• 17.03.2020
Şemsettin Kaya

Şemsettin Kaya

Babacan'dan bu millete "DEVA" olur mu?

Toplumun ve bazı çevrelerin bir beklenti içerisine girdiği ve Ak Parti’nin yerini dolduracağını umut ettiği Ali Babacan 'Demokrasi ve Atılım partisi' DEVA'yı nihayet kurdu.

11 Mart 'da Ankara'da Bilkent Otel’de geniş katılımlı bir basın toplantısı ile parti programını kamuoyuna duyuran Babacan'ın 132 sayfadan oluşan parti programında öne çıkan başlıklar şunlardı: ‘Özgürlükçü, Katılımcı ve Çoğulcu Demokrasi’, ‘Adalet, Hukuk ve Yargı’, ‘Kamu Yönetimi’ ‘Ekonomi’, ‘Sektörel Politikalar’, ‘Sosyal Politikalar’, ‘Kadın’, ‘Gençlik’, ‘Spor’, ‘Kültür Sanat’, ‘Göç Politikaları’, ‘Çevre, Kentleşme ve Afet Yönetimi’, ‘Güvenlik ve Savunma’, ‘Dış Politika’.

Babacan'ın partisinin kuruluşunu ve programını açıkladığı yerin Bilkent Oteli olarak seçilmesi de hayli anlamlıydı. Zira Ak parti de 2001 yılında parti programını bu otelde açıklamıştı!

Ali Babacan'ın parti programı ile Ak Parti’nin 2001 yılındaki programı arasındaki birçok benzerlikler dikkat çekiyor. İki partinin de programında "Serbest piyasa ekonomisi" politikası tüzüğün önemli maddesi arasında.

Kuruluşunda Ak Partiye hangi yabancı ekonomi kuruluşları rota çizmiş ise Babacan'ın yeni kurduğu partisinin ekonomi programının rotasını da aynı mahfiller çizmiş gibi gözüküyor!

2002'de Ali Babacan'ı Ekonomiden sorumlu Bakanlığa öneren İMF, Dünya Bankası, Fischer ve Moody's gibi küresel emperyalist ekonomi kuruluşları Türkiye'ye 1998 yılında ANAP-DSP-MHP koalisyon hükümeti döneminde Kemal Derviş tarafından başlatılan, Uluslararası Para Fonu'nun (IMF) taleplerine paralel ekonomi programını sürdürülmesi konusunda yol haritası çizdiler.

İşte bugün bazı çevrelerin Türkiye'ye can simidi gibi göstermeye çalıştığı Ali Babacan 2001'den 2014 yılına kadar İMF'nin emirleri doğrultusunda ekonomiyi yöneterek Türkiye'nin bugün ki borç sarmalına gelmesini sağlayan en büyük aktördür.

Ali Babacan'ın dün açıkladığı parti programı ve de özellikle ekonomi programı şunu gösterdi ki  'Milli Ekonomi Modelini' bir kenara iterek tekrar AB politikalarını kendisine rehber edinen bir partiden bu millete ve memlekete hiç bir 'DEVA' olmaz!

Ve her şeyden öte istihdam ve üretim ekonomisine yönelik bir çalışmadan söz etmeyen ve o dönemde Ak parti içerisinde Özelleştirmenin en sıkı savunucusu olan Ali Babacan bu kez de yeni kurduğu partisinin iktidar olması halinde Özelleştirme politikasına kaldığı yerden devam edeceğinin ve İMF ve diğer ekonomi kuruluşları ile de gerektiğinde masaya oturacağının işaretini verdi.

Babacan'ın terörle mücadele konusunda izleyeceği yol haritasında da "milli bir refleksi" göremedik.

Ali Babacan FETÖ, PKK ve DEAŞ başta olmak üzere tüm terör örgütlerine karşı hiç bir taviz verilmeden azimle mücadele edileceğini söylerken "Terörle mücadeleyi uluslararası taraflarla işbirliği içinde yürüteceğiz" demesi tam bir akıl tutulmasıdır.

Oysaki 40 yıldan bu yana terörü ve terör örgütlerini finanse ederek destekleyenler Ali Babacan’ın terörü bitirmek için işbirliği yapacağını söylediği uluslararası taraflar olan emperyalist ABD ve Siyonist İsrail'in bizatihi kendileridir.

