lisans koleji sol
lisans koleji
  • 26.07.2021
İlyas  TONGÜÇ

İlyas TONGÜÇ

20 TEMMUZ BARIŞ HAREKATI

 

20 Temmuz 2021 tarihinde Kıbrıs Barış Harekatının 47. Yılını idrak ettik. Kıbrıs barış harekatı niçin yapılmıştır? Barış harekatı hangi sonuçları doğurmuştur? Bugün gelinen süreçte Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Türkiye hangi jeopolitik baskılarla karşılaşmaktadır? Türkiye’nin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin gelecekte karşılarına çıkacak sorunlarla nasıl başa çıkacakları hakkında derinlemesine tahliller yapmak gerekmektedir.

               Öncelikle Kıbrıs’ın jeoplitik önemini ortaya koymak meselenin anlaşılmasını kolaylaştıracaktır. Kıbrıs jeopolitik konumu itibariyle Balkanları, Kafkasları ve  Ortadoğu’yu  Boğazlarııl Süveyş Kanalını Kuzey Afrika’yı kontrol eden bir özelliğe sahiptir. Bu jeoplitik konumu nedeniyle de tarih boyunca ve günümüzde Avrupa başta olmak üzere Rusya, ABD ve son dönemlerde de İsrail tarafından kontrol altına alınıp bu jeoplitik konumundan faydalanılmak istenmektedirler. Bu yüzden de ada da bir Türk varlığına tahammül edememektedirler.

               Yüzyıllarca Kıbrısa hakim olan ve bu adayı adeta bir barış yurdu haline getiren Osmanlı Devleti, Rusya’nın tehditlerinden koruma kaşılığında bir üs olarak 1878’de adayı İngilizlere kiraladı. Ancak ingilizler 1. Dünya savaşının patlak vermesinden sonra Osmanlı devletinin Almanya-Avusturya-Macaristan ittifakından oluşan müttefik devletlerin safında yer almasından rahatsız oldu ve bu tepkisini 1914 yılında Kıbrıs’ı ilhak ederek 308 yıl süren Osmanlı Türk egemenliğine son verdiler. İngilizlerin adayı işgal etmeleri Türkleri olduğu kadar adada yaşayan ve Kıbrısla Yunanistan’ı birleştirme politiklası olan ENOSİS’I hayata geçirmek isteyen Rumları rahasız etti.

               Süreç içerisinde Rumlar İngilizlerin müsamahakar davranışlarından cesaret alarak adadaki Türkleri göç ettirip Kıbrıs’ın tamamen Yunanistan’ın kontrolüne geçmesi için silahlı eylemlere başladılar. 1960’da Kurulan ortak devlet ancak 3 yıl yaşatılabilmiştir. Kıbrıslı Rumlar,  Enosis idealleri için adadaki Türklere karşı saldırılar ve katliamlar düzenlemeye başlamışlardır.

Kıbrıs Cumhuriyeti, Kıbrıslı Rumların 1963'te tek taraflı güç kullanımıyla anayasayı feshetmelerinden sonra ortadan kalkmıştır. Enosis hedefine ulaşabilmek için silahlanan Rumlar, Yunanistan ile 1974'e kadar Kıbrıs Türklere saldırı, baskı ve zulmü artırmıştır. Bu baskılar ve zulümlere karşı Türkiye Kıbrıs’a müdahale etmek için 1964 yılında ve 1967 yılında adaya çıkarma kararı alsa da ABD ve Batının engelinden dolayı müdahale gerçekleşememiştir.

Yunan cuntasının desteğiyle 15 Temmuz 1974'te EOKA lideri Nikos Sampson, adayı Yunanistan'a bağlamak amacıyla Makarios'a karşı darbe yaparak iktidarı kısa süre ele geçirmiş ve böylece Kıbrıs'ın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne kastetmiştir. Adadaki bu gelişmeler üzerine Türkiye harekete geçmiştir.

Türkiye’de  iktidarda  CHP-MSP koalisyonu bulunmaktadır. Koalisyonun CHP kanadı diplomatik girişimlerin devam etmesi ve İngilizlerle birlikte bir çözüm bulunması gerektiği kanaatini taşımaktaydı. MSP kanadı ise, geçmişte birçok diplomatik girişlerde bulunulmasına rağmen gerek İngilizlerin, gerekse Yunanistan ve Kıbrıslı Rumların iyi niyetten yoksun oyalamaya dayalı politikalarının değişmeyeceği ve dolayısıyla Kıbrıs’ta Rumların Müslüman Türklere karşı sistematik bir soykırım uyguladıklarını aynı zamanda Ada’nın Yunanistana bağlanması çabalarının Türkiyenin güvenliğini tehdit edecek boyuta geldiğini belirterek bir yandan diplomatik girişimlerin devam etmesi, öte yandan da askeri müdahalenin yapılmasının kaçınılmaz hale geldiğini CHP kanadı ve Başbakan Bülent Ecevit’e açıkça ifade etmişlerdi.

