• 13.07.2019
Şemsettin Kaya

Şemsettin Kaya

S-400 Bahanesi ile Doğu Akdeniz işgal edilmek isteniyor!

Türkiye’nin yakın tarihine baktığımızda hep Amerikan menşeli ve destekli darbeler ile karşı karşıya gelmişizdir. 12 Eylül 1980 ve 28 Şubat Post Modern darbesi ve en son olarak da 15 Temmuz 2016 kalkışması  ABD-CİA planları doğrultusunda yürürlüğe sokulmuştur. Aslında Türkiye’nin bu darbelere maruz kalmasının NATO’ya girmemizden sonra olması da manidardır. Türkiye NATO denilen emperyalist yapıya üye olmadan önce o zamanlardaki şartlara göre küçümsenemeyecek kadar ‘Harp SANAYİSİ’ alanında güzel işler yapmıştı. Ancak ABD’nin emrindeki Nato ve Amerikan yardımlarına mahkum siyaset izleyen zihniyetler yüzünden ülkemiz Harp Sanayi’nde hep emperyalistlere mahkum bırakıldılar. Türkiye Milli Politikalar bağlamında merhum Prof.Dr.Necmettin ERBAKAN’ın başlatmış olduğu ‘Ağır Sanayi Hamlesi’ projesi ile bir nevi kabuğunu kırmaya çalışmıştı. Ancak daha sonra yine Amerikan menşeli  28 Şubat  Post Modern Darbe süreci ile tekrar  emperyalist çok uluslu silah şirketlerinin kucağına itilmek  zorunda kaldı.

Türkiye’nin aklı başına nihayet 2016’dan sonra gelmeye başladı ve yanı başında  Suriye ve Doğu Akdeniz’de cereyan eden olaylar sonrası  dost ve müttefik zannettiği  ABD/NATO  kıskacı ile karşı karşıya geldikten  sonra  dış politikasında ‘180 derecelik ‘bir dönüş yaparak ‘MİLLİ POLİTİKA’ izlemeye başlayarak ABD ve NATO kutbundan kurtulmaya başladı. En azından şimdilik böyle görünüyor. Şüphesiz ki Türkiye’nin bu kararında 1950’den bu yana ABD ve NATO’nun Türkiye’ye karşı izlediği  ‘çifte Standard ve hasmane’  tutumu önemli bir faktör olmuştur.

Özellikle 1978’den bu tarafa ülkemizin bölünmesini  hızlandırma projesi olarak sahaya sürülen PKK terör örgütüne gizli ve üstü örtülü destek veren  ABD/NATO ve AB ülkeleri artık bu gizli desteği  açığa çıkartmaları bir vesile olarak Türkiye’nin  bu 3’lü şer ittifakı bloğu olan  ABD-NATO ve AB’yi sorgulamamıza ve tabiri caizse kendimize  gelmemize sebep oldu!

Her defasında “Türkiye’nin yanındayız. Türkiye bizim stratejik ve müttefik dostumuzdur” diyen çok yüzlü ABD,NATO ve AB ülkeleri öte yandan da PKK terör örgütünü destekleyerek Türkiye’de bir ‘KÜRT DEVLETİ’ kurdurma planlarına destek verdi ve vermeye de devam ediyorlar.

4 Temmuz 2019’da ABD’nin en önemli ve etkin yayın organı  ‘ Washington post’ gazetesinin  terör örgütü PKK’nın kurucu kadrolarından Cemil BAYIK ile röportaj yapması, BM’nin öncülülüğünde Newyork’ta  BM özel temsilcisi  Virginia GAMBO ile YPG/PKK terör örgütü temsilcisi Mazlum ABDİ arasında “YPG/PKK  içerisinde  “Çocuk savaşçıları bırakması” için 29 Haziran’da resmi tören düzenleyerek SDG’yi legalleştirme çabaları ve ABD’nin önemli stratejistlerinden ‘karanlıklar Prensi’ lakaplı Michael RUBİN ile İtalya’nın eski Başbakanlarından Massimo D’Alema’nın Amerika’da bir panel’de ‘PKK’ya meşruiyet kazandırma’ çabaların içeren çok sinsi bir planın uygulanmasına yönelik çalışmalar Emperyalist ABD,NATO ve AB ülkelerinin Türkiye üzerindeki sinsi planlarını gün yüzüne çıkartmak açısından önemli ip uçlarıdır.

ABD ve NATO’nun 1950’den başlayarak  1980 yılları arasında GLADİO üzerinden Türkiye operasyonu hız kesmemekle birlikte 15 Temmuz 2016 yılında  planlarında çok önemli aksaklıklar meydana geldi.  ABD önderliğinde İsrail,Bahreyn,BAE,Suudi Arabistan ve onun yerli işbirlikçileri PKK/PYD ve FETÖ eliyle Türkiye kuşatılmak istendi. Ancak feraset sahibi Türkiye halkı bu sinsi planı boşa çıkartmayı başardı. Türkiye’ye çekilmek istenen operasyon ile aslında ABD’nin BOP Projesi, Oded Yinon Planı ve Haim Naum doktrini gibi yayılmacı emperyalist projelerinin  İran,Irak,Suriye,Libya ve Tunus gibi  ülkeler üzerinde uygulanmasını amaçlıyordu.Bu vesile ile sözüm ona ‘Arap Baharı’ martavalı ile kandırılan halklar,Amerikan emperyalizminin dişleri arasında ezilip yutuldular. Arap Baharı biranda Arap hazanına dönüşüverdi! Özellikle Suriye ve Irak onarılmaz derin travmaların etkisinde kaldı ve milyonlarca insan Türkiye başta olmak zere bazı komşu ülkelere sığınmak zorunda kaldılar.

