• 13.02.2020
Şemsettin Kaya

Şemsettin Kaya

İdlib'de Neler Oluyor?

Tüm dünya ve müslüman coğrafyası ABD Başkanı Donald Trump'ın, Filistin devletinin tamamen yok edilmesini öngören ve arz-ı mevud projesinin önündeki son engelin ortadan kaldırılmasını içeren "yüzyılın anlaşması" denilen sinsi planı tartışırken bir anda 3 Şubat tarihinde Suriye'nin idlib kentinden gelen Beşar Esad güçleri tarafından yapıldığı söylenen Türk askerlerine yönelik alçak pusu haberi ile şok oldu.

3 Şubat'da İdlib'de 8 şehit verdiğimiz birinci kalleş saldırının Erdoğan'ın Rusya ile Kırım meselesi yüzünden arası açık olan Ukrayna'yı ziyaret ettiği gün vuku bulması da oldukça manidardır. Bu ziyaret esnasında Erdoğan, Rusya'nın Kırımı ilhak etmesinin yanlışlığından söz etmiş ve Ukrayna ordusuna 200 milyon yardım edeceğimizi açıklamıştı.

Şüphesiz ki Rusya cephesinden Erdoğan'ın Ukrayna ziyareti ve kırım meselesi ile ilgili "Kırım'ın ilhakını tanımıyoruz. Kırım'ın haklarını korumak için çalışmalarımızı sürdürüyoruz" açıklaması pek hoş karşılanmadığı bir vakıa!

Peki Erdoğan, Rusya ile bir ittifak içerisinde iken ve Türkiye ile Rusya arasında 25 milyar dolarlık bir ticaret hacmi bulunurken neden bir anda Ukrayna'ya bir ziyaret gerçekleştirdi. Acaba Bu ziyareti Türkiye'ye birileri mi dikte ettirmişti yoksa sayın Erdoğan, son günlerde Putin'in Türkiye'ye karşı ikircikli davranışlarından rahatsız olarak ve Putin’e ders vermek için mi bu Ukrayna ziyaretini gerçekleştirmişti?

İşin ekonomik boyutu da ayrı bir mesele. 10 Şubat'da İdlib'de meydana gelen ve 5 şehit verdiğimiz 2.alçak pusunun tarihi de oldukça manidar. Çünkü o gün Rusya'dan gelen Dışişleri ve istihbarat yetkilileri ile Soçi'de varılan "İdlib mutabakatının” yeniden rantabl hale getirilmesi konusu masaya yatırılmıştı. Bu ikinci olay meydana geldikten sonra Türk ve Rus yetkililer arasında yeniden güncellenmesi için kurulan Soçi masası dağılmıştı. 3 Şubat tarihinde İdlib üzerinden yapılan birinci saldırı öncesinde de çok ilginç olaylar meydana gelmişti.

İdlib'de 3 Şubat'da Türk askeri konvoyuna Suriye güçlerince gerçekleştirilen saldırı sonucunda hayatını yitiren beş askerimiz ve üç siville ilgili tartışmalar sürerken, ilginç bir şekilde Rus gazetesi Novoya, 1 Şubat'ta dört Rus istihbarat elemanının Suriye'de öldürüldüğünü açıkladı.

Rus Novoya Gazetesinin ortağa attığı iddiaya göre öldürülen dört Rus istihbaratçının Suriye'nin Keseb kentinde, üst düzey Türkiyeli ve Suriyeli yetkilinin görüşmesinde güvenliği sağlamaları için gönderildiğini duyurmuştu!

Daha sonra bazı kaynaklar öldürülen Rus istihbaratçı sayısının aslında dört değil dokuz olduğu iddia etmişti. Aynı gün yine Lazkiye'de Rus üssünün bulunduğu askeri üsse 2 İHA tarafından ateş açılıyor ve Rusya Savunma Bakanlığı, Lazkiye'deki Hmeimim askeri üssüne saldırı düzenleyen 2 adet İHA'nın vurulduğunu açıklıyordu. Yine aynı gün Humus gaz rafinerisinin vurulması da manidardı.

Yani gizemli olaylar peş peşe geliyordu!!!

Peki, aynı anda hem Lazkiye'de ve hem de İdlib’de saldırı olması tesadüf olabilir mi?

Son yıllarda Lazkiye’nin sık aralıklarla İsrail tarafından bombalandığını da unutmayalım!

Yine aynı gün İsrail ilginç bir taktik ve metod Ile gece yarısından sonra Golan Tepeleri ve Lübnan'ın güneyinden Hizbullah’ın kontrolündeki Kisva, Merç Sultan, Jisr Bağdat ve İzra bölgelerini vuruyordu.

