• 07.09.2019
Müslüm  Abacıoğlu

Müslüm Abacıoğlu

Sıkıntılar bu yolun şanındandır

Muhterem Kardeşlerim…

Dünyayı değilde ahretini düşünen, sadece kendisini ve kendisinden sonra geleni değilde hemen her insanın, memleketin, ülkenin, milletin, İslam âleminin menfaatini ön planda düşünen her insan sıkıntı içinde olur ve bu sıkıntı tuttuğu yolun şanındandır.

 

Hikmet ehli zatlar bu konuda buyuruyor ki:

Dünyada rahatlık iyi bir şey olsaydı Allahü Teâlâ’nın habibi, sevgili Peygamber efendimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” çok rahat olur, hiç sıkıntı çekmezdi. Hâlbuki Resulullah efendimiz, “En çok sıkıntıyı ben çektim” buyuruyor. Cebrail aleyhisselam gelip, “Yâ Resulallah, kardeşim Mikail karşıda, dağın üzerinde bekliyor. Emredin, bütün kâfirleri yok edelim” deyince, “Hayır. Ben insanların azap çekmesi için değil, herkese iyilik etmek için, huzura kavuşmaları için gönderildim” buyurdu.

 

Sıkıntılar, üzüntüler, yokluklar, hattâ iftiralara uğramak, bu yolun şânındandır. Evliya-yı kiramın, hattâ Eshab-ı kiramın çektiği sıkıntılar da çok fazla idi. Onlar bizim çektiğimiz sıkıntılardan kat kat fazlasını çektiler. Bu sıkıntılar mücahidlerin aşkını, hevesini arttırır.

Hastalığa, sıkıntıya üzülmemeli. Ancak ibadetlerine ve dine hizmet etmesine mâni olursa o zaman üzülmenin mahzuru olmaz. Bununla beraber, hastalık ve sıkıntıları istememelidir. Hasta olmamak için sebeplere yapışılır, buna rağmen gelirse sabredilir.

 

Âhiret lezzetlerini gideren, câhillerin aradıkları lezzetlerdir. Allahü Teâlâ’nın başkalarına verdiği nimetler, dostlarına rahmettir. Başkaları nimet gelince sevinir, dert gelince üzülür. Bu büyükler, nimette de, dertte de sevinçlidir. Çünkü bunlar, işin güzelliğine, çirkinliğine değil, işi yapanın güzelliğine bakar. İşi yapan sevgili olduğu gibi, işleri de sevgili olur ve tatlı gelir. Bu dünyada, her şey, güzel olan yapıcının işi olduğundan, dert ve zarar verse de, bunlara, istedikleri ve sevdikleri şey olur. Kendilerine tatlı gelir.

 

Hayır murat edilen kul

 

Allahü Teâlâ, dostlarını her an, kendi arzusuna razı ettirip, zevk ve lezzet içinde tutuyor. Başkasına dert olan, dostlar için, cemal ve kemal oluyor. Bunların arzularını, arzu edilmeyen şeyler içine yerleştirdi. Dünya lezzetlerini, başkalarının aksine, âhiret derece ve lezzetlerinin artmasına sebep eyledi. Üç hadis-i şerif:

“Allah yolundaki mümine isabet eden her yorgunluk, hastalık, sıkıntı, üzüntü, keder, hattâ ayağına batan diken bile günahlarına kefaret olur.” [Buhârî]

“Allahü Teâlâ’nın hayrını murat ettiği kul, belalara maruz kalır ve meşgul olacağı mal ve evladı kalmaz.” [Taberânî]

“Nimete kavuşması için insana musibet gelir.” [Buhârî]

 

Dua, nelere sebep olur, bilinmez

 

Efendim…

Her zaman, her fırsatta din kardeşlerimize, birbirimize ve büyüklerimize bol bol dua etmeliyiz. Hatta gayrı Müslimlerin ıslahı, hidayete ermeleri içinde dua etmeliyiz. Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:

Birbirimize ve din büyüklerimize dua etmek zorundayız. Peygamber efendimiz, “Bir Müslüman, arkadaşının gıyabında dua edince, bir melek de ona, “Aynısını Allahü Teâlâ sana da versin” diye dua eder” buyuruyor. Meleğin duası ise elbette kabul olur. Bize bir nimet gelmesine sebep olanlara hem dua ve teşekkür etmeli, hem de Allahü Teâlâ’ya şükretmeli. Nimete şükretmek iki yolla olur:

Birincisi, tevbe edip kıymetini bilmekle, ikincisi de o nimetin bize olan faydasını fark etmekle olur. Allahü Teâlâ’nın bir yerde olan rahmet ve nimetinin hepimize olan faydasını çok iyi anlamak lazım. Zira bu rahmet ve nimet oradan kalkarsa, arkasından oraya azab-ı ilâhî gelir.

