dclisans
  • 09.04.2020
Şemsettin Kaya

Şemsettin Kaya

Erdoğan "Tekalif-İ Milliye"yi neden ortaya attı?

Tüm Dünya ve Türkiye Mart ayından bu tarafa on binlerce can alan ve yüzbinlerce ve hatta milyonlarca insanı pandemik salgın haline getiren 'Koronavirüs' vakasıyla yatırıp kalkarken 'Yeni Dünya Düzeni' Saikleri dünya üzerinde kurguladıkları tüm planı ve projeleri adeta bu virüs ile perdelediler. Özellikle Siyonizm ve evanjelizmin yakın markajında olan Doğu Akdeniz ve Ortadoğu'da neler oluyor? Konusunda sağlıklı bir bilgiyi alamaz olduk.

İster istemez Koronavirüs meselesi ülkemiz içinde birinci gündem maddesi haline geldi. Daha önceleri bu konu ile ilgili tüm açıklamaları Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın ağzından duyarken son günlerde ise Cumhurbaşkanı Erdoğan aracılığıyla bu konu gündeme getirilmeye başlandı!

Cumhurbaşkanı Erdoğan dünyayı etkisi altına alan "Koronavirüs" vakası ve gündemle alakalı olarak önceki gün yaptığı açıklamalar sırasında birçoğumuzun bilmediği ve ilk defa duyduğu 7 Ağustos 1921 yılında yayınlanan Tekâlif-i Milliye yasasından da bahsetti.

Peki, bayram değil, seyran değil Erdoğan, 1921 yılındaki bu yasayı ne için gündeme getirmişti?

Yoksa bizim bilmediğimiz bazı tehlikeli durumlar vardı ve bunlar bizden mi saklanıyordu. Bu tehlikeyi sezen "Milli Devlet aklı" bu konuyu Cumhurbaşkanı üzerinden mi halka duyurmak istiyordu?

Peki, toplumun ve hatta bir çok genç siyasetçinin bile bilmediği Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın gündeme getirdiği "Tekalif-i Milliye" Nedir?

Osmanlı Devleti İttifak Devletleri safında katılmış olduğu Birinci Dünya Savaşı’nı kaybederek Mondros Mütarekesi’ni imzalamak zorunda kalmıştı. Savaştan galip ayrılan İtilaf Devletleri Mütareke’nin imzalanmasından kısa bir süre sonra Osmanlı topraklarını paylaşmak üzere işgal hareketini başlatmışlardı. Yabancı işgal karşısında sessiz kalmayı içine sindiremeyen Türk Milleti tepkisini göstererek Mustafa Kemal Paşa önderliğinde bir direniş harekâtı başlatmıştı.

Millî Yükümlülükler ya da Milli Vergiler olarak adlandırılan ve Kurtuluş Savaşı'nın dönüm noktalarından olan Sakarya Meydan Muharebesi öncesi ordunun ihtiyacını karşılamak ve Sakarya Savaşı'na hazırlanmak için Başkomutan Mustafa Kemal Paşa'nın kanunla kendisine verilen yasama yetkisini kullanarak yayınladığı "Ulusal Yükümlülük" emirleri olan bu kanunu biranda gündeme getirmişti?

Ordunun donatılması ve güçlendirilmesi amacıyla 7-8 Ağustos 1921’de Tekâlif-i Milliye (Milli Vergi) Emirlerini yayımlamıştır. Türk Ordusunun ihtiyacı olan yiyecek, giyecek, silah, cephane, ulaşım, haberleşme, sağlık vd. her türlü malzeme ve hizmeti kapsayan Tekâlifi Milliye Emirleri, Milli Mücadele’nin sonuna kadar uygulanmıştır.

Savaş kararları çerçevesinde çıkartılan ve on maddeden oluşan Tekâlif-i Milliye içerisinde ilginç maddeler mevcuttu.

-Derhal Komisyon kurulacak ve Halk, elindeki silah ve cephaneyi 3 gün içinde orduya teslim edecek.

-Yiyecek ve giyecek maddelerinin %40'ına el konacak ve bunların karşılığı daha sonra geri ödenecek.

-Ticaret adamlarının elindeki her türlü giyim eşyasının %40'ına el konacak ve bunların karşılığı daha sonra geri ödenecek.

-Her türlü makineli aracın %40'ına el konacak.Halkın elindeki binek hayvanlarının ve taşıt araçlarının %20'sine el konacak.

-Sahipsiz bütün mallara el konacak.

-Tüm demirci, dökümcü, nalbant, terzi ve marangoz gibi iş sahipleri ordunun emrinde çalışacak.

-Halkın elindeki araçlar bir defa olmak üzere 100 km'lik mesafeye ücretsiz askeri ulaşım sağlayacak.

"Tekâlif-i Milliye Emirleri" bir taraftan da  vergi mahiyetindeki uygulamayı içeriyordu.

