• 22.08.2019
Şemsettin Kaya

Şemsettin Kaya

Asya Stratejisinden Tekrar Amerikan Politikalarına Teslim Olmak?

Son yıllarda Türk dış politikası, Erkin Koray'ın 1970’li yıllarda hit olmuş şarkısı ‘ bir o yana bir bu yana sapma şaşkın’ şarkısında olduğu gibi bir seyir gösteriyor. Kâh ABD politikası, kâh AB politikası ve son yıllarda ise yani 15 Temmuz FETÖ darbe girişimi sonrası ise ‘Asya’ politikasına evrildi.

İşte tamda Türkiye, ABD, İsrail ve NATO’nun boyunduruğundan çıkmaya başladı ve bağımsız ve Türkiye’nin menfaatleri doğrultusunda bir yol izlemeye başladı derken, 28 Haziran 2019 tarihinde Japonya’nın Osaka kentinde yapılan G-20 zirvesinde bir araya gelen Erdoğan ile Trump arasında yapılan kapalı oturum sonrası Türk-dış politikası 180 derecelik bir dönüş yaparak tekrar ABD-NATO ve İsrail endeksli politikasına yeniden evrildi. Yani her ne olduysa 28 Haziran 2019 tarihinden sonra olmaya başladı.

G-20 Zirvesinde ABD Başkanı Donald Trump’un Cumhurbaşkanı Erdoğan ile bir araya gelip ve o meşhur kinayeli gülüşünden sonra Türkiye ile ABD arasında acaba ne tür anlaşmalar yapıldı derken Türkiye ile ABD arasında Suriye'de Fırat’ın doğusunda yeni bir anlaşma yapıldığı haberi gündeme düştü.

Acaba ne oldu da daha düne kadar Türkiye’ye karşı yaptırımlarda bulunacağını ve Türkiye ekonomisini bir kaç günde mahvedeceği tehdidi ve küstahlığında bulunan Trump, biranda Türkiye ile dost ve stratejik oldukları konusunda demeçler vermeye başladı!

Neyin ve hangi pazarlığın karşılığında acaba?

Birilerinin beklentisi olan ve Trump'un Türkiye'ye yaptırımı olasılığını da düşünerek "dolar 10 lira olacak" kehanetinde bulunduğu ortamda ve G-20 Zirvesinden bu yana doların seyrinde bir değişikliğin meydana gelmemesi ve artmamasının altında Türkiye'nin uyguladığı ekonomi modelinin başarısından mı kaynaklandı? Yoksa ABD ile G-20 Zirvesinde perde arkasında alınmış bir karardan dolayı mı? Üstelik faiz indirildiği halde doların yerinde sayması da enteresandır. Çünkü her ekonomist bilir ki faiz oranları düşürülürse dolarda artış olur.

Belli ki G-20 Zirvesinde Erdoğan ile ABD Başkanı Trump arasında bir anlaşma yapılmış ve sözde Suriye’de devam eden PKK/PYD terör eylemlerini önlemeye yönelik olarak alınan ‘Güvenli Bölge’ anlaşması çerçevesinde yapıldığı da açık. Yine G-20 Zirvesi sonrası ABD'de tutuklu bulunan Halk bank Genel Müdür yardımcısının serbest bırakılması da Türkiye ile ABD arasında müzakere edilen 'Güvenli bölge' fikri ile ilintisi alenen ortada sırıtıyor.

Yine bir başka pazarlığın da sanki Rusya'dan alınan S-400 konusunda da Türkiye'nin Amerika’ya bir taviz verdiği ve F-35'ler konusunda ikna edildiği ve S-400 'lerin kullanılmaması konusunda bir garanti aldığı da

Türkiye’nin suskunluğundan anlaşılıyor.

Oysaki çok değil daha geçen hafta içerisinde Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu 'Yeniden Asya' açılımından bahsediyor ve “müttefik ve stratejik ortağımız” dediği ABD’nin çifte Standard ve Türkiye’yi her ortamda oyalayan Amerikan politikalarından şikâyet ediyordu.

