Lisanss
dclisans
  • 08.10.2020
Mustafa Kaplan

Mustafa Kaplan

Bazen Kurttur; Kuzu postunda görünen..."

(BİR İHANETİN MASALI

Eski zamanın birinde, Mehmetle, Ahmet adında birbirini çok sevip sayan, yediği içtiği ayrı gitmeyen  gayet varlıklı iki kardeş varmış. 

 Yine he zaman yaptıkları gibi, bir akşam yemeğinde karşılıklı sohbet ederlerken,bir ara Ahmet; kendisinden bir iki yaş büyük olan abisine, "Ağabey gel seninle bir anlaşma yapalım...İkimiz de yeni evliyiz.Hangimizin kızı;hangimiz'in oğlu olursa, büyüdüklerinde birbirlerine nikahlayalım."

Bu sözlerden gayet hoşnut olan abisi,"Doğru söylüyorsun kardeşim, Allah izin verirse,tabi ki neden olmasın hemde seve seve..."

Bir müddet sonra Mehmet'in bir  oğlu,

Ahmet'in de kızı olur...Birbirlerini, sarılıp tebrik eden kardeşler,oğlanın adını Bahadır; kızınkini  Gülizar koyarlar...

İki yaşında iken babası ölen Bahadırı;amcası himayesine alıp, babasının tüm mal varlığına el koyar.  

On iki yaşına gelince de;amcası Bahadırı  sürülerine  çoban yapıp,
her defasında, vakti geldiğinde kızı Gülizarla evlendireceğini söyleyip,oyalar mış...

Gel zaman,git zaman Bahadır büyümüş, evlilik yaşını çoktan aşmıştır bile...

Amcasına saygısından, evlilik konusunda tek bir kelime etmez, her işe koşarmış .

Bir akşam davvarı ahıra sokmaya çalışırken, Gülizar yanına gidip kendisiyle konuşmak istediğini söylemiş...

Bahadır;pür dikkat dinlediği Gülizarı haklı bulup,onunla beraber kaçma teklifini kabul etmiş...

Gecenin bir yarısında sözleştikleri gibi,ahırdan aldıkları bir atın sırtına atlayıp,dört nala oradan uzaklaşmışlar. 

Epey dağ bayır aşan ikili, geçtikleri ağaçlık bir yerde durup ,biraz dinlenmek için attan indiklerinde gece epey olmuş, yorgunluktan artık bitap düşmüşler... 

Bir ağacın dibinde bir saatte yakın dinlendikten sonra yine atlarına binip tekrar yola revan olmuşlar. .. 

Şafağın ilk kızıl ışıklarında kendilerini ısız ve  garip bir şehirde bulduklarında;

  gördükleri karşısında dehşete düşüp, adeta donup kalmışlar ...

Sağ ve sol tarafta kesik kafalardan,başsız cesetler'den iki tümsek görüp,korkuyla neler  olduğunu birbirinin gözleri içine bakarak
anlamaya çalıştıkları sırada,gök gürlemesini andıran bir sesle irkilmişler. 

-Hey siz! Ne arıyorsunuz benim mülküm içinde...Kimden izin aldınız?.

Sesin sahibine dönüp baktıklarında, korkuları katmerleşen  iki zavallı genç, karşılarında bir Devi andıran cüsesiyle , alnında kocaman bir yara izi olan Karayağız bir adam görmüşler.

Bahadır ürkek bir ses tonuyla;niyetinin

 rahatsızlık vermek olmadığını,sadece tesadüf sonucu buradan geçtiklerini, eğer müsaadesi olursa gideceklerini söylemiş...

Adının Kara Abbas olduğunu söyleyen adam, onları sarayına davet edip,mükemmel bir sofra hazırlatmış.

Yemekten sonra onları salona buyur eden adam,başlarından geçenleri dinleyip,öğrenince, müteessir olup, alnındaki yarayla ilgili meraklarını celp eden bir şeyleri olup olmadığını sormuş...

Bahadır", Efendim herkesin özeli kendi'nedır  .Bana sormak düşmez."diye cevap vermiş...

 Adam;"O halde ben anlatayım siz de dinleyin !"