Tekâlif-i Milliye Komisyon üyelerine hiçbir komisyon ve ücret ödenmeyecek şartı da konulmuştu.

Peki, 2003'ten beridir iktidarda bulunan ve daha önce Başbakan ve şimdide Cumhurbaşkanı makamında oturan Erdoğan ve partisi bu ülkeyi yönetmiyor muydu?

O günün şartlarında zor durum için çıkartılan 'Tekâlif-i Milliye" kanunu durduk yere tekrar neden gündeme getirildi. Bir yandan dünyanın en iyi ekonomisine sahip olmakla övünen hükümet neden bu konuyu gündeme getirmişti?

Suriye ve Irak’ta terör örgütlerine karşı devam eden operasyonlar, devlet içerisindeki aşırı israflar ve bazı kamu ihalelerinde devletin menfaatlerinden çok müteahhit ve rantiyecilerin çıkarlarına yönelik 'hazine garantili geçiş İhaleleri' gibi projeler ülkeyi ekonomik bir darboğaza soktu.

Türkiye için 2019 yılı çok zor geçti ve lç ve dış kaynak bulmada oldukça zorlandığı bir yıl oldu. Dış borç ödemelerinin finansmanı için yabancı yatırımcıya her zamankinden daha fazla ihtiyaç var. Türkiye'nin 2019 yılı birinci çeyreği itibariyle sadece dış borcu 454 milyar dolar, dış borç ödemesi ise 176 milyar dolardır.

Malumu üzere 2020 yılı ise Irak ve Suriye'de yürütülen terörle mücadele kapsamında alınan S-400 ve bazı silah alımlarına harcanan para ve birde üstüne tüm dünyayı ve doğal olarak ülkemizi de ekonomik anlamda perişan eden Koronavirüs vakası Türkiye ekonomisini allak bullak etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın son aylarda sıklıkla bahsettiği "Artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacak" sözünden sonra önceki günde

'Halka Sesleniş' konuşmasında da "bundan böyle yeterli üretim, adil dağıtım olacak" vurgusunu yapması Türkiye'nin ekonomik olarak zor durumda olduğunun adeta bir itirafı gibiydi.

Türkiye için 2020 yılı çok ama çok sıkıntılı geçecek. Bu durumu yani Devletin sıkıntı içerisinde olduğunu halka izah etmekten çekinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, halka  "Ekonomik sıkıntılar had safhada yanı başımızda her an bir savaş patlak verebilir ve bu savaş bize de sıçrayabilir. Böyle bir durumda tıpkı 1921'de çıkartılan "Tekalif-i Milliye" gibi yeni bir vergi ve ekonomi paketini yürürlüğe sokabiliriz" demeye getirerek halkı bu yöne kanalize ediyor gibi!

Gerçekten de Avrupa’yı ve dolayısıyla Türkiye'yi de içine alabilecek bir savaş senaryosu ABD tarafından kurgulanmıyor değil!

Malumu üzere her yıl Avrupa’da NATO’nun en büyük tatbikatlarından biri olma özelliği taşıyan “Europe Defender (Avrupa Savunması) ” tatbikatı düzenleniyor.

Bu yılki "Europe Defender 2020 tatbikatı" Şubat ayı içerisinde Polonya da başlamıştı.

O tarihte Polonya Hükümeti Güvenlik Merkezi bülteninde “Tatbikatın temel hedefi, ABD ordusunun kara kuvvetlerini ABD'nin derinliklerindeki üslerden doğu kıyısındaki limanlara ve daha sonra Avrupa'daki limanlara aktarma yeteneğini test etmek olacak” diyerek bu tatbikatın NATO’dan ziyade ABD'nin bir planı olduğunun altını çizmişti.

Bu yıl yapılan bu tatbikata 16 Avrupa ülkesi ve Ukrayna ile Finlandiya katılırken Türkiye ise Yunanistan ile arasındaki esen soğuk rüzgârlardan dolayı bu tatbikata katılmamıştı.

O tarihte başlayan tatbikatta 25 bin ABD askeri olmak üzere 40 bin asker ve 33 bin askeri teçhizat Ile birlikte Almanya’dan başlanarak Rusya sınırına kadar tanklar adeta Avrupa sokaklarında gövde gösterisinde bulunulmuştu.

Bu tatbikatta verilmek istenen Ana temada ise oldukça manalı ve tam bir provokasyona yönelik bir planı içeriyordu.

Batıda Estonya-Bulgaristan hattına askeri yığınak yapılarak sevkiyatın bir bölümü ise Gürcistan’a aktarılacak ve böylece Rusya batıdan ve güneyden kıskaca alınacak.

ABD Kongresi’nin Demokrat üyesi John Garamendi, ülkesinin 2020 yılında Avrupa’da Soğuk Savaş'tan bu yana en büyük askeri tatbikatını gerçekleştirmeyi planladığını belirterek tatbikatın amacının farklı ordular arasındaki işbirliğini güçlendirmek olduğunu belirterek adeta bu işbirliğinin Rusya'ya karşı olduğunun altını çizmişti.

