bu ideali başaramamıştır. Bugün Güneydoğumuzda yaşanan olaylara baktığımız zaman bu hamlenin ne kadar önemli olduğu daha net bir biçimde görülmektedir. Yüzyıllardır bu topraklarda ki devlet sistemine egemen olan İnalcık’ın deyimiyle çift-hane sistemi 1500’lü yıllarda Osmanlı’da bozulduktan sonra bir kez daha düzeltilememiş oluyordu. Bu topraklarda maalesef köylülerin büyük kısmı hala maraba olarak çalışıyorlar. Yaşadıkları geçim sıkıntısının büyük etkisiyle yasak olan ticaretlere(Petrol-Gümrüksüz eşya vb) yönelmektedir.


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.