ATAK OTO
Atak oto
  • 20.07.2019
Müslüm  Abacıoğlu

Müslüm Abacıoğlu

Arkadaşa nasihat

Muhterem Kardeşlerim…

Ahde vefa kalmadığı gibi, dost bulmak ta zor olmuş, zira kusurlarında ısrar edenler bile var. Hele günah işleyenler bizleri de üzüyor. Kime ne kadar iyilik yapsanız da sonuçta size dua bile etmekten aciz kalıyorlar. Dinen yanlış bir hareket ancak düzelmeleri için yine de nasihatte bulunmamızda fayda vardır.

 

Efendim;

Arkadaşımız günah ve kusurunda ısrar ediyorsa, halini düzeltecek şekilde güzel nasihatlerde bulunmalıdır! Eğer arkadaşımız, ilim sahibi ise, hatasını teşhir etmememiz lazımdır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

“Âlimin yanılmasından dolayı onunla münasebeti kesmeyin! Düzelmesini bekleyin!” [Begavi]

 

Hazret-i Ömer’in Şam’da bir arkadaşı vardı. Gelenlerden sordu. “Şeytana arkadaş oldu. Günah işliyor” dediler.

Birine, “Giderken bana uğra” dedi. Hazret-i Ömer, dönüşte o kimseye bir mektup verdi. Mektupta Mümin suresinin ilk üç âyet-i kerimesini yazıp lüzumlu nasihatlerde bulundu. Âyet-i kerimede mealen; “Allahü Teâlâ’nın her şeyi bildiği, günah işleyenler tevbe ederse tevbesini kabul edeceğini ve azabının şiddetli olduğu” bildiriliyordu. Şam’daki arkadaşı mektubu okuyunca ağladı. “Allahü Teâlâ kelamında doğrudur. Ömer de bana nasihat etti” diyerek tevbe edip günahlarından vazgeçti.

İki arkadaştan biri bozulduğu için, “Artık arkadaşından vazgeç! Çünkü o sapıtmıştır” dediler. Arkadaşı ise, “Arkadaşım asıl şimdi bana muhtaçtır. Böyle bir zamanda onu terk etmek arkadaşlığa yakışmaz. Onun düzelmesi için çalışacağım. Allahü Teâlâ’ya ıslahı için dua edeceğim” dedi.

 

Efendim;

Arkadaşın sürçme ve hatalarından dolayı onu terk etmemelidir. Nasihatimiz sayesinde tevbekâr olup eski haline dönebilir. Eğer ondan yüz çevirirsek, günah ile felaket ile onu baş başa bırakmış oluruz. Arkadaşa karşı vefa demek, ihtiyacı halinde ona yardım etmektir. Vefa derken yine aklıma daha önceki yazılarımızda dile getirdiğimiz vefasızlık örnekleri geldi. Yine hatırlatalım da belki ilgililerin dikkatini çeker de gereğini yaparlar. Yada okuyan bir dost ilgililerine (Vali, Belediye Başkanları, Harran Üniversite Rektörüne) iletir inşaallah.

 

Efendim; 2 dönem AK Parti Şanlıurfa Milletvekili, 2 yıl kadar Cumhurbaşkanı Başdanışmanı olarak görev yaptıktan sonra 2017 yılı Aralık ayından itibaren de Çin Halk Cumhuriyeti Pekin Büyükelçisi olarak görevini başarıyla sürdüren ve gerek ülkemizinr ve gerekse Şanlıurfa’mızın adını dünyaya duyuran, en iyi şekilde temsil görevini sürdüren Abdulkadir Emin Önen’in merhum babası, Türkiye’nin çeşitli illerinde ve yüksek okullarında Öğretmenlik ve Müdürlük, yurt dışında Kültür Ateşesi olarak görev yapmış olan Hocaların Hocası Mehmet Salih Önen’in ismi ne doğup büyüdüğü Karaköprü ilçesinde bir parka veya bir tesise verildi, nede Türkiye’nin birçok ilinde olduğu gibi Şanlıurfa’da da Harran Üniversitesine bağlı Meslek Yüksek Okulu açılmasını sağlayan, hatta Ankara gibi büyük bir şehirde Öğretmen Okulu Müdürlüğünü memleketi Şanlıurfa’ya 2 yıllık Meslek Yüksek Okulu açılması için bırakıp gelmesine rağmen Harran Üniversitesince de kurucusu olduğu Şanlıurfa Meslek Yüksek Okuluna ismi verilerek yaşatılmadı.

 

Galatasaray Lisesi ve Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdikten sonra Serbest Avukatlık, Çiftçilik, 2, 3, 4, 5, 19, 20 ve 21. Dönem Şanlıurfa Milletvekilliği ile Turizm ve Tanıtma, Adalet, Tarım ve Köyişleri, Devlet Bakanlıkları, Başbakan Vekilliği görevlerinde bulunmuş ünlü siyasetçi ve hizmetlerinin reklamı yapılmadığından çok kişi tarafından bile bilinmeyen Necmettin Cevheri’nin de isminin mutlaka 11 Nisan Şehir Stadı olarak değiştirilen GAP Arena Stadının yanındaki Kapalı Spor Salonuna verilerek ismi yaşatılamaz mıydı. (Sanırım Akçakale yolu üzerinde ismini taşıyan Çiftçi Eğitim Merkezi vardı, oradan da ismini kaldırdılar.)