28 Şubatta yapılan bu yılki tatbikatın Mayıs ayına kadar sürmesi planlanmıştı. Ancak malumu üzere daha sonra tüm dünyada Koronavirüs vakası görülmüş ve

ABD bunu bahane ederek askerlerini Almanya başta olmak üzere 7 Avrupa ülkesine göndermişti.

Peki, tüm dünyayı ve bilhassa da Avrupa’yı saran Koronavirüs vakası rağmen ve üstelik te tüm dünyaya "önlem alın, evlerinizde oturun ve maskesiz, eldivensiz çıkmayın" diyen Amerika neden 40 bin askerini hiç bir önlem almadan ve maskesiz Avrupa sokaklarında gezdiriyor?

ABD'nin bu kararından sonrada aynı şekilde Rusya’nın da koronavirüs vakasını bahane edip İtalya üzerinden Avrupa’ya asker göndermesi sanki bir savaşın planları gibi duruyor.

 Rusya sürekli olarak NATO ve ABD'nin kendi sınırına askeri yığınak yapmasından ve bu türden provokasyonlara duyduğu rahatsızlığını dile getiriyor. Ancak buna rağmen Amerikalılar bu tür tatbikatları çoğaltarak adeta Rusya’yı büyük savaşın içinde çekmek için zemin hazırlıyor.

İşte Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın dün itibariyle Türkiye gündemine tartışmaya açtığı "Tekâlif-i Milliye" meselesi basit bir mesele olmayıp hem ABD'nin Avrupa ülkeleri ile Rusya’yı karşı karşıya getirmeyi içeren derin planları neticesinde kapımıza kadar gelecek savaşı öngören ve hem de Türkiye'nin içerisine düştüğü ekonomik sıkıntıların verdiği ağır yükten dolayı "Tekakif-i Milliye" meselesini ortaya attı.

Peki, soru şu Rusya ve ABD-NATO Ülkeleri karşı karşıya gelirse Türkiye bu durumdan nasıl etkilenir? Çünkü Türkiye bir NATO ülkesi öte taraftan da Rusya ile Suriye bağlamında ve 25 milyar dolarlık askeri, enerji. Turizm ve daha bir dizi stratejik anlaşmaları ve komşuluk ilişkisi mevcut.

Dünya Kamu diplomasisinde çok önemli bir kaide var. "Tüm dünya ve yakın komşularla iyi ilişkiler"

Son yıllarda Türkiye'nin ABD, Rusya, Avrupa ülkeleri ile ve yakın Komşularıyla ilişkileri ortada.

Bu durum Türkiye için birçok riskleri de beraberinde getirebilir!

Allah, Türkiye'yi muhafaza buyursun ve Ülkeyi yönetenlere de basiret nasip etsin.

Türkiye'nin bundan sonraki süreçte ekonomik ve dış politika bağlamında atması gereken önemli adımlar hız kazanmalı.

Ekonomik anlamda atması gereken adımların en önemlisi israf ve rant ekonomisinin önüne süratle geçilmesidir. Bunun yolu da yeniden üretim ekonomisi modeline geçmekle olur.

Şüphesiz ki bir başka konu ise Hazine için adeta bir kabusa dönüşen Devlet geçiş garantili köprü, otoyol, Şehir Hastaneleri, ulaşım ve altyapı gibi ihale edilen hizmetlerin bundan sonraki etapta aynı metotla ihale edilme şekline son verilerek, devlet menfaati gözetilen yeni ihale sistemine geçmektir.

Ak parti iktidarı ile birlikte 2003' ten buyana onlarca kez değiştirilen ihale kanununa son şeklin verilerek devletin menfaatlerini önceleyen yeni bir ihale kanununu süratle hayata geçirmek de bir başka önemli konudur.

Ayrıca Kamu yararı taşımayan ve ihale edilip de yapımına henüz başlanılamayan taahhüt işlerinin iptal edilerek yerine daha rantabl projelerin hayata geçirilmesi de önemli arz etmektedir.

Dış politika bağlamında Türkiye'nin atması gereken en önemli hususun başında ise tüm komşularla yeniden iyi ilişkileri sağlayacak adımlar atarak sıfır sorun politikasına yeniden dönmektir.

Ayrıca tüm dünyanın yürüttüğü kamu diplomasisi dilini iyi kullanarak Türkiye'nin menfaatleri doğrultusunda şahsiyetli dış politika izlemek olmazsa olmazlarımız arasında ilk sırayı almalıdır.

Umarız Sayın Cumhurbaşkanı, 2001'den buyana bir kenara bıraktığı ve üretim ekonomisini önceleyen 'Milli Görüş' politikasını yeniden harekete geçirerek Türkiye’yi o eski şanlı günlerine geri getirir.


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.