Lisanss
dclisans
  • 24.07.2020
Şemsettin Kaya

Şemsettin Kaya

LİBYA'DA ABD İLE BİRLİKTE HAREKET ETMEK TÜRKİYE'YE NE GETİRİR NE GÖTÜRÜR?

Erkin Koray'ın "Şaşkın sana ne dedim sen ne yaptın.Dün gece gördüm seni ters yola saptın.Bir o yana bir bu yana yatma şaşkın.Tenhalarda menhalarda bitmiş aşkın" şarkısının  sözleri bu günlerde ABD Ile  izleyeceğimiz Libya politikamıza çuk oturuyor.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu  "Libya'da Hafter'in meşruiyeti yok.
Türkiye ile ABD Libya'da ortak çalışma içerisinde hareket edecek"
açıklaması dış politikada "dost Kim, düşman Kim" noktasında Türkiye'nin
Ortadoğu ve Akdeniz politikasında kiminle hareket edeceği konusunda kafasının ikircikli olduğunu ortaya koyuyor.

Türkiye kah ABD ve NATO ile kah Rusya ile arasında gelgitler yaşarken yıllardır sağlıklı bir dış politika yürütemediğimiz ve ABD'nin "ne dost ne düşman" tavrı nedeniyle bir türlü istediğini alamıyor.

Özellikle 15 Temmuz darbe girişimi sonrası ABD ile Türkiye arasında soğuk rüzgarlar esmiş ve Türkiye'nin Ortadoğu pokitikasında Rusya ile bir steatejik dostluğa dönüşen bir ilişki başlamıştı. 

Rusya'dan da  S-400 Hava Savunma Sistemleri konusunda anlaşma imzalayınca ABD yine Türkiye'ye karşı iki yüzlü ve tehditkar politikalarına geri dönmûştü.

İşte kronolojik bu tablodan sonra bugünlerde ise Mevlüt Çavuşoğlu'nun "Libya'da ABD ile birlikte hareket edeceğiz" beyanatı geldi. 

Çavuşoğlu "Libya'da Hafter'in meşruiyeti yok. Amerikalılarla bu konuda bizimle aynı fikirde" diyerek Hafter'e karşı birlikte politika yürüteceklerinin sinyalini verdi. Ancak vaktiyle Amerikalıların Suriye'de Beşar Esad ile ilgili de o dönemlerde "Esad'ın meşruiyeti yok.
Esad Suriye hakkına zulüm yapıyor.
Artık Esad'ı işbaşından uzaklaştıracağız. Esad artık bundan sonra yürüyen bir cesettir" diyerek 
Türkiye'ye aynı oyunu oynadığını sayın Çavuşoğlu ve Türkiye'yi yönetenler unutmuşa benziyorlar! 

ABD'nin Esad ile ilgili bu kesin hükmü o dönemde bizi bayağı cesaretlendirmiş ve akabinde sayın Erdoğan'ın "Esed en kısa sürede gidecek ve hep birlikte Suriyeli katdeşlerimizle birlikte Şam-Emeviye
Camisinde namaz kılacağız" iddialı sözünü söylemesine yol açmıştı!!!

"Tarih tekerrürden ibarettir" sözü bugünlerde tekrar karşımıza çıktı ve ABD bu kezde sözüm ona HAFTER'in
yaptıklarından dolayı tüm dünyaya ona da ceza keseceğini söylüyor.

Sanki Ortadoğu'da tüm diktatörleri kendisi desteklememiş gibi! 

Mısır'da seçimle işbaşına gelen Muhammed Mursi'nin devrilmesinde en büyük desteği ABD vermemiş miydi bunları ne çabuk unuttuk!
Bugün işbaşında olan diktatör Sisi, askeri bir darbe ile işbaşına getirilmedi mi? Tıpkı Libya'da bugün askeri bir darbe ile koltukta oturan Halife Hafter olayında olduğu gibi.

Tamam elbetteki Çavuşoğlu'nun dediklerine  katılmamak mümkün değil ve elbetteki doğru.Zira Faşist askeri bir darbe ile yönetime el koyarak meşru ve seçimle işbaşına gelmiş bir iktidarı saymayan bir zihniyetin elbette meşruiyeti yok. Ancak Hafterin daha önceki yaptığı bir çok işkencelere ve katliamlara göz yuman ve Libya'nın iç savaş ortamına dönüştürülmesine sessiz kalan ABD ve bazı emperyalist ülkelerdir.