Ayrıca yine önemli bir detay ise gerek İdlib'deki birinci saldırı ve gerekse 2.saldırıda İran yetkililerinin "Suriye rejimi ile Türkiye arasında arabulucu olmaya hazırız" açıklamasında bulunmasıdır.

Acaba İran bu her iki pusuda da Rejim güçlerine örtülü desteği kimin verdiği konusunda şüphelerini dile getirmek mi istemişti. Zira Soçi'de varılan "İdlib mutabakatında İran'ın da imzası bulunuyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan da Ukrayna dönüşü bu konu ile ilgili ve önemli açıklamada bulunmuştu.

Tüm bu olayların hemen akabinde ABD'nin Suriye özel temsilcisi James Jeffrey'in 11 Şubat'ta Türkiye'ye gelmesi de manidardır.

James Jeffrey'in İdlib olaylarından ABD adına ne devşirmek istiyor?

Türkiye'nin Kıbrıs ve diğer yandan da Libya hamlesi sonrasında ABD'nin Yunanistan ile birlikte "Büyük İskender" deniz tatbikatını başlatması bir tesadüf mü? Peki, tatbikatta tarif edilen düşman konsepti Kim?

Türkiye'ye karşı bu ve daha birçok sinsi planları yürüten ABD'nin İdlib üzerinden Türkiye'ye güzelleme yapması tamamen ikircikli bir davranıştır.

PYD/PKK'ya 25 bin tır silah veren ABD'nin İdlib'deki iki hain pusuda şehit düşen askerlerimize taziyelerini sunmaları ne kadar inandırıcı olabilir. Görünen köy kılavuz istemez.

Müttefiklikten söz eden Amerikalılar, Türkiye'nin Fırat’ın ötesine yaptığı Afrin, Zeytin dalı, Barış pınarı gibi harekâtlarına karşı çıkan ABD’nin müttefiklik ayakları bana ikiyüzlü geliyor.

Ayrıca ABD'nin 15 Temmuz hain darbe girişimine verdiği desteği bu millet unutmadı.

ABD'de ister Demokratlar olsun ister Cumhuriyetçiler olsun fark etmiyor ve dış politikalarında esas aldıkları tek şey ABD'nin yüksek çıkarlarıdır. Menfaat onlar için birinci önceliktir.

Geçtiğimiz günlerde de Amerikalı Senatör ve ABD başkan adayı Bernie Sanders "Türkiye, başka bir ülke olan Suriye'ye girdikten sonra ABD'nin müttefiki olamaz" diye açıklamada bulundu.

Adama sormazlar mı ABD on binlerce kilometre öteden gelerek Suriye'de ne arıyor?  Suriye ile kara sınırı 911 km. olan Türkiye'ye bu tehdit müttefikliğin neresine sığar?

Üstelik Türkiye, sizin gibi sözde medeni ve insan havarisi geçinen ülkelerin kabul etmediği ve 2.sınıf insan muamelesi gördüğü Suriyeli 4 milyon kardeşimize sinesini açarak sığınacak bir liman oldu.

Hadi oradan sizi gidi emperyalistler sizi...

İdlib'deki son karanlık hadiseler sonrasında Rusya ile Türkiye arasındaki müttefiklik sona erebilir ancak Türkiye'yi bekleyen en büyük problem ABD ile yeniden müttefik olduğumuzda Suriye'nin kuzeyinde bize dayatılacak bir Kürt devletinin Türkiye'ye yeniden dayatılması meselesidir.

Türkiye'yi yönetenler şunu asla unutmamalı ABD bölgedeki ülkeleri bölmeden asla gitmez. Çünkü İsrail'in güvenliği Suriye başta olmak üzere diğer ülkelerin bölünmesinden geçiyor.

Özellikle Suriye 3 parçalı bir devletçilik haline getirilecek. Irak ha keza yine aynı şekilde. Yani 2001 yılında Condoleezza Rice’ın gündeme getirdiği 22 ülkenin coğrafyasında değişiklik yapılmadan ABD asla ve asla bu coğrafyayı terk etmez.

Peki, Türkiye ile Suriye muhtemel bir savaşa girerse Suriye'den atılacak Rus füzelerini bizim Rusya’dan aldığımız S-400'ler tarafından imha edilebilir mi? Rusya bunu kullanmaya müsaade eder mi bu konu da ayrıca tartışılması gereken bir mevzudur.

Önümüzdeki günlerde Rusya ile aramızda yeni bir S-400 krizi çıkabilir!

Şüphesiz ki konunun en önemli boyutunu Türkiye ile Rusya arasında imzalanan ekonomik, askeri, turizm ve enerji gibi anlaşmalar oluşturuyor. Olası bir gerginlik ve kavga her iki ülke açısından büyük sıkıntılar meydana getirir. Çünkü Türkiye ile Rusya arasında yaklaşık 25 milyar dolarlık bir ticari iş hacmi mevcut.