Bugün ise gündem aniden değişerek ABD ile Türkiye arasında Suriye'de Fırat’ın doğusunda 'güvenli bölge' oluşumu konusunda mutabakata varıldığı açıklanıyordu? Gelişmeler öyle hızlı ve gizli ilerliyordu ki daha birkaç gün önce Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun ‘Yeniden Asya Açılımı’ mevzusu tartışılırken biranda Suriye'de güvenli bölge tesisi için kurulan 'Müşterek Harekât Merkezi'nde görev alacak ABD'li askerler Şanlıurfa'ya geldiği konuşulur oldu.

ABD ile Türkiye arasında 5-7 Ağustos tarihlerini arasında düzenlenen toplantılarda Suriye'de oluşturulması planlanan güvenli bölgenin tesisinin ABD ile birlikte koordine ve yönetimi için Türkiye’de Müşterek Harekât Merkezi kurulması mutabakatına varıldığı açıklanıyordu. “ABD'nin Suriye planlarının, Irak'ın işgali ve bölünmesiyle benzerliği ayan beyan ortaya çıkmışken, Şanlıurfa'daki Harekât Merkezi için Kuveyt operasyonunda görev almış Korgeneral Stephen Twitty'nin tercih edilmesi tesadüf olabilir mi?”

Türkiye’nin altının doldurulması noktasında net bir politikasının olmaması ilerisi için bize çok büyük sıkıntılar oluşturabilir ve başımıza çok büyük belalar açabilir.

Örneğin, Türkiye, Suriye’den sığınmacı olarak gelenlerin iskânı noktasında da ileride büyük bir oyunun içerisine çekilmesi riski ile karşı karşıya gelebilir.

Yine ABD, Suriye’de Fırat’ın doğusunda Türkiye'ye yeni bir oyun oynayarak Kuzey Irak modeli gibi bir projeyi Suriye'de de planlayarak PYD-PKK-YPG'ye bir devlet kurdurabilir! Son yıllarda ABD, PYD'ye Fırat’ın doğusunda bir söz verdi ve Türkiye'ye rağmen onları silahlandırarak bu planları uygulamaya sokmak istiyor!

Amerikalıların şimdilik Suriye’de Türkiye’yi güvenli bölgeye ikna etti ancak esas mesele kontrol kimde olacak? Madem Türkiye için PKK/PYD ve diğer terör örgütleri tehdit oluşturuyordu o halde Suriye sınırda ki mayınlı bölgeyi niye ve kimin için temizledik?

PKK’nın Suriye kolu olan PYD’nin öncülüğünde kurulan SDG’nin elebaşlarından Mazlum Abdi, ABD ile Türkiye arasındaki görüşmelere dolaylı olarak dâhil olduklarını belirterek, “Amerikalıların arabulucu rolü oynadığını” söyledi.

Mazlum Abdi, ana omurgasını terör örgütü PKK'nın Suriye kolu YPG'nin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri SDG’nin de ABD ile Türkiye arasındaki görüşmelere dolaylı yollardan dâhil olduklarını öne sürerek Amerikan tarafı üzerinden kendi önerilerini Türk tarafını ilettiklerini ifade etti. ABD ile Türkiye’nin kamuoyuna açıkladığı üç maddenin, tüm tarafların üzerinde mutabık kaldığı bir temel olduğunu savunan Abdi, ancak hâlâ çok sayıda detay üzerinde görüşmelerin sürdüğünü ve son görüşmelerde müzakerelerin süreceğine dair garanti verildiğini de öne sürdü.

Tüm bütün bu açıklamaların ışığında Urfa’da Türkiye-ABD askeri heyetleri arasında yapılan anlaşmayla Şanlıurfa'da kurulmasına başlanan “Müşterek Harekât Merkezi”nde incelemelerde bulunan ve harekâtın başında olacağı açıklanan sicili karanlık Stephen TWİTTY kimdir?