Her fırsatta S-400'ü ısıtıp ısıtıp önümüze getiren ve bunu Türkiye'ye karşı şantaja dönüştüren ABD'nin samimiyetine ne derece güvenilir?

Bakın daha geçen günlerde ABD'li  temsilciler meclisi üyesi 3 üye Rusya'dan aldıığımız S-400 Hava Savunma Sistemleri nedeniyle, CAATSA olarak bilinen ABD’nin Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Etme Yasasının Türkiye üzerinde uygulanması için bir yasa tasarısı hazırlayarak ABD temsilciler meclisine sundular.

ABD'nin Türkiye'ye karşı ikircikli politikası Irak'da olduğu gibi Suriye'de de devam ediyor. Suriye'nin PKK'nın kolu olan YPG'yi silahlandırarak mehmetçiklerimizin şehit edilmesinde öncü rol oynayan Amerikalılar ısrarla bunu inkar etmeye devam ediyor.

Türkiye'yi karanlık dehlizlere sürüklemeyi amaçlayan 15 Temmuz darbe girişiminde Fetöye destek veren, Rıza Zarrap  üzerinden Halkbank üst düzey yöneticisini tutuklayan ve Türkiye'de bir çok karanlık olaylarda izine rastladığımız evangelist Rahip Brunson'un tutuklanması neticesinde Türkiye'yi tehdit eden yine sözde müttefikimiz ABD'den başkası değildi. 

Hepsinden önemlisi Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a  küstah dolu mektup yazan Trump, işine geldiği vakit ise "sayın Erdoğan dostumdur"
diyerek adeta Türk milletinin aklı ile alay etmeye kalkışıyor.

Sürekli "Türkiye'nin düşmanları ABD'nin de düşmanlarıdır" diyerek taktik geliştiren Amerikalılar için her ne hikmetse PKK düşman ancak onun Suriye'deki uzantısı SDG ise "özgürlük savaşçısı" oluveriyor!
Acaba SDG kime karşı  özgürlük savaşı veriyordu. Tabi ki Türkiye ve Mehmetçiklerimize karşı!

Halbuki ABD'nin terör örgütü olarak görmediği SDG Türkiye'nin kırmızı çizgisiydi. 

Üstelik ABD'nin terör örgütü olarak  görmediği ve üstüne basa basa "Onlar kürt halkının özgürlüğü için mücadele eden Savaşçı" dediği  PKK’nın Suriye’deki kolu SDG’nin başındaki Mazlum Abdi ismini kullanan Ferhat Abdi Şahin ile defalarca görüşme küstahlığında bulunarak Türkiye'ye gözdağı vermeyi de ihmal etmiyor 
 
ABD en son yine geçen hafta içerisinde (12 Temmuz) Merkez Kuvvetleri Komutanı (Centcom) Frank McKenzie ile biraraya geldi.!

Ayrıca YPG'ye yakın internet siteleri YPG sorumlusu Mazlum Abdi'nin Suriye'deki Rus birliklerinin komutanı General Aleksander Chayko ile de 7 Temmuz'da görüştüğünü bildirdi. 

Mazlum Abdi, gerek ABD'li ve gerekse Rus yetkili ile görüştüğünü Twitter hesabından duyurarak, "Görüşmede koordinasyon ve ortak çalışma düzeyini yükseltmeye karar verildi. Zorlukları aşmak için gösterilen çabaya teşekkür ettik" ifadelerini kullanmıştı!

Libya'da beraber hareket etmek istediğimuz Amerikalıların Libya'nın efsane Lideri Muammer Kaddafi'yi
ilk önce nasıl alaşağı ettiğini ve daha sonra ise ne şekilde öldürttüğünü unutursak gün gelir bu bize pahalıya patlayabilir!

Zaman zaman ABD'de yayın yapan siyonistlerin kontrolündeki bazı gazete ve prestijli gazetelerin Türkiye ve Cumhurbaşkanımız Erdoğan aleyhine nasıl alçak manşetler attığını unutmayalım!!!