Her defasında insan haklarından bahseden Avrupalı bu trajediye sessiz kalmakla birlikte maalesef Tayyip ERDOĞAN’ı da DAVUTOĞLU’nun yanlış stratejisi ve Amerikan hayranlığı ile oyuna getirerek sınırlarımızın açılmasını ve bu göçlerin Avrupa’ya uzanmaması için de Türkiye’ye maddi vaadlerde bulundular. Peki  çok yüzlü AB ülkeleri bu taahhütlerini yerine getirdiler mi ? Tabi ki HAYIR! Zaten batıdan bir şeyler beklemekte safdillik olur… Bu yanlış stratejinin Türkiye’ye maliyeti ise 37 milyar dolar ve 6 milyona yaklaşan mülteci akını… Tüm bu yaptıklarımıza rağmen ABD ,NATO,Birleşmiş Milletler  ve AB gibi emperyalist güruh bize teşekkür etmesi gerekirken bizi , 15 Temmuz 2016’da işgale hazırlanarak 2019 yılına kadar planlarına S-400 ve Doğu Akdeniz Üzerinden Türkiye’yi dizayn etmeye çalışıyorlar… Çalışıyorlar diyorum zira Türkiye gerek S-400 ve gerekse Doğu Akdeniz politikasından taviz vermeyerek ABD ve Doğu Akdeniz’de kan emici bazı ülkelerin şirketlerinin oyununu bozdular.

4 Mayıs 2019’da Türkiye’nin milli güvenliğini ve ülke menfaatlerini yakından ilgilendiren Kıbrıs doğalgaz projesinde “bende varım  ve benim orada garantörlük hakkım vardır ” stratejisini geliştirerek Doğu Akdeniz’de Yavuz ve Fatih sondaj gemisiyle başlattığı hamleler,GKRY başta olmak üzere bölgede birlikte hareket ettikleri İsrail,Mısır,Fransa,İtalya ve son olarak ABD ve AB ülkelerinin tüm planlarını alt üst etti. Tabi bu durum tüm emperyalist güçlerin çok karanlık emellerini de gün yüzüne çıkartarak Türkiye karşıtlığına dönüştü. Bremen Mızıkacıları hep birlikte aynı senfoniyi söylemeye başladılar.

Yunan Dışişleri Bakanı Nikos DANDİDAS’ın “Türkiye Doğu Akdeniz’in ‘Şımarık çocuğu’ olmayı bırakıp ciddi bir oyun kurucu olmalı” açıklaması niyetlerini ortaya koydu.Oysa ki şımarık çocuk Yunanistan ve GKRY’nin ta kendileridir.1963 yılından başlayarak 1967 ve nihayet 1974 Kıbrıs Barış Hareketi sürecine kadar küstah ve masadan kaçan hep Yunanistan ve Rum tarafı olmuş ve ‘şımarık çocuk’ benzetmesini kendileri hak kazanmıştır. Yani hem kel ve hem de fodul politikası…

Yine Türkiye’nin bölgeye Yavuz ve Fatih gemisini göndermesinden sonra Bremen mızıkacılarından AB Dış ilişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek temsilcisi Federica MOGHERİ’nin “ Türkiye’nin Kıbrıs’ın Kuzeydoğusunda illegal şekilde sondaj çalışması yapma  niyetini ilan etmesi büyük bir endişe kaynağıdır.” Açıklaması AB’nin kimin yanında yer aldığının açık kanıtıdır. Kıbrıs’ta ‘ garantörlük ‘ hakkı bulunan Türkiye’nin bu hakkı illegal olarak algılanıyor ancak İsrail,Fransa,Almanya ve İtalya gibi ülkelerin ‘dağdan gelip bağdan kovma’ zihniyetinin sondaj faaliyetleri legal oluyor.

Her konuda “Türkiye’nin stratejik ve müttefik dostuyuz” diyen yalancı Amerikalı dostlarımızdan ABD Dışişleri yetkilisi Morgan ORTAGUS’un “Türkiye’nin Kıbrıs açıklarındaki sularda yaptığı sondaj çalışmalarını sürdürmeleri  ve Karpaz’a  gemi göndermesinden derin kaygılar duymaktadır” açıklaması hangi müttefikliğe ve hangi dostluğa sığar. Hadi ordan!