Ali Babacan'ın "Türkiye son yıllarda PKK, FETÖ, DEAŞ terör örgütleriyle hem kendi sınırları içerisinde hem de bu terör örgütlerinin yuvalandığı sınır ötesi kaynaklarda, mücadele etti, etmeye de devam ediyor" açıklaması kendisi ile çeliştiğini ortaya koyuyor.

Babacan bir yandan Ak Parti’nin terörle mücadelesindeki başarısının altını çizerken öte taraftan da toplum nezdinde kendisine şu sorunun sorulmasına da sebebiyet veriyor.

Madem Ak parti terörle mücadelede başarılı o halde bu ülke size ve partinize neden ihtiyaç duysun?

Sizde terörle mücadele edeceğinizi söylüyorsunuz Ak parti de terörle mücadele ediyor.

Sizde Liberalizmi savunuyorsunuz AK parti de savunuyor.

Sizde iktidara geldiğinizde Özelleştirme politikalarına devam edeceğinizi söylüyorsunuz Ak parti de tam gaz Özelleştirme politikasına devam ediyor.

İktidara gelince AB ile tam üyelik müzakerelerine kaldığınız yerden devam edeceğinizi taahhüt ediyorsunuz Ak parti de AB ile tam gaz müzakerelere devam ediyor ve sıkı sıkıya uyum yasalarına sadık kalıyor.

Ali Babacan Partisini kurmadan kısa bir süre önce önce katıldığı bir televizyon programında "AB, Barış Projesidir. Türkiye Bu Projeye küresel Boyut Kazandırır. Türkiye’nin AB üyeliği bizim için vazgeçilmez orta ve uzun vadeli bir hedef olmaya devam edecektir." diyerek adeta AB’li dostlarına selam gönderdi!

Aynı Babacan 2007 yılında Türkiye-AB karma toplantısında TBMM'de bazı AB 'li yöneticileri Kabulde de aynı mealde konuşmuştu.

Ali Babacan’ın yeni partisi ile AK parti ile arasındaki tek fark, Ak partinin terörle mücadele konusunda ABD başta olmak üzere Rusya, İsrail ve birçok emperyalist güruha artık güvenilmeyeceğinin ve son yıllarda Suriye, Libya ve Kıbrıs üzerinden oynanan oyunların arkasında Türkiye'nin bölünmesine yönelik sinsi planlar içerdiğini öğrenmiş olmasıdır.

Peki, Ali Babacan terörle mücadele de hangi yolu izleyecek ve kimlerle bu sorunu çözecek?

Teröristlere silah vererek Türkiye'yi bölmeye çalışan emperyalist yapılarla olan ABD ve İSRAİL ile mi?

ABD'nin 2003 tarihinde Irak'ı işgal ettiğinde 1 Mart tezkeresinin TBMM'den geçmesi için Ali Babacan’ın nasıl bir çaba içerisine girdiğini bu toplum asla unutmadı!

Ne demişti Babacan “ABD’den yardım alamazsak enflasyon artar, döviz dalgalanır ve ekonomik dengeler bozulur. 1992’de yaşadığımız sorunlar yeniden yaşanabilir. Türkiye’nin uluslararası piyasalarda borçlanması zorlaşır” diyerek adeta Türkiye'yi küresel emperyalist ekonomi çevrelerine muhtaç pozisyonuna düşürmüştü!

Yine aynı Babacan'ın ABD’nin Irak’ı işgalini adeta Türkiye'nin ekonomik kurtuluşuna vesile olacağı yönünde lanse ederek Türkiye ile ABD’nin 6 milyar dolarlık bir hibe üzerinde anlaştığını, “Irak’a İlk bomba düştüğünde 8,5 milyar dolar hesaba geçecek” demesini de bu millet unutmadı!

Ali Babacan ve Ak parti içerisindeki bazı monşer kafalar ve ABD güdümündeki bazı milletvekillerinin tüm baskısına rağmen Meclis, Irak’ın işgaline destek veren 1 Mart Tezkeresi'ni reddetmişti.

Şüphesiz ki o tarihlerde tezkerenin meclisten geçmemesi konusunda en büyük çabayı Necmettin Erbakan sarf etmişti.

