• 17.10.2019
Şemsettin Kaya

Şemsettin Kaya

Erdoğan'ın Suriye üzerinden derin stratejisi  ve iç siyasete yansıması-2

 

Türkiye'nin Suriye'de düzenlediği "Barış Pınarı Harekatı"ile Erdoğan iç politikada şu kazanımları elde etti.

1-)  Erdoğan Suriye operasyon ile Akparti'den kopuşların ve istifaların önüne tamamen şet çekti.Zira Akparti gerek 31 Mart tarihinde Türkiye ve gerekse de 23 Haziran yerel seçimlerinde büyük bir yenilgi almıştı. İşte bu sınır ötesi operasyon, tekrar Akpartiyi birinci parti konumuna getirecek gibi görünüyor.

2-) ERDOĞAN'ın Suriye'de PYD/YPG ve İŞİD'e  yönelik sınır ötesi operasyonu Akparti’den istifa eden eski Başbakan Ahmet Davutoğlu ve eski Bakan Ali Babacan’ın önderliğinde kurulacak iki ayrı partinin daha kurulmadan 'PREMATÜRE' doğmasına ve halk tabanında da kabul görmesinin önüne şimdiden set çekmiş görünüyor.

Artık bu tarihten sonra Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu parti kursalar bile halk nezdinde taban bulamazlar ve bulamayacaklardır.

3) Suriye'de yürütülen "Barış Pınarı Harekatı" Tayyip Erdoğan'ın "Beka meselesi" söylemini daha da pekiştirerek artık bundan sonra muhalefetin "hükümet her şeyi beka meselesi gibi göstermeye çalışıyor"  itirazları "Vatana ihanet" gibi gösterilmeye yetecek! Bu durum belki  ERDOĞAN'ın elini güçlendirir ancak öte taraftan da Türkiye'nin iç barış ortamına da çok büyük ve telafisi nümkün olmayan zararlar da getirebilir !

4-) “Barış Pınarı Harekâtı” iç politikada Erdoğan’a "Cumhur İttifakı" anlamında da elini çok güçlendirdi ve düşen ve diğer partilere giden oylarını tekrar partisine yeniden dönmesini sağladı.

Hepsinden önemlisi son günlerde kamuoyu nezdinde yapılan seçim anketlerinde oyu yüzde 30'un altında gözüken Akparti ve buna mukabil oyları yüzde 16 bandına çıkan MHP'deki  "Milliyetçi oylar" Barış Pınarı Harekatı" sona erdiğinde yeniden Akpartiye gidebilir. Her ne kadar Cumhurbaşkanı Erdoğan "Cumhur İttifakı devam edecek ve terörle iltisaklı olmayan diğer başka partilerle de ittifak yapmaya hazırız" diyerek İYİ Parti ve Saadet Partisine gönderme yapsada "Barış Pınarı Harekatı" ile belki bundan sonra bu partilere de ihtiyaç duymayabilir ve Tayyip Erdoğan büyük ihtimalle 2020 yılı için bir erken seçim kararı  alarak Ak parti  tek başına yeniden iktidar olabilir.

5-) “Barış Pınarı Harekâtı” şu an için HDP'ye oy veren Kürt seçmeninde AKP ve Erdoğan’a karşı bir kızgınlık yaratsa da yine de Kürt seçmeninin çoğunluğunun oyu tekrar Akparti'de toplanacak gibi görünüyor. Zira bunun iki temel sebeplerinden biri HDP ve HDP büyük ihtimalle seçimlere sokulmayabilir. Çünkü HDP'nin kapatılması seçenekler arasında. Bu nedenle HDP kapansa  Kürt seçmeni CHP'ye oy verir diyenler bir kez daha büyük yanılgı içerisine girebilirler.

Çünkü CHP için  adeta"iki ucu iğneli fıçı" olan "Tezkere" oylamasında mecburen oy vermeleri  ana muhalefet partisi CHP’ye karşı bir küskünlük meydana getirerek Kürtlerin oylarının Akparti'de bloklaşmasını sağlayacak. 