 

Vefa demek, gerek hayatta iken ve gerekse öldükten sonra sevgi ve ilgiyi devam ettirmek demektir. Ölen bir kimseye az bir vefa göstermek, hayatta yapılan çok iyiliklerden daha makbuldür. Çünkü insan, hayattaki arkadaşına bir iyilik edince, belki bir karşılık bekleyebilir. Öldükten sonra yapılacak iyiliğe riya karışması zor olur.

 

Arkadaşın dindeki ihtiyacı, maldaki ihtiyacından daha çoktur. Onunla beraber bulununca, günah işlemeye utanabilir.

Arkadaşlık, yakın akrabalık gibidir. Oğlumuz, kardeşimiz, bir günah işlerse onu tamamen terk etmeyiz. Arkadaşı da hatasından dolayı tamamen terk etmek uygun olmaz. Ancak kötü bir insanla arkadaşlık yapmak da doğru değildir. Fakat arkadaşımız kötü olursa, onu terk etmek de doğru değildir. Arkadaşımızın kusurlarını yüzüne vurmak, aramızın açılmasına sebep olur. Şeytanın da istediği budur. Onun için şeytanın istediğini yapmamalı, arkadaşımızın kusurunu gizlemeliyiz! Arkadaşımızın bize karşı hatalarına gelince, bunu affetmemiz lazımdır. Hatta hatasını tevil edip mazur görmeye çalışmalıyız!

Arkadaşımızın bize karşı olan bir kusuru için yetmiş mazeret aramalıdır. Şayet yine tatmin olamazsak, kabahati kendimizde bulmalıyız. Kendi kendimize, “Sen ne katı yürekli insansın! Arkadaşın sana yetmiş mazeret buldu. Sen hâlâ kusur arıyorsun” demelidir.

 

Eğer gerçekten arkadaşımız özür dilemişse, hemen affetmelidir. Çünkü İmam-ı Şafii hazretleri, “Gönlü alınmaya çalışıldığı halde rıza göstermeyen şeytandır” buyurmuştur.

Hadis-i şerifte ise, “Arkadaşın mazeretini kabul etmemenin büyük günah olduğu” bildirilmektedir. Yine hadis-i şerifte, “Mümin tez kızar, tez barışır” buyuruldu. Hiç kızmaz buyurulmadı.

Allahü Teâlâ da Âl-i İmran suresinde “Hiddetini yenenleri” övmektedir. İyi adamın kötü sözlerini bağışlamalı, kötü adamın kötü sözlerine hiç ehemmiyet vermeden oradan uzaklaşmalıdır. Sevgide ve düşmanlıkta ileri gitmemelidir.

Sevgide ileri gidip çeşitli sırlarımızı verirsek, ileride aramız açılabilir. Aramız açık olan kimseye de kinde ileri gitmemelidir. Belki bir gün dost olur da söylediklerimizden, yaptıklarımızdan utanırız. Daima aşırılıklardan uzak olmak lazımdır.

 

Arkadaşımızı her türlü saldırıdan korumamız vaciptir. Gıyabımızda arkadaşımızın bizi nasıl anmasını istersek, biz de onu gıyabında öyle anmalıyız! Aleyhinde konuşulan arkadaşımızın perde arkasında bizi dinlemekte olduğunu veya konuştuğumuz yere biri teyp sakladığını, fakat bunu bizim bilmediğimizi kabul edersek, arkadaşımız hakkında nasıl konuşmamız lazım olduğu daha iyi anlaşılır.

Arkadaşımızı kendi yerimize koyarak, kendimiz hakkında ne söylenmesini istiyorsak onun hakkında da öyle konuşmalıyız!

Bunlar yalnız arkadaş için değil, bütün Müslümanlar için böyledir. Kendisi için uygun gördüğünü, din kardeşi için de uygun görmektir. Arkadaşa karşı ihlaslı ve içi dışına uymalıdır. Arkadaşlık hakkı mühimdir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

“Komşun ile güzel komşuluk et ki, Müslüman olasın! Arkadaşın ile güzel arkadaşlık et ki, mümin olasın!” [Tirmizi]

 

Bu yazımızdan sonra arkadaşlarımız için bir şey söylemek aklımızın ucundan bile geçmez. Zaten bu yaşımıza kadar iyi/kötü hiçbir arkadaşımızı üzmemek için (onlar her aksini yapmalarına rağmen) elimizden gelen gayreti gösterdik (nefsimize rağmen) diye düşünüyorum. Ancak arkadaşlarımız da birazcık kendilerini tartmalı diye düşünüyorum.

 

Allahu Teâlâ, cümlemizi hayırlı, dost, candan arkadaşlarla karşılaştırsın. (Amin)


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.