Tüm bu açıklamalar ve tehditler Türkiye’ye S-400 savunma sistemlerinin alınmasını meşru kılmıştır. Ancak Türkiye’nin en kısa sürede kendi ‘Harp Sanayisini’ ve kendi silahını kendisinin üretmesini zorunlu kılmıştır. Hele hele kendi ‘YAZILIM SİSTEMİ’ projesini ivedi olarak harekete geçirmesi elzemdir. 15 Temmuz Fetö kalkışmasında Mürted havaalanından kalkan uçakların yazılımın ve TSK’daki hava savunma sistemi yazılımının hangi ülkeye ait olduğunu unutmayalım.!  En büyük beka meselelerinden biri de bu konudur.

Türkiye bölgede bu oyunları bozmak istiyorsa S-400’leri Doğu Akdeniz’de konuşlandırmak zorundadır ve mutlaka Radarlarının kontrol bizde olmalıdır.Yani Radarı başkasının elinde olan sistem bizi korumaz. Yine Türkiye bölgede söz sahibi olmak istiyorsa ABD’nin İran ile Türkiye’yi karşı karşıya getirme planlarını bozmak zorundadır. Buda İran ile Türkiye’nin zorunlu müttefikliğinden geçmektedir. Korkarım ki ABD Başkanı Trump’un Japonya’nın Osaka kentinde düzenlenen G-20 zirvesindeki Türkiye’ye karşı gösterilen ilginin perde arkasında Türkiye ile İran’ın karşı karşıya getirilmesi için riya dolu pis bir planı içeriyor olabilir? Neden Hollywood’un Erol TAŞ’ı bir anda Hulusi KENTMEN rolüne soyundu?  Dengesiz politikaları ile bilinen TRUMP’un  G-20 zirvesi öncesi  tehditkar demeçler yerini yumuşak üsluba terk ederek ‘ yıkama-yağlama’ politikasına dönüşmüş ise eğer buna çok ama çok dikkat etmemiz gerekiyor. Yani bir kez daha “Amerikalı dostlarımız biz kandırdılar” dememek ve hüsrana uğramamak için! Türk-İran sıcak ilişkilerinin seyrinde gazetecilerin rolüne dikkat etmemiz gerekebilir.  Özellikle Pentagonun savunma bütçesinden ayrılan 1950’den sonra ABD’nin Ortadoğu ülkeleri ve özellikle Türkiye ve İran’da bulunan bazı kendi adamları olan bazı ‘akredite’  gazetecilerinin  neler yaptığını ve attıkları manşetleri  unutmamak gerekir!!!

Yine ABD ve emperyalistlerin bölgemiz ve ülkemiz üzerindeki hain emellerinin bertaraf edilmesinin en etkin yolunun da birlik ve beraberlikten geçtiğini unutmayalım. Ancak gel gör ki bazı siyasetçiler hala  ABD ve emperyalist güruhun Türkiye üzerindeki emellerini unutmuşcasına Amerikan ağzıyla konuşmaya devam ediyorlar. CHP Genel Başkan Yardımcısı Ünal ÇEVİKÖZ’ün “ ABD’yi karşımıza almamak ve ekonomik yaptırımlarına maruz kalmamak için S-400’leri erteleyelim” açıklaması  hezeyan dolu bir açıklamadır. Oysa ki CHP ve tüm partilerden beklenen ve istenen, ülke menfaatlerini önceleyen  ve aynı zamanda da sorumlu bir dil kullanarak birlik ve beraberlik mesajı veren politikalar yürütmeleridir. CHP Genel Başkan Yardımcısı ÇEVİKÖZ’ün bu açıklaması sonrası  AKPARTİ Genel Başkan Yrd.Ömer ÇELİK’in “Türkiye’nin  ‘Milli Muhalefet’ konusunda ciddi bir cari açığı var” açıklaması CHP’ye haklı bir göndermeyi içeriyor. Vatanseverlik  ABD  ve emperyalistlerin  hışmından korkarak Amerikan ağzıyla konuşmaktan değil  “Bana ne Amerika’dan” diyecek cesareti ve devlet aklını göstermekten geçer.

Bir yandan Suriye’de PYD/PKK ve DAİŞ  gibi benzeri terör örgütleri  ile yanı başımızda bir PKK’nın kontrolünde bir  kürt devleti  kurdurulma planları, Doğu Akdeniz’de Kıbrıs doğalgaz kaynaklarında KKTC’nin garantörü ve MEB’den doğan uluslar arası haklarımızdan doğan çıkarlarımızın gaspına yönelik olarak  ABD,Yunanistan,İsrail,Almanya ve GKRY tarafından by-pass edilme planları ve öte yandan da körfez ülkeleri olan Suudi Arabistan ve Bahreyn başta olmak üzere ABD ve İsrail’in planı olan ‘Yüzyılın anlaşması’ fikrinde işbirlikçilik yaparak Türkiye ve İran başta olmak üzere  tüm Ortadoğu’yu fitne ateşine sürükleyecek sinsi plan ortaya sürülmüşken siyasetçilerimizin Amerikan çıkarlarına hizmet edecek sorumsuz beyanatlarını bir kenara bırakarak ‘Türkiye ittifakı’ fikriyatı olan “bir olalım,diri olalım,iri olalım” sorumluğu etrafında birleşmeleri gerekiyor.

 


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.