dclisans
  • 29.05.2020
Müslüm  Abacıoğlu

Müslüm Abacıoğlu

Unutmayan unutulmaz

Muhterem Kardeşlerim…

Hepimizin bildiği gibi, coronavirüs illeti Türkiye’yi olduğu gibi Dünyayı da etkisi altında kaldı. Elhamdülillah, Devlet büyüklerimizin erken davranması ve tedbirleri almakta ve uygulamakta ısrarcı olması, her ne kadar söz dinlemeyen bazı cahil yada kendini bilmezler yüzünden vaka sayısı arttıysa da gene de dünya geneline baktığımızda halimize şükürler olsun.

Mübarek Ramazan ayında ve Ramazan Bayramında da evlerimize kapandık isek de, sağolsunlar dostlarımız, sevdiklerimiz bizleri unutmadılar. Gerek telefonla ve gerekse sosyal medya aracılığı ile bizleri unutmadıklarını belirttiler. Ramazan-ı Şerifimizi ve Bayramımızı kutladılar. Kısaca sevdiklerimiz, dostlarımız, sevenlerimiz bizleri unutmadılar. Tabiki unutmayan unutulmaz. Büyüklerimiz; “Kişi sevdiğiyle beraberdir”, “Unutma ki unutulmayasın” derlerdi. Bizleri arayıp hal hatırımızı soran, Bayramımızı kutlayan, ihtiyacımız olup olmadığını soran herkesten Allahu Teâlâ razı olsun.

 

Efendim;

Büyüklerimiz, “Kişi sevdiğiyle beraberdir”, “Unutmaki unutulmayasın”, “İnsanoğlu çiğ süt emmiş”, “Ahde vefa kalmamış” derlerdi. Şükürler olsun ki, vefalı dostlarımız halen varmış, yada coronavirüs illeti bizleri kendimize getirdi mi desek acaba…

Virüs illeti insanlığı adeta evine esir ettiği ve yakaladığını öldürdüğü bu günlerde Müslüman olan bizlerin “Gavvur” dediği insanlar, Profesörler, ilim adamları, Devlet adamları her konuşmalarında Peygamber Efendimizin hadisi şeriflerini dile getirirlerken, camilerde yasakladıkları ezanı okumalarına, hatta Müslümanların namazlarını kılmalarına izin verirken, Müslüman olmayanların bile namaz kılan Müslümanları taklide çalışıp namaz kılmayı öğrenmeye çalışırken bizler de kendimize inşaallah ders çıkarmışızdır.

Yasakların kalktığı, camilerin ibadete açıldığı, Cuma namazı kılınmasına izin verildiği günümüzde, tedbiri elden bırakmamız gerektiğini, Devlet büyüklerimizin önerilerini dikkate almamız gerektiğini, açık havada (Camilerin avlusunda) namaz kılabileceğimizi ancak maske takmamız gerektiğini, kendi namazlığımızı getirmemiz gerektiğini, aramızda azda olsa mesafe bırakmamız gerektiğini unutmamamız gerektiğini hatırlatmakta fayda vardır diye düşünüyor, herkesin birbirini ikaz etmesinde sakınca değil fayda olacağını unutmamalıyız.

Aslında gençler için çok önemli birer nasihat gibi olan bu sözlerin çok geniş anlamı vardır. Tek kelimeyle vefalı olmak gerekir. Ahde vefa, dindendir.

 

İmam-ı Gazalî hazretleri buyuruyor ki:

Halife Hazret-i Ömer, bir kafileyle Şam’a gidiyordu. Şam’da veba hastalığı olduğunu işittiler. Kimi, “Şam’a girmeyelim” dedi. Kimi de, “Allahü Teâlâ’nın kaderinden kaçmayalım” dedi. Halife de, “Allahü Teâlâ’nın kaderinden, yine Onun kaderine kaçalım, şehre girmeyelim” buyurdu. Abdurrahman bin Avf da dedi ki: Ben Resulullah'tan işittim, şöyle buyurmuştu:

“Veba olduğunu işittiğiniz yere gitmeyin! Siz bir yerde iken orada veba meydana çıkarsa, oradan çıkmayın!” [Buhari, Müslim, Taberani]