Partisini bölüp milli görüş gömleğini üzerlerinden çıkartan öğrencilerine tarihi bir uyarıda bulunan Erbakan "eğer bu tezkere meclisten geçerse yedi sülalenizin alnı secdeden kalkmasa bile bu vebali ödeyemezsiniz" diyerek tezkerenin meclisten geçmemesini sağlamıştı.

İktidarda bulunan Ak Parti, söz verdiği halde, ABD’nin isteğini yerine getiremedi. ABD, baskılarını artırdı. Bunun üzerine devletin çeşitli birimlerinde gizli anlaşmalar imzalanmaya başladı. Bunlardan biri de daha sonra çok tartışılacak olan "22 Eylül anlaşması" idi.

 

Neydi o anlaşma ve neyi içeriyordu?

ABD ile Türkiye arasında 22 Eylül 2003 tarihinde Dubai'de imzalanan ve görüntüde  'Finans Anlaşmasını' içeren bu anlaşma ile ABD Türkiye'yi kendi güdümüne almak için bu anlaşmaya imza attı.

ABD hem bize borç para verirken ve aynı zamanda da bu paranın nasıl ve ne şekilde kullanılacağını da bize ev ödevi olarak dayatıyordu!

Anlaşmanın en önemli iki şartı şuydu: Verilecek meblağlar Türkiye’nin iç ve dış borç ödemelerinde kullanılacak ve Türkiye Irak’ta ABD ile işbirliği yapacak!

"Türkiye Irak’ta ABD ile işbirliği yapacak" sözü bir 'emir kipi' gibi duruyordu ve o tarihlerde Amerikalılar adeta Türkiye’ye aba altından sopa göstermişti.

22 Eylül 2003'te imzaladığımız o anlaşma ile Türkiye İncirlik üssü başta olmak üzere tüm deniz ve hava üslerini ABD'nin kullanımına açmayı taahhüt ediyordu!

Yine bu anlaşma çerçevesinde Türkiye Kuzey Irak’a tek taraflı asker konuşlandırmayacaktı.

Yani Türkiye'nin ulusal güvenliği ve çıkarları bile söz konusu olsa Kuzey Irak’a müdahale edilmeyecekti!

Ïşte o günkü bu ihanet kokan anlaşmanın altında da Ali Babacan'ın imzası bulunuyordu.

Dış politikada doğru hak anlayışını temel alan D-8 ve İslam Birliği çekirdekli 'Yeni Bir Dünya'nın kurulmasını temel esas Kabul etmeyenler Batı'nın kapısına boynundaki zincirle bağlanmayı kendilerine zul görmediler.

Ak parti dış politikada 'doğru hak anlayışını temel alarak D-8'i çekirdek alarak 'Yeni Bir Dünya'nın kurulmasını esas alan "Milli Görüş" ideallerini bir kenara bırakarak ABD, NATO, AB ve Siyonist İsrail'in kollarında şefkat aradı.

Ak partiyi yönetenler çok zaman sonra anladılar ki kollarında şefkat aradıkları ABD ve NATO artık Ak partiyi istemiyordu. Çünkü artık Türkiye kontrollerinden çıkmaya başlamış ve Erdoğan da artık sözlerini dinlemez olmuştu!

İşte bu emperyal güçler hem içten ve hem de dıştan düğmeye basarak Türkiye’nin felahını ABD, IMF ve AB'de gören Ak parti içerisindeki Truva atlarını harekete geçirdiler.

Gezi olayları ile başlayan ve 17/25 Aralık ve 15 Temmuz hain FETÖ darbe girişimi ile içten Suriye, Irak, Libya ve Kıbrıs meseleleri ile de dıştan Türkiye kuşatılmak istendi!

Şimdi ise Ak parti ve Erdoğan'ın yerine AB normlarına harfiyen uyacağını taahhüt eden ve Ortadoğu'da yarım kalan emperyalist projelere tıpkı 2003'teki gibi destek vereceğinin sinyalini veren Ali Babacan'ı iktidara getirmeye çalışıyorlar!

Ama merhum Necmettin Erbakan hocanın dediği gibi "Ispanaktan yağ çıkmaz" ve bu halk Ali Babacan'a asla prim vermez!

Allah Türkiye'yi emperyalist düşünceye sahip politikacılardan

ve emperyalist devletlerin ülkemiz üzerindeki sinsi planlarından korusun. Ülkeyi yönetenlere de feraset ve dirayet nasip etsin.


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.