• 29.05.2018
Mehmet Fethi Göktepe

Mehmet Fethi Göktepe

Mazi gözümde iki damla yaş

Seneler önce yine yaz aylarında, bir Ramazan günüydü. Zaman öğleden sonra, güneş tüm sıcaklığıyla Urfa'nın üstünde duruyordu.Anamdan aldığım on kuruşla o sıcakta büyük bir sevinçle sokağa fırlamış verilen parayla kendime iftariyelik alacaktım.Yıldız Meydanı'nda caminin köşesindeki, ziyaretin yanında kehke satan şapkalı emmiye yaklaştım.Bir haşhaş kehke aldım.Beş kuruşum artmıştı ama onunla da şekerli kehke gelmiyordu.Kalan parayla bir ördekli kehke aldım.Gözüm şekerli kehkede kalmıştı.Oysa daha neler neler vardı. Çantalar, dabançalar, kazlar, ördekler(bunların her biri bir simit çeşidiydi).

İkindi namazından sonra anam tandırlığa geçip ,akşam iftar yemeği hazırlığına başlardı.Mercimekli ve lebeni çorbası, etli köfte,komşulara dağıtmak için bişşe bir de zingil datlısı.Bazen halbur hurması ya da daş ekmeği yaptığı da olurdu.

 

Akşama doğru kara et, kara daşta tokmakla döğülmüş, yeşillikler yahanmış. Akşam için her şey hazır olurdu. Eline halep süpürgesini alan bacım eyvanı yahamağa başlardı.Yahanan eyvana yan halıları serilir,etrafına sap yastıklar dizilirdi.

Hayatlı evimizde, kapının girişinde sağ tarafta kırmızı, sol tarafta beyaz bir ağı ağacı, ortada bir hevuz etrafında küçük bir bahça vardı. Evimizin içinde kebbat, zeytin ve elma ağacı da bulunurdu. Bir eyvanı dört odası, zehre damı ,bir zerzembe ve tandırlığı ayrıca abdesthanası ,dip terefte de hamamı vardı.Heyatın içinde dört odası her tarafı oya oya işlemeli kuş takaları vardı.

 

Pir nehitlen yapışmış çardağa çıhan bir merdiveni bulunurdu. Merdivenin her ayağında(basamağında) saksı saksı renk renk güller vardı. Hele o Muhammediye Gülleri'nin kohusu varya adamı mest ederdi.

 

 

Eyvanın içine serilen sıfraya o gün iftarda yenilecek teamlar dizilirken ben dama çıkar Ulu Cami'nin minarasında beliren topçu emmiye bahardım. Bütün cıvar evlerinin çocukları hep birden haaa haaa haaa diye bağırırlardı. Sonra da güm diye patlıyan toptan çıkan sesle Urfa sessizliğe gömülürken Nimetullah Camii'nden ALLAHU EKBER ALLAHU EKBER diye ulvi bir ezan sesi yükselirdi. Aniden tak tak tak diye zuvah kapımız çalınırdı.Kim o diye bağırıp kapıyı açınca yirmi kapı öteden yemek getiren komşu elinde bir tepsi ile belirirdi.Gelen yemek kapları boş çevrilmezdi.Yemekler konulurdu gelen tepsiye.Herkes komşuna ikramda bulunurdu

Ya şimdi öyle mi kimse komşusunu bile tanımıyor. Her şeyi kaybettiğimiz gibi bu güzelliklerimizi de kaybettik.

 

 

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.