Halife Hazret-i Ömer de, “Elhamdülillah, benim sözüm, hadis-i şerife uygun oldu” diyerek, Şam’a girmediler. Veba bulunan yerden dışarı çıkmanın yasak edilmesine sebep, sağlam olanlar çıkınca, hastalara bakacak kimse kalmaz, helâk olurlar. Veba bulaşıcı hastalıktır. Bu hastalık, [veba basilleri], herkesin içine yerleşince, kaçanlar, [hastalığı başka yerlere götürüp bulaştırmış olurlar ve kendileri de] hastalıktan kurtulamazlar. Bir hadis-i şerifte buyuruluyor ki:

“Veba hastalığı bulunan yerden kaçmak, savaşta kâfir karşısından kaçmak gibi, büyük günahtır.” [Taberani] (İhya)

 

Efendim;

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:

Evliyanın kalbleri, ilahi nurların çıkıp geldiği kaynaklardır. Onların razı olduğundan, Hak Teâlâ da razı olur. Onların kalblerinde yer eden, büyük nimete, büyük devlete kavuşmuştur.

Bu yolun büyükleri, kendilerine bağlı olanlardan gâfil değildir. Bu büyükler talebelerine, evlatlarından daha çok düşkündür. Dua ederlerken, önce talebelerine dua ederler.

Bir talebe, “Ahirette beni Cehenneme atacaklar” diye çok ağlarken, hocası ona “Niçin böyle ağlıyorsun?” der. O, yine ağlayarak, “Hocam ya beni unuturlarsa, ya ben orada kaybolursam?” der. Hocası da, “Evladım, eğer sen unutursan, onlar da unuturlar, eğer sen kaybedersen, onlar da seni kaybederler. Sen unutmazsan, kaybetmezsen, unutulmaz ve kaybolmazsın. İş sende biter” der. O bakımdan, biz irtibat kurduğumuz müddetçe, onların bizleri unutması mümkün değildir. Unutmazsak unutulmayız.

Evliya, Allahü Teâlâ’nın sıfatlarıyla sıfatlanmış kâmil insan demektir. Cenâb-ı Hakkın merhamet, şefkat sıfatıyla, sıfatlanmışlardır. O zaman, siz elinizi uzattığınızda, mübarek zatın, hayır demesini düşünmek bile yanlış olur. Onun için iş bizde! Büyük zatları sevmek nimeti, Onların sevdikleriyle beraber olmakla, kitaplarını okumakla, kitaplarını yaymakla muhafaza edilir.

İnsanlara acımak lazımdır. Merhamet imanın şartıdır. En iyi merhamet, yanmasın diye, onlara Ehl-i sünnet itikadını anlatan bir kitap vermektir.

 

İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:

“İnsan hayatının sermayesi, bir Allah adamını tanımak ve sevmektir.” Büyük zatların hayatlarını vererek ortaya koydukları Ehl-i sünnet kitaplarını okumak ve okutmak büyük ibadet, çok büyük sevaptır.

 

Geceyi ihya etmek hususunda İmam-ı a’zam Ebu Hanife hazretleri, şöyle buyuruyor:

“Bir parça fıkıh öğrenmek, bir saat yani bir miktar ilimle uğraşmak, sabahlara kadar ibadet etmekten kıymetlidir.” Bir hadis-i şerif meali de şöyledir:

“Bir saat ilim öğrenmek gece sabaha kadar ibadet etmekten kıymetlidir. Bir gün ilim öğrenmek, üç ay oruç tutmaktan kıymetlidir.”

Hesap var, mahşer var. Mahşer yerinde 50 bin âhiret senesi beklenecek. Güneş bir mızrak boyu yakın olacak. O uzun ve dehşetli gün, Müslümanlara iki rekât namaz kadar kısa olacak.

Birinci kat gökler, ikinci kat yanında deryada bir damla gibi, ikinci kat üçüncü kata göre öyle... Yedinci kat, arşa göre deryada bir damla gibidir. Arş Cennetin tavanıdır. Biz daha birinci kat gökteki yıldızlara ulaşamıyoruz. İşte, arşın ne kadar büyük olduğunu buradan anlamak lazımdır! Yedi maddeli bir hadis-i şerifte arşın altında gölgelenecekler, yani Allahü Teâlâ’nın himayesinde olacak kimseler bildiriliyor.

Bunların bir sınıfı, müminin yüzüne Allah rızası için bakan kimselerdir. Bu müjdeye kavuşmak için, birbirimizin yüzüne muhabbetle bakmalıyız. Onun için her mümin, güler yüzlü olmalıdır.

Allahu Teâlâ cümlemizi kendisinin ve toplumun sağlığını düşünen, Devlet büyüklerinin önerilerini dikkate alan vefalı kullarından eylesin. (Amin)


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.