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu'nun "meşruiyeti yok" dediği diktatör Hafteri destekleyen ve silah satan Nato ve ABD tek bir amacı var oda Libya'nın petrolüdür!

ABD ve NATO için Libya halkı hiç birşey ifade etmiyor. Zira onlar için bir damla petrol milyonlarca insanın akan kanından daha değerlidir.

Şimdi yine birileri "dış politikada Konjonktür neyi el veriyorsa öyle hareket edilmesi ve İlmi siyaset yapılması gerekir" diyecekler ve Süleyman Demirel'in " Dün dündür bugün bugündür" politikasından dem vuracaklar.

Tamam diyelim ki tüm bunları geçtik ve ABD ile aramızdaki geçmişteki olaylara sünger çektik.Ancak Türkiye'yi Libya'da bekleyen bir başka tehlike ise Rusya ile Türkiye'nin  tekrar düşman hale gelebilme riski!!!  

Rusya Libya'da bir çok konuda imtiyazlı anlaşmalara imza atarak bölgede çok büyük bir inisiyatif elde etti. Rusya bu alan hakimiyetini ve avantajlı durumu ABD ve Nato'ya kaptırmak ister mi?

Kabul edelim ki Rusya şu anda hem Suriye'de ve hemde Libya'da büyük bir güç haline geldi.Türkiye Rusya ile yeniden düşman hale gelirse ABD yine Türkiye"yi yarı yolda bırakabilir!

Ayrıca son günlerde Libya’da olaylar Türkiye ile Mısır arasında doğrudan bir savaşa doğru gidiyor. Bu olursa Suudi Arabistan ve BAE''nin dahil edilmesi Ile büyük bir savaşın içerisinde kendimizi bulabiliriz! 

İsrail,Yunanistan ve GKRY'nin de istediği tam da bu! Çünkü Türkiye ile Mısır'ın Libya üzerinden savaşması işlerine gelir ve Doğu Akdeniz üzerindeki enerji koridorunda alan hakimiyetini tamamen ellerine geçirmiş olurlar!

Türkiye'nin Akdeniz'e sondaj gemisi göndermesi ile başlayan süreçte ABD başta olmak üzere AB ülkeleri ve Fransa hep birlikte Türkiye'yi Akdeniz ve Libya'da işgalci olarak itham eder bölgede bulunan Mısır, Bae ve Suudi Arabistan'ı da kışkırtarak Türkiye aleyhine propaganda yapmaya başladılar.  

Akdeniz'de Türkiye'nin önemli hamlelerinden rahatsız olan Fransa,
ilk günden başlayarak Yunanistan ve GKRY'ne hamilik yapmaya başladı. 

Fransa Cumhurbaşkanı Emanuel Macron'da3 gün önce yine Akdeniz üzerinden Rum kesimine destek vermeye devam ederek Türkiye'ye tehditler savurmaya devam etti!

Macron, “Akdeniz’in doğusundaki güvenliği özellikle Türkiye olmak üzere diğer aktörlere bırakmak çok ciddi bir hata olur. Bu Avrupa için bir seçenek değil ve Fransa bunun olmasına izin vermeyecek"

Macron daha da ileri giderek “Akdeniz’in bu bölgesindeki enerji ve güvenlik konuları iki ülkemiz için hayati bir öneme sahip. Türkiye ve Rusya bu bölgede güç mücadelesini yüzümüzün önünde daha da çok belirgin bir şekilde yapıyorlar ve Avrupa Birliği buna karşı çok az şey yapıyor. Buna asla müsaade etmeyeceğiz" açıklamasında bunarak AB ülkeleri ve ABD'yi Akdeniz'de Türkiye"ye karşı ortak tavır almaya çağırdı!

Nitekim ABD F-35 ile ilgili bir yeni karar alarak S-400 gerekçesiyle Türkiye'ye verilmeyen 8 F-35A uçağı, ABD Hava Kuvvetleri'ne devredildi. Pentagon bu uçakları üretici firmadan satın aldı.
Oysa Türkiye 9 ülkenin yeraldığı projede F-35'ler için 2.5 milyar dolar 
ödemişti.