 

Dua etmek gibi dua istemek de çok güzeldir. Bütün büyükler, dua almayı yollarının esası kabul edip, herkesten dua istemişlerdir. Ubeydullah-ı Ahrar hazretleri, herkesten dua alırdı. Onu Ubeydullah-ı Ahrar hazretleri yapan, bir köylünün, “Yâ Rabbi, bunun kalp gözünü aç” diye ettiği dua olmuştur. Meğer o köylü, mübarek bir zatmış. Kimin ne olduğunu biz bilemeyiz.

Dua, nelere sebep olur, bilinmez. Eshab-ı kiramdan Nevfel isimli bir yiğit vardı, evli ve iki çocuğu vardı. Bir savaşta şehid düştü. Geri dönülürken Resulullah efendimiz önde idi. Hazret-i Nevfel’in hanımı “Yâ Resulallah, Nevfel nerede?” dedi. Nasıl cevap versin mübarek, “Nevfel geride kaldı” buyurdu ve devam etti.

 

Biraz sonra Hazret-i Ali geldi, ona sordu. Baktı ki Resulullah efendimiz cevap vermemiş, o nasıl versin! O da arkayı işaret edip, devam etti. Sonra Hazret-i Osman’a, ondan sonra da Hazret-i Ömer’e sordu. Onlar da söyleyemediler, arkayı işaret ettiler. Hazret-i Ebu Bekir, en arkada kalmıştı. Nevfel’in hanımı bu sefer ona sordu. Anladı ki, Resulullah efendimiz ve diğerleri cevap vermemişler. Allahü Teâlâ’ya sığınıp, “Ya Rabbî, Bir gönül ki, yıkmaktan Habibin ve kardeşlerim sakındılar. Ben zor durumda kaldım. Eğer Nevfel’in şehâdet haberini verirsem, Habibine muhalefet etmiş olurum. Eğer geri kaldı, geliyor desem, yalan söylemiş olurum. Yâ Rabbî, yardım et” diye dua edince, o anda okun yaydan çıktığı gibi, kılıcı elinde, Nevfel süratle geldi. Selam verip, “Buyur yâ Sıddîk, emrine hazırım” dedi.

Ondan sonra Nevfel nice yıllar yaşadı. İki oğlu daha oldu. Sonra Yemâme cenginde şehid oldu. Onun için duanın neye tesir edeceğini kimse bilemez. Akıllı olan, dua alır.

 

 

Küfür, sel gibi akıyor

 

Değerli kardeşlerim…

Günümüzde küfür sel gibi akar olmuş ve her geçen gün daha da artıyor ve inanç zayıflığı insanlarımızı dinden uzaklaştırıp, Cehennem ateşine sürüklüyor. Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:

Eskiden günahlar yayıldığı için insanlar korkar, üzülür, tedbir alırdı. Sonra bid’atler de yayılmaya başladı. İmam-ı Rabbânî hazretleri dört asır önce, “Bid’atler o kadar çoğaldı ki, onların zulmetinden dünya karardı” buyuruyor. Günümüzde ise günahtan çok küfür rüzgârları esiyor. Dışarısı yangın yeri, küfür sel gibi akıyor. Şiddetli sel, önüne çıkanı alır götürür. Ancak bir çınarın kovuğuna girmiş saman çöpünü götüremez. O saman çöpü, çınarın kovuğunda döner durur, sel ona bir şey yapamaz. Küfür seli de önüne çıkanı alır götürür. Ancak bir Ehl-i sünnet âliminin, böyle yüce bir çınarın kovuğuna girenleri götüremez, bunlara bir şey yapamaz. Bu büyüklerin himayesine girenler, yani onları sevip yollarında olanlar, seçilmiş, mübarek insanlardır.

Yarın ne olacağını kimse bilmez. Her şey Allahü Teâlâ’nın takdirindedir. Onun için her akşam yatarken, tevbe ederek, şükrederek, dua ederek yatıp, sabah da kalkınca yine şükrederek işimizin başına gelelim. Çünkü günlerimiz sayılıdır. Eğer kendimizi düzeltirsek, etrafımız, ailemiz düzelir. Bunlar düzelirse iş yerimiz düzelir. İş yerimiz düzelirse işler de düzelir.

 

Allahu Teala cümlemizi kendisine layık kul, Habibine layık ümmet eylesin. (Amin)


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.