Akkuyu Nükleer tesisi, Türk Akım, Mavi Akım ve S-400 projesi gibi yatırımlar sekteye uğrar. Ayrıca Türkiye'nin doğalgaz ihtiyacının büyük çoğunluğunu da Rusya'dan temin ettiğini göz ardı etmemek gerekiyor.

2030 yılı itibariyle, Türkiye'nin enerji ihtiyaçlarının %6'sının Akkuyu tarafından sağlanacağı tahmin edilmektedir.

Yani sözde bazı güvenlik ve strateji uzmanlarının televizyonlarda arz-ı endam ederek "Beşar Esad'ın arkasında Rusya olsa ne yazar, Türkiye büyük ülke ve gerektiğinde Rusya'ya da gider yaparız" gibi kahve ağzı ile konuşmak çok kolay. Hani Türkçemizde güzel bir deyim var ya "bekâra karı boşanmak kolay" diye.

Devlet, duygusallıkla değil kamu diplomasinin ve devlet aklının gerekliliğini yerine getirmekle yönetilir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan da Ukrayna gezisi sonrası uçakta gazetecilerin sorularını yanıtlarken, "Öfke ile kalkan zararla oturur" diyerek Rusya ile Rusya arasındaki ilişkilerin ekonomik boyutuna vurgu yapmıştı.

Ancak her ne hikmetse Erdoğan'ın Rusya için kırmızıçizgi oluşturan kırım meselesi ile Rusya’nın hoşuna gitmeyen beyanda bulunması ilerisi için umarız Türk Akım projesine sekte vurmaz!

Zira Rus doğalgazını Karadeniz ve Türkiye üzerinden Doğu Avrupa ülkelerine taşıyacak olan Türk Akım projesi ile Rusya Ukrayna'yı doğalgaz ticaretinde transit bölge olmaktan çıkarma hedefini güdüyor.

Rusya Federal Gümrük Servisi’ne (FTS) göre Rusya ile Türkiye arasındaki ticaret hacmi 2018 yılında bir önceki yıla kıyasla yüzde 15,7 artarak 25.561 milyar dolara ulaştı. Ayrıca hem Rusya'dan Türkiye'ye ihracatta hem de Rusya'nın Türkiye'den ithalat miktarında önemli bir artış gözlendi.

Peki, İdlib'e yapılmak istenen ne? Mehmetçiklerimize yapılan son iki kahpe pusuda Rejim güçlerinin arkasında Rusya ve İran mı var yoksa ABD-İsrail ortaklığı Türkiye, Rusya, Suriye ve İran'ı karşı karşıya getirmek mi istiyor?

Bölgede İsrail'in planlarını göz ardı etmemek gerekiyor.

ABD Başkanı Trump'ın "Golan Tepeleri İsrail'e aittir" diktesi boşuna değildi!

İsrail'in 1967 yılında Golan'ı işgal ettiğinde bu tepenin sadece basit bir tepeden ibaret olduğunu düşünenler zaman geçtikçe bu fikirlerinde yanıldıklarını çok geç anladılar ancak nafile. Çünkü Golan tepesi hem stratejik ve hem de zengin hidrokarbon rezervi yönünden çok büyük öneme haizdi.

Golan'ı İsrail için cezbedici kılan nedenlerin en başında İsrail'in, tatlı su ihtiyacının 3'te birini buradan karşılıyor olması geliyor.

Yine Golan Tepesinin bir yandan Filistin’i, bir yandan da Ürdün ve Lübnan’ı da kontrol etmek açısından İsrail’e hem jeostratejik hem de güvenlik açısından önemli avantajlar sağlıyor.

İsrail, Suriye ile yaşanacak olası bir savaşta burayı tampon bölge olarak kullanmayı hesaplıyor. Golan tepesi Şam'a sadece 60 km. uzaklıkta elde ediyor.

Uluslararası hukuka göre Suriye toprağı kabul edilen ancak fiilen İsrail işgali altında bulunan tepelerin Lübnan ve Ürdün'le de sınırı bulunuyor.

Yahudilere ait kutsal metinlerde Golan'a atıfta bulunularak Yahudilerin gözünde bu bölge kutsallaştırılıyor. Tıpkı Kudüs gibi!

Suriye’nin güneyinde faaliyet gösteren silahlı grupların İsrail tarafından niçin finanse edildiği ve İsrail yapımı füzelere sahip olması her şeyi özetliyor aslında.