Her defasında Alternatif üretemeyen muhalefet partileri ERDOĞAN için "kötü siyasetçi"  diyenler bir kez daha bu söylemlerinde yanıldılar. Çünkü ERDOĞAN Suriye'deki "Barış Pınarı Harekatını" Amerikalı yetkililer ile birlikte 31 Mart seçimleri öncesi  planlamıştı. Ancak adına ister üst akıl deyin, ister Akparti'yi iktidara getiren ve tekrar iktidarda kalmasını isteyen "saikler" deyin ancak bu operasyonun 31 Mart seçimleri sonrasında ve  beklenen Akparti seçim yenilgisi sonrasına, yani geçen hafta içerisinde planlanmasına karar verilmesi tek kelime ile adeta bir mimar edasıyla ve statiği ince hesaplanmış kusursuz  stratejik bir planı içeriyor. Yani  9 Ekim tarihi tesadüf seçilmiş bir tarih olnsyıp tam aksine bilinçli seçilmiş bir tarihtir!

Erdoğan burada da ince bir taktik yürüterek Suriye ve Irak tezkeresini TBMM 'ye getirip CHP ile HDP'nin  tezkeredeki tavrına göre strateji belirledi. CHP "tezkereye" Hayır dese vatan haini olarak tarihe geçecekti yok eğer 'Evet' dese  bu kez 31 Mart ve 23 Haziran yerel seçimlerinde ittifak yaptığı HDP ve bazı kürt seçmenleriyle ters düşecekti.

Nihayet CHP kemal kılıçdaroğlu'nun tabiriyle "istemeyerek de olsa tezkereye evet demek zorunda kaldı ve "Ne İsa'ya nede Musa'ya" yaranabildi.!

Bu durum ERDOĞAN'ın elini bir kez daha güçlendirdi.

6-) Cumhurbaşkanı ERDOĞAN,her defasında sürekli  ekonimimizin bu hale gelmesinde dış güçlerin , ABD  ve Rahip Brunson'un ve faiz lobisinin sorumlu olduğunu söylesede son yıllarda zamlardan ve artan hayat pahalılığı,vergiler ve özellikle rant ekinomisi ve rüşvetin ülkeyi bu hale getirdiğine inanmaya ve ikna olnaya başlamışlardı. Hatta halk "yahu hani Cumhurbaşkanınız ekonomimiz dünyanın en iyi ekonomisine sahip, yedi düvel gelse bir şey olmaz.Biz öyle,bir vakitler gibi kitap fırlatma hadisesi ile ekonomiyi mahveden hükümetlere benzemeyiz.Ey ABD,ey brunson feriştanız gelse bizim ekonomimize bir şey yapamazlar" diyordu.Ne oldu da ekonomiyi ABD Brunson üzerinden mahvetti.Hani Türkiye dünyanın en büyük ekonomisine sahipti deyip İstanbul, Ankara başta olmak üzere bir çok Büyükşehir belediyelerinde Akpartiyi cezalandırnıştı.İşte Suriye'ye yapılan askeri harekatın ikinci gününde ABD  Başkanı Trump’ın, Suriye’deki harekâtta “sınırı aşması halinde” Türkiye ekonomisini tamamen yok edip ortadan kaldırmakla tehdit etmesi,  Erdoğan'ın imdadına yetişerek adeta ekonominin kötü giden durumunu dış nedenlere ve Amerikan komplosuna bağlamasında sayın ERDOĞAN'ın elini güçlendirdi!

Siyaset bilimciler ve dünyadaki tüm pkkitikacılar Politikada tesadüflere yer olmadığını bilir ve "Kamu Diplomasinin" ne kadar önem arz ettiğini de iyi bilirler! Bazen liderler arasındaki  ilişkileri "Dış ilişkiler uznanı ve Kamu diplomasisinde etkin ve yetkin danışmanlar sağlarlar.

Bilmem anlatabildim mi?

Ez cümle Suriye'ye yapılan  sınır ötesi operasyonu mutlaka her şartta elzemdir.Türkiye, tüm emperyalist zihniyetlere rağmen bu operasyonu başarı ile yürütüyor.

Ancak işin üzüntü veren tarafı ise TSK ve Milli kuvvetlerin  ABD,İSRAİL ve onun işbirlikçileri "Arap Birliği"ne rağmen tüm kararlığı Ile operasyona devam ederken bizden gördüğümüz,ancak hiçte öyle olmayan  KKTC'nin 'Annan planı' savunucusu gafil lideri Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı'nın bu operasyona karşı tavır almasıydı.!

Türkçemizde güzel bir söz var "Keser döner,sap döner,gün gelir hesap döner" diye. Mustafa Akıncı kendi bindiği dalı keserek hem Türkiye ve hem de kıbrıs türk halkının gözünden düşerek itibarsız hale gelmiştir.

Artık bundan sonra Mustafa Akıncı'nın KKTC Cumhurbaşkanı sıfatı da meşruiyetini kaybetmiş ve derhal istifası gerekmektedir.


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.