Ben bu gördüğünüz şehrin sahibiyim... Benden izinsiz buralarda kuş dahi uçamaz...Elimin ulaşamayacağı yer,gücümün yetemeyeceği hiçbir şey yoktur... Mahiyetimin altında gayet güçlü bir de ordum var...

Gençliğimde, güzelliği dillere destan olan amcamın kızına deliler gibi aşıktım. Onun da bana aynı duygular içinde olduğunu zan edip evlendik...Birbirimize her fırsatta sevgimizi beyan etmekten imtina etmez, gece gündüz beraber vakit geçirdik.

Bir müddet sonra bu birliktelikten biri kız; diğeri oğlan, iki evladımız oldu...

Çocuklar sekiz, dokuz yaşlarına gelince, birgün karıma; "Haydi çocukları da alıp, seni ava götüreyim.Hem biraz eğlenir,çevreyi de gezmiş olursun."Karım bu tekifimi sevinçle kabul etti...

Ertsesi gün sabahleyin erkenden yola çıktık...

 Mevsim kış olmasına rağmen,hava gayet güzel, günlük güneş'likti...

Epey yer gezdikten sonra,birden hava bozulup,kar tipi bastırınca;çareyi  büyükçe bir mağaranın içine sığınmakta bulduk.

Gece epey ilerlemiş, çocukların ikisi çoktan uykuya dalmıştı bile...

Karımla ikimiz ,oradan buradan konuşup sohbet ederken, birden kulağımıza gelen seslerle irkildik.Mağaraya garip kılıklı bir grup  adam girmesin mi... Saklandığımız yerde onları görüp saydığım da,bunların Kırk  haramiler olduğunu anlamıştım. Meğer mağara bunların her zamanki gizli sığınakları imiş...

Karıma,"Aman ses çıkarmayalım, görürlerse beni sağ bırakmazlar "diye uyarıda bulundum.

Karım,ne olduysa birden yerinde fırlayıp, "Hey biz buradayız bakın" deyip bağırmaz mı!..

Adamlar gelip, elimi kolumu bağlarken,reisleriyle, karımın sarmaş dolaş olduklarını hayret ve nefretle seyr ettim.

Beni derdest edip, mağaranın bir kaç metre ötesindeki bir ağaca bağlayıp mağaraya geri döndüler.  

Ölümün soğuk nefesini ensemde his ediyor,karıma duyduğum o aşka,evlendiğim o güne de lanet ediyordum...

Gittikçe bir tükenmişliğin karanlıklı koridorunda malum sona doğru ilerlerken ,birden bir mucize gerçekleşti.

Kızımla oğlum,yanıma gelerek bağlı bulunduğum ipleri kestliler.Onlardan, hepsinin sızıp uyudukları bilgisini alıp içeri girdim.

Karım hariç;hepsini uykularında kılıçtan geçirdim..

Uyandırıp;karıma tüm bu olanları unutmaya hazır olduğumu, bir cahilliktir ettiğini söyleyip, eve benimle gelmesi için ikna etmeye çalıştım.

Karım en ağır hakaretleri peş peşe yüzüme karşı sıralayınca, mağaranın ağzını büyükçe bir taşla kapatarak oğlum ve kızımı alarak evime döndüm...

Bir yıl sonra merak edip,ölmüş mü diye mağaraya bakmaya gittiğimde, saçı tırnağı uzamış tanınmayacak bir vaziyette,ölülerin etlerini yerken gördüm ..

Beni görünce, yerden kaptığı bir kemiği var gücüyle yüzüme fırlattı...Bende onu o sefil haliyle bırakıp, tekrar evime döndüm...İşte alnımdaki

yaranın sırrı...

Buralara yolu düşüp, alnımdaki yarayı merak edenlere anlatıyor; sonra da kafalarını gövdeler'inden ayırarak ayrı ayrı yerlerde üst üste istif ediyordum.İşte gördüğünüz o tümsekler bu tümseklerdır...

Size gelince,bu yara konusunu merak edip sormayan ilk kişiler siniz... Şimdi dilerseniz burada yanımda kalıp size ağabey olur, kardeş kardeş geçiniriz; dilerseniz yolunuza devam eder geçip gidersiniz seçim sizin...


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.