2010'dan bu yana bölgede faaliyet gösteren İsrail ve ABD başta olmak üzere daha sonra bir uçak hadisesi ile Suriye ve dolayısıyla Akdeniz'de sıcak denizlere inen Rusya'nın tek amacı Suriye üzerinden Doğu Akdeniz doğalgaz ve diğer enerji koridorlarını ele geçirmek içindir!!!

Peki bu işin hem ekonomik ve hem de insani anlamda ceremesini çeken Türkiye'ye neden operasyon çekilmek isteniyor ve Türkiye nerede yanlış strateji uyguluyor?

Türkiye, bölgesel politikasında bir türlü denge politikası yürütemiyor. Tabiri caizse merdaneli çamaşır makinaları gibi bir sağa bir sola gidiyor. Irak politikası tam bir hezeyan. Suriye'de hem ABD ve hem de Rusya arasında bir sıkışmışlık hali yaşanıyor.

Türkiye yeniden denge politikası yürüterek bölgede ABD ve diğer ülkelerin menfaatinden çok kadim bir ülke olarak bölgede yer alan tüm Müslüman ülkelerle dostane iyi ilişkiler içerisine girmek zorundadır.

Her şeye rağmen ve geçmişe bir sünger çekmek suretiyle Suriye yönetimi ve bölgedeki tüm meşru aktörlerle kamu diplomasi yürüterek Suriye'nin toprak bütünlüğünün korunmasında rol oynamalıdır. Aksi halde ABD ve emperyalist ülkelerin Suriye ve Irak ekseninde kurmak istediği Kürt devletinin kurdurulmasına engel olamaz.

Türkiye sayın Erdoğan'ın "Suriye’de Amerika, Rusya İran kimi Avrupa ülkeleri koalisyon güçleri adı altında var, Körfez ülkelerinden bazıları var, PKK terör örgütü var, az da olsa bırakılmış DEAŞ kalıntıları var. Suriye’de herkes var elbette Türkiye de var." dediği Suriye'de olmalı ancak

Türkiye kendi stratejini belirlemeli ve ABD ve Rusya'ya bağımlı kalmamalıdır.

Türkiye bir dönemlerde adeta yol geçen hanına dönen sınır güvenliğini politikasını mutlaka ama mutlaka yeniden gözden geçirmek zorundadır. Aksi halde şu anda hem Suriye rejimi ve hem de Rusya tarafından bombalanarak Türkiye sınırına kadar gelmiş olan idlib'deki 2 milyona yakın Suriyeli'nin Türkiye'ye girmesi sorunu ile karşı karşıya gelebiliriz. Buda zaten zor durumda olan Türkiye ekonomisine büyük yük bindirmek demektir.

Allah yardımcıları olsun elbetteki İdlib insani bir dram yaşıyor ve bu mazlumların tek sığınağı Türkiye’dir ancak Türkiye yeni bir göç dalgasını daha kaldıramaz!

Suriye'deki sığınmacılar konusunda Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletlerin daha önceki vaatleri ve iki yüzlü davranışları malum ve Türkiye bir kez daha bu yalancı güruhlara güvenirse bir kez daha hüsrana uğrayabilir. Trump'ın Tayyip Erdoğan ile son görüşmesinde ortaya attığı "Suriyelileri Türk vatandaşlığına alın" fikri Türkiye'nin demografik yapısının bozulmasına ve ileride de iç savaşa yönelik sinsi planları içeriyor.

Yıllardır Türkiye'yi Kürt-Türk, Alevi-Süni ve Laik-Anti laik planlarını ile bölemeyen emperyalist zihniyet bu kez Türkiye'ye Suriyeli göçmenler üzerinden kurmak isteyebilirler.

Türkiye adalet ölçeğinde bu sorunu çözmeli.

Ezcümle Suriye düzleminde İdlib'de son kalleş pusular üzerinden Türkiye'ye çok büyük oyunlar oynanıyor! İdlib ekseninde Türkiye oyalanırken ABD, İsrail ve hatta Rusya’nın da dolaylı olarak destek verdiği Suriye'deki Kürt Devletinin kurulması konusunda "cambaza bak cambaza" oyunu ile Türkiye'yi tamamen İdlib ile oyalıyorlar. Türkiye'ye bu yolla Fırat'ın doğusunda ve Irak'ın Kuzeyinde son zamanlarda neler oluyor noktasında adeta bir perdeleme yapıyorlar.

Sahi Fırat'ın doğuşu ve Irak'ın kuzey bölgesinde neler oluyor ve PYD ve PKK'nın üst düzey yetkilileri kimlerle kucak kucağa?

Umarım yakın zamanda ABD ile yeniden müttefik ve stratejik kanka olduktan sonra bize göre Şahin Cilo, ABD'ye göre Mazlum Abdi ile dostumuz ABD ve BM aracılığıyla masaya oturtulmayız.


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.