ABD bununla da kalmayarak Türkiye, F-35’in resmi internet sitesinden ”Küresel Katılım” bölümünden de çıkarıltılarak liste yeniden güncellendi. 

Gerçi bu karar bizim için şer gibi gözükse de Türkiye bunu kendi lehine bir avantaja çevirebilir. 
Türkiye ABD'nin bu kaypak ve şantaja dönük davranışından bir ders çıkartarak "Milli ve Yerli Harp Sanayisine' daha da hız vererek kendi silahlarını tam kapasite üreterek "tam bağımsızlık" yolunda emin adımlarla yoluna devam eder.

Star Gazetesi yazarı Arda Zentürk'ün  deyişiyle ABD ile her konuda  hareket etsek de, S-400’leri depoya kaldırsa da Amerikalılar F-35’leri bize vermeyecek. 2016'dan bu yana iadesini istediğimiz  FETÖ elebaşını teslim etmeyecek ve asla ve asla PKK müttefikliğinden vaz geçmeyecek, en sıkışık anımızda bile SWAP Anlaşması yapmayacak, aksine, ekonomik ambargo için her fırsatı deneyecek.

Türkiye son günlerde ABD'nin S-400 Hava Savunma Sistemleri, F-35 ve özellikle PKK/PYD konusundaki çok yüzlü kaypak politikasından sonra sanki Libya'da birlikte hareket edeceğini belirttiği ABD'den umudu keserek Rusya ile yeni bir müttefikliğe yelken açacak gibi gözüküyor.

Türkiye ile Rusya arasında Libya üzerinden yeni bir gelişme masada.
Her iki ülke, aralarında 'Ortak çalışma grubu ' kurulması için biraraya gelerek hem Libya ve hemde Suriye/İdlib'de çözüm arayışını birlikte yürütecekler.
Tabi ABD bu durumu sabote etmezse şayet!

Umarım kurulması düşünülen bu ortak çalışma grubu  kadük kalmaz. Zira son günlerde Türkiye Libya'da Rusya Ile çatıştırılmak isteniyor!

Son aylarda Akdeniz ve Libya'da şanlı tarihimize yakışır bir şekilde şahsiyetli ve bağımsız politika izlemeye başlamışken ve İHA-SİHA gibi yerli silahlarımızı oralarda kullanmaya başlamışken  ABD ve Nato"nun Türkiye'yi yeniden yakın markaja alması bir tesadüf olamaz!

ABD ve NATO Türkiye'nin kendi ayaklarının üzerinde durmasını hiç bir zaman istemez. NATO üyeliği Türkiye'nin ayağına bağlanmış bir zincir ve prangadır.

Türkiye'nin bundan kurtulması için NATO üyeliğinden çıkması lazım.
Belki bu vesileyle Türkiye'de konuşlandırılan ABD ve NATO'ya bağlı İncirlik dahil  20'nin üzerindeki askeri şer üslerini kapatmaya muktedir oluruz 

ABD son günlerde bize şirin gözükmek için Volkan Bozkır kozunu oynamaya başlayarak "ben olmasam Bozkır bu göreve gelemezdi" propagandasını kullanmaya başladı 

Emekli Büyükelçi Volkan Bozkır'ın 178 oy ile BM Genel Kurulu Başkanlığına seçilmesi şüphesiz önemli olup bu konuda ABD'nin Bozkır"ın  seçilmesinde baskısını da unutmamak gerekir.
Bu yolla ABD bizi Libya'da birlikte hareket etmeye zorluyor!

Türkiye hariciye politikasında dikkatli davranmaz ve dengeli bir politika yürütemezse  ABD ve NATO bizi Libya'da büyük bir oyunun içerisine çekebilir ve Türkiye en başta Mısır daha sonra ise Rusya Ile karşı karşıya getirerek Akdeniz'deki mücadelemize ve menfaatlerinize büyük bir darbe vurabilir!

Türkiye'nin ikinci kez "Amerikalılar bizi kandırdılar" dememisi için bu kez çok dikkatli hareket etmek zorundadır. Aksi halde dönülmez bir yola girebiliriz!!!

Allah ülkeyi yönetenlere feraset versin....


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.