Stephen M. Twitty, 15 Temmuz 2016'dan 9 Ağustos 2018'de EUCOM komutan yardımcısı atanana kadar 1. orduda görevliydi. Koyu bir Katolik ve Omega Psi Phi Kardeşliği (masonik bir örgüt) üyesi olan Twitty, Körfez savaşı, Irak’ın İşgali ve Afganistan’ın işgalinde görev aldı.

1993 – 1994’de 30 yaşındayken Pentagon’da Stratejik Plan ve politikalar daire başkanlığında stajyer, sonrasında Almanya Heidelberg’de harekât subayı, 1999 -2001 arası Belçika’da SACEUR’ DE görevliydi. Bu dönemde Kosova savaşında da görev aldı.

2001 -2003 arası Twitty, Irak’ın işgalinde! 15. piyade alayında Başkanlık ödülüyle onurlandırılan 3. Taburun komutanı.

Irak ve Afganistan’daki işgal ve kan günlerinden sonra 2012’de Uluslararası Güvenlik Yardım Gücü (ISAF)Stratejik iletişim başkanı...

“EUCOM Komutanı aynı zamanda NATO Müttefik Kuvvetler Yüksek Komutanlığı (SACEUR) görevini de yürütüyor ve bu komutanlıklar ile ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) arasında yakın bir işbirliği var.

CENTCOM’ UN bir önceki Komutanı General Joseph Votel'ı, 15 Temmuz darbe teşebbüsünden sadece 2 ay önce Kobani'ye gidip, PKK'lılarla toplantı yapması ve onlara “Akdeniz'e açılan bir devlet” sözü vermesiyle hatırlıyoruz. “

Votel’den sonra gelen General Kenneth McKenzie geldi. Temmuzda YPG'nin öncülüğünde kurulan “Demokratik Suriye Güçleri”nin sözde komutanı Şahin Cilo ile görüşmüştü.

(EUCOM) eski Komutanı Orgeneral Curtis M. Scaparrotti ise Türkiye'nin YPG/PYD’ ye yönelik operasyonlarını eleştirip, “TSK’nin ABD'yle yeterli koordinasyonu kurmamasından” yakınmış, “IŞİD'le mücadelemizde ortağımız olan Kürtler” ifadesini kullanmıştı...

“Scaparrotti'den sonra ABD Avrupa Kuvvetleri Komutanlığı (EUCOM) koltuğuna oturan Orgeneral Tod D. Wolters ise “S-400 ve F-35'leri aynı noktada konuşlandırmamız mümkün değil. Türkiye ile bu konuda görüşmelerin süreceğini biliyorum. Konunun detayları Türk Savunma Bakanı Hulusi Akar ve ABD Savunma Bakan Vekili Patrick Shanahan arasında” demişti.

“ Korgeneral Stephen Twitty'e gelirsek; 9 Ağustos 2018'den beri ABD Avrupa Kuvvetleri Komutan Yardımcılığı görevini yürütüyor. Yani Scaparrotti'yle başladı, Wolters'la devam ediyor.

Aslında Türkiye ile ABD arasında yeni gibi gösterilen ‘Güvenli Bölge’ fikriyatı ve müzakereleri 2018 yılı başlarında başladı. O tarihlerde ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Korgeneral Herbert Raymond McMaster ile ABD Dışişleri Bakanı Tillerson’un Türkiye ziyaretleri ve yapılan ‘gizli’ görüşmelerin bazı ayrıntıları kamuoyuna yansımıştı. ABD’nin Türkiye’ye sınır boyunca “30 kilometrelik güvenli bölge” önerisi sunduğu ancak bu 30 kilometrelik şeridin güvenliğinin nasıl sağlanacağı konusu idi. Sözde 30 kilometrelik bu bölgeyi ABD ve koalisyon güçlerinin koruyacağı ortaya çıkmıştı. Peki, bu koalisyon güçleri kimlerden oluşacak? Hatırlanacağı üzere ABD, 1. Körfez Savaşı sonrası Irak’ta 36. Paral tuzağı ile Irak’ı böldü. Sonrada sözde bölgeyi Saddam’dan korumak için “Çekiç Güç” denilen iblis yapıyı kurarak Irak’ın bugünkü duruma gelmesine sebep oldu. O tarihlerde “Çekiç Güç”77 adet uçak ve çok sayıda helikopter ve mühimmatın yanında ABD, İngiltere, Fransa ve Türkiye’den oluşan 1862 kişilik askeri güç ile Türkiye’de İncirlik ile Diyarbakır/Pirinçlikte konuşlandırılmıştı. Çekiç Güç ile Emperyalist ABD, adı konmayan Irak’ın kuzeyinde fiilen bir “2. İsrail” devletinin alt yapısını oluşturmuştu! Büyük şeytan Amerika “Çekiç Güç” sadece Irak’ın kuzeyinde bir “kukla devlet” kurmakla yetinmedi. İncirlik’ten, Diyarbakır/Pirinçlikten kalkan “Çekiç Güç” uçakları Türkiye’nin de bölünmesi için harekete geçti.