               Başbakan Ecevit geçmişte olduğu gibi bu gün de askeri harekete karşı batılı ülkeler ve ABD’nin Türkiye’ye ambargo dahil birçok yaptırım uyugulayabilecekleri endişe ile harekata temkinli yaklaşmıştır. Ancak MSP kanadının ısrarlarları sonucunda, Ecevitin görüşmeler yapmak üzere İçişleri bakanı Oğuzhan Asiltürk ile birlikte görüşmeler için Londra’da bulunduğu sırada Başbakan vekili olan Prof.Dr. Necmettin ERBAKAN’ın Genel Kurmay başkanı ve ordu komutanlarıyla yaptığı istişareler sonucunda Kıbrıs’a Barış Harekatı düzenlenmesi için hazırlık talimatı vermesiyle birlikte 20 Temmuz 1974 yılında Kıbrıs’a barış harekatı düzenlenerek adadaki Rum ve Yunan zulümlerine son verilerek akabinda iki devletli bir yapının kurulması sağlanmıştır. Bu devletler Kuzey Kıbrıs Türk Federe Cumhuriyeti Devleti daha sonra 1983’de KKTC ve Güney Kıbrıs Rum Devleti olarak ortaya çıkmıştır. Yıllar sonra açılan İngiliz arşivlerinde “Milli Selamet Partisi ve Erbakan olmasaydı Kıbrıs harekatı yapılamazdı.” Ifadesi geçmektedir. Bu belgelerden de anlaşıldığı üzere Kıbrıs barış harekatının yapılmasında Milli Görüş ve Prof. Dr. Necmettin ERBAKAN’ın ne kadar etkili olduğu açıkça görülmektedir.

1974’ten bu yana Kuzey Kıbrıslı Müslüman Türklerle Güney Kıbrıslı Rumlar arasında büyük çatışmalar meydana gelmemiştir. Ancak Rumların Enosis idealini devam ettirmek istemeleri ve Kıbrıs’ın tek devlet olarak Rumların kontrolünde olması için sürdürdükleri çabalar zaman zaman gerginliklere yol açmıştır. Bu gerginliklerin sona erdirilmesi için BM’nin birçok girişimleri ve planları devreye sokulmuştur. Bu planlardan en önemlisi Anna planıdır. Annan planı Türk ve Rum kesimleri arasında bölünmüş olan Kıbrıs’ın tek ve bağımsız bir devlet olarak birleştirilmesine dayanmaktaydı. Bu plan halk oylamasına sunulmuş Türkler için birçok tuzağı da barındırmasına rağmen Türk tarafından % 64,91 oranında kabul gördüğü halde Rum oylarının % 75,38'i red şeklinde olduğundan hayata geçirilememiştir.

               Kıbrıslı Rumlar ve Yunanistan adayı sürekli olarak bir yunan adası olarak görmekte ve Türkiye’ye karşı tahrikkar politikalar izlemektedirler. Ege’yi ve Doğu Akdenizi adeta bir Yunan gölü olarak görmekte ve kabul etmektedirler. Türkiyenin egemenlik hakları ve güvenliğine karşı provakatif eylemlerde bulunmaktadırlar. Bunun yanında ABD’nin dünya hâkimiyetini sürdürme, Orta Doğu, Afrika ve Asya’nın kontrolünü sağlama; Rusya’nın sıcak denizlere inme, kara emniyetini güneyden sağlama, etki ve ilgi alanını artırma; AB ülkelerinin enerji ihtiyacını kendi kaynaklarından karşılayamamasının getirdiği sıkıntıyı aşma arzusu; Çin’in ise Bir Kuşak yol Projesi ile dünya ticaretine etkin olma girişimleri Doğu Akdeniz’de buluşmuştur.

               2010 yılında ABD Jeoloji Araştırmaları Merkezince yayınlanan bir raporda, “Filistin, İsrail, Lübnan, Suriye, KKTC ve GKRY’ni kapsayan Levant Havzası’nda yaklaşık olarak çıkarılabilir 1,7 milyar varil petrol rezervi ve yaklaşık 3,45 trilyon metreküp doğal gaz rezervi bulunduğu” belirtilmiştir. Bu da ABD başta olmak üzere özellikle İsrail’in iştahını kabartmıştır. İsrail, Yunanistan Mısır ve Güney Kıbrıs Rum kesimi ile anlaşmalar yaparak bu bölgeyi kontrolü altına almaya çalışmıştır. Ancak bu anlaşmaları kendi egemenlik haklarını ve güvenliğini tehdit eden bir girişim olarak kabul eden Türkiye haklı olarak Doğu Akdenizde bu oyunları boşa çıkartmak için Libya ile Deniz Yetki Anlaşması imzalamıştır.

               Tüm bu gelişmeler Türkiye'nin ve KKTC'nin ulusal çıkarları, geleceği ve güvenliği ile yakından ilgilidir. Bu dönemde Doğu Akdeniz bölgesindeki gelişmelerin dikkatle takip edilmesi, her iki ülkenin de hak ve menfaatlerini muhafazası için son derece önemlidir. Ülkemizin ve KKTC’nin hak ve menfaatlerini korumanın yolunun Doğu Akdeniz’deki müşterek menfaatlerimizi uluslararası meşruiyet, hukuk ve iyi niyet ilkeleri çerçevesinde korumaktan geçtiğini bilmek mecburiyetindeyiz. Bu bağlamda Türkiye’nin Akdeniz’deki güvenliğinin KKTC’nin egemen, eşit, bağımsız bir devlet olarak varlığına bağlı olduğunu idrak etmeliyiz.

 


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.