dclisans
  • 05.06.2020
Mustafa Kaplan

Mustafa Kaplan

Canlının Yegâne İltica Makamı Allah'a Aittir

"Rızkımı veren Hüda dır, kul'a  minnet  eylemem" Nesimi.

Hiç bir canlıyı es geçmeden tabiat denilen sofrasında rızıklandıran Âlemlerin yaratıcısı olan yüce Allah; başka canlılara vermediği imtiyazları, makamı, eşref-i mahluk olan insana vermiştir. Bundan dolayı insanoğlu, kendisinden istenen görev ve yükümlülükleri yerine getirmekle mükelleftir.

Evvela, kendisini enva‐i çeşit nimetlerle donatan Allah'a karşı nimetiküfran etmeyip; gelen tüm rızıkların üstünde onun imzasının bulunduğunu idrak ederek, ona Hamd etmeyi has kılmalıdır. İnsan dâhil; her canlı ona muhtaçtır. Onun dışında bir nimet vereni  aramak, abesle iştigal olduğu kadar, nankörlüktür de .

Diktiği Elma ağacına meyve verdi diye sarılıp, teşekkür eden bir adamın; asıl meyveyi ona ihsan eden sonsuz kudret sahibi Allah'ı unutarak gaflete düşmesi ne kadar akılcıdır varın düşünün.

 Embriyonun dış dünyaya tamamen kapalı bir mekânda gelişip, beslenmesi ile ilgili gerekli şartların sağlanması; aynı embriyonun doğduktan sonra süt gibi bir gıdayla tanışması, Rezzak olan Allah'ın bize nasıl güç sahibi olduğunu; asıl ona minnet borçlu olduğumuzun fikrini vermiyor mu? Tüm mahlûkatın; Allah'ın Rezzak makamına müracaat ederek rızık dilemesi ile ilgili, o yöndeki her fiiliyat, dolaylı veya dolaysız ibadet hükmüne geçerek bir kazanıma dönüşmez mi?

Hiç bir canlı yoktur ki; yaşamı boyunca rızıklandırılmasın. Bir çiftçi, eli sabana değdiği andan itibaren, kainat ona adeta ram olur. Ekilen ekinin üstüne İlahi bir nizamla yağan yağmurdan tutun; yeşerdikten sonra Güneşin belirli ölçülerle pişirip kıvamına getirmek için gönderdiği ısıya kadar, her fenomen aldığı İlahi emirle seferber olur adeta. Şimdi kalkıp, Hakiki bir nimet vericinin, bir Rezzak-i Rahimin verdiklerini görmezden gelerek; kendimiz gibi aciz ve rızkı peşinde koşan kullara boyun eğip, bir şeyler talep etmek gaflet ve delalet değil de nedir?

Öyle ise, canlılar içinde kendisine tahsis edilen eşref-i mahluk makamındaki insan için bahş edilen ulvi hasletlere mukabil; Şeytani, nefsani ve dünyevi kuvvelere temayül gösterip, o mecralarda seyrini mümkün kılacağı teamüller yüzünden bir cezayi müeyyide ile tecziye edilemeyeceğinin garantisi söz konusu olabilir mi? O meşgul ettiği makamdan alaşağı edilmenin elim azabını yaşamaz mı? Tüm canlı, verilen nimetlere, kendi hal dillerince ettikleri Hamd ve senalarına bir insanın iştirak etmemesi nasıl akli bir davranıştır, düşünmek lazım.

Rabbi tarafından özgürlük mefhumuyla taltif edilen Adem oğlu, kendine muvakkat efendiler edinmesi, onu kölelik gibi sefil bir vaziyetle karşı karşıya getirmez mi? Özgürlük, Allah'a itaat noktasında tezahür eder; bunun aksi beşeri hasletlerin iflası demektir. Rızkı sebeplerden bekleyip, müsebbibi unutma gafletine düşen bir insandan daha zavallı bir mahluk olamaz. Canlının yegâne iltica makamı Allah'a ait iken; ona mülteci olmanın selametini yaşamak, ona yalvarmak, ondan dilemek, onun hakiki nimet verici olduğunu idrak etmek gerekmez mi?


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.