ABD, Irak’tan sonra şimdi yeni oyununu Irak’ta Saddam Hüseyin olayında olduğu gibi bu kez de Beşar ESAD’ı bahane ederek Suriye’de Fırat’ın doğusunda ‘Güvenli Bölge’ planları ile ikinci bir ‘Çekiç Güç’ planı ile yarım kalan işini tamamlamak istiyor.

Türkiye,1991’deki Turgut ÖZAL dönemindeki hatasının bedelini ağır ödemesine rağmen geçmişten ders almayarak 2003 yılında bir kez daha yaparak ikinci kez aynı delikten ısırıldı! “1 Mart2003 Tezkeresi”ni hatırlayalım lütfen! Abdullah GÜL başkanlığındaki hükümet, Türkiye Cumhuriyeti anayasasının mevcut maddesini çiğneyerek, ABD’li askerlerin ve mühimmatlarının Türkiye üzerinden Irak’a geçişini sağladı. Hatırlanacağı üzere kamuoyundan uzun yıllar saklanan ve ABD Milli Savunma Bakanı Colin POWELL ile Abdullah GÜL arasında 2 sayfa ve 9 maddeden oluşan ‘GİZLİ IRAK PLANI’ ile 1 milyondan fazla Irak’lı Müslüman’ın ölmesine ve yüz binlerce Müslüman kadının ırzına geçilmesine Türkiye dolaylı olarak vesile olmuştu.

Şimdi aynı oyunu ABD bir kez daha Suriye’de sahnelemek üzere!

Türkiye, 2011 yılında aynı hatayı Suriye’de yaptı. ABD, AK PARTİ’Yİ ve ERDOĞAN’I yine oyuna getirdi. Dönemin ABD’li birçok üst düzey yetkililerin “ESAD gitti gidiyor. Esad iki ayda devrilir. Esad artık yürüyen bir cesettir” diyerek Türkiye oyalanmıştı. Hatta ABD’li yetkililerin bu cesaret verici beyanatları o tarihlerde Başbakan koltuğunda oturan Recep Tayyip ERDOĞAN’IN da “ birkaç ay içerisinde hep birlikte Şam-Emeviye Camii’nde namaz kılacağız” demecinin verilmesine neden olmuştu. “iki ayda işi biter” denilen Beşar ESAD, 2011 yılından buyana ayakta ve arkasına Rusya ve İran’ı da alarak eskisinden de güçlü bir şekilde 2019 yılına kadar geldi.

“Tarih tekerrürden ibarettir” Türkiye eğer ABD’nin Türkiye’ye ‘havuç’ diye yutturmaya çalıştığı ‘GÜVENLİ BÖLGE’ zokası ile Suriye’de yanı başımızda kendi eliyle ‘KUKLA KÜRT DEVLETİ’ olan ancak aslında ‘BÜYÜK İSRAİL DEVLETİ’NİN kurulmasında bilmeden aracı olmuş olur.

Sahi 2003 yılında “Ortadoğu’daki tüm rejimler değişecek” sözünü kim söylemişti?


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.