• 03.06.2019
İbrahim Halil ASLAN

İbrahim Halil ASLAN

Bayram Geldi Neyimize...

Dini bayramlar Müslümanlar için, önemli bir yere sahiptir.

Ama bu bayramların en sevindiren yanı da ramazandan sonra yenilen tatlılar ve çocuklara verilen harçlıklar, rengârenk şekerlerdir. Şeker bayramı adını da buradan almış olsa gerek. Sanki şeker bayramı çocuklara özel bir bayrammış gibi, çocuk için şekerdanlıkdan çıkan mutluluk, hayatta ki hiçbir mutlulukla eşdeğer değildir. İşte benim çocukluğumda ki bayramlar da böyle gelip geçti. Arkadaşlarımla kapı kapı dolaşıp, komşuların kapılarını çalar, bayramlarını kutlardık. Biz Komşu hakkını, yaşayarak öğrenirdik. Daha da önemlisi hakkı ve hukuku öğrendiğimiz büyüklerimiz vardı. Onların ellerini öper, başımıza koyar, rahmettir cennetimizdir deyip dualarını alırdık. Sonra başka başka kapılara yönelirdik. Çünkü gittiğimiz ve girdiğimiz her kapıdan azarlanmaz, toz arlanmaz güler yüzle, tatlı sözle ve şekerle karşılanırdık. Hem midemiz dolardı, hem de cebimiz, daha da önemlisi ruhumuz doyardı. Mutluluk mu anlatılmazdı bizde yaşanırdı.

Birde elbiselerimiz vardı. Bayramdan bayrama alınan... Kıymetine paha biçemezdik.

Bayram sabahı gözümüzü açtığımızda ilk bayramlıklarımızı ve ayakkabılarımızı görürdük.

Çünkü başucumuza koyar onlara baka baka yatardık, hatta bakmaya doyamaz, sevinçten uyuyamazdık.

Sabahın ilk ışığı yüzümüze vurduğu gibi uyanırdık.”Bugün bayram, erken kalkın çocuklar” diyen Barış Mançonun şarkılarıyla uyanırdık.

Giyerdik bayramlıklarımızı,

Kızlarımız güzel ve zarif olurdu.

Erkeklerimiz de yakışıklı ve fiyakalı...

Bayram ya, havamız bile bir başka olurdu.

Arkadaşlarımız, kuzenlerimiz, eş, dost, akraba bayramlaşmaya geldiklerin de, kızlarımızdan zerafet, erkeklerimizden yiğitlik akardı.

Saygıda kusur etmezdik.

Buda bizi değerli kılardı.

Bu davranışımızla büyüklerimiz tarafından sevilir ve takdir toplardık. Sahip olduğumuz o sevgiyi kaybedecek ve gözden düşürecek her hareket ve tavırdan da uzak dururduk.

Biz delikanlı çocuklardık.

Öyle böyle LAF’ta değil, ÖZ’de delikanlıydık.

Saygı duyardık, saygı da duyulurduk ve gittiğimiz her yerde bu davranışlarımızla anılır, sevgiyle karşılanırdık.

Büyüklere cevap yetiştirmeyi bırak, oldukları ortamda konuşmayı bile saygısızlık sayardık.

Bizim için en güzel katıktı saygı ve sevgi...

Gönlümüzü ve ruhumuzu onlarla beslerdik. Kimseye yük gelmezdik, kimseyi de yük görmezdik.

Biz adam olacak çocuklardık.

Ve gün geldi büyüdük.

Adam gibi adam olduk.

Ama artık gözümüzün ve gönlümüzün o doyduğu bayramları arıyor olduk.

Bayram kıyafetlerimiz bile markalı oysa!

Eskisinden bile daha fiyakalıyız artık.

Ama sevindirmiyor bayramlar, bizi eskisi gibi...

Eksik bir şeyler var, O zaman olupta günümüz de olmayan, önemini yitirdiğimiz şeyler var.

Sevgi, saygı, sadakat, hoş görü ve daha da önemlisi aile değerlerimiz var.

Biz nasıl yitirdik, nasılda tükettik bize hayat veren değerlerimizi...

Anladım ki cebimizde, midemizde dolmuştu, amma gönüllerimiz aç şimdi...

Hiçbir şey huzur vermiyor eskisi gibi,

Hani başımızı okşayan, büyük adam olacaksın deyip güven veren gölgemiz, çınarımız olan babamız,

Bizi şefkatle bağrına basan, öpüp, kucakladığın da dertlerimizi unuttuğumuz, sırtımızı dayadığımız anamız, Elini öpüp başıma koyduğumuz, Başımızın üstünde yeriniz var dediğimiz dedemiz, ninemiz ve aile büyüklerimiz...

Ne oldu bize.

Onlarla eskisi gibi, yok aramız, Biz onlara saygıyı;

Onlar da bize sevgiyi kaybetti sanırım.

Bizde büyümüştük artık...

Büyüdük adam olduk sandık.

Eskisi gibi büyüklerimize saygı da duymuyorduk artık.

Biz büyüdük ya kendimize yeteriz sandık

Ama unuttuğumuz bir şeyler vardı.

Bizler büyürken, onlar da büyümüştü.

Engin Tecrübeleri, zengin bilgileri vardı.

Ama kabul etmiyorduk, herşeyi biz biliyorduk.

Hem hayatta bizim hayatımızdı,

Onları ne ilgilendirir diyorduk.

Sanki onların bize feda ettikleri hayatı yokmuş gibi yok sayıyorduk.

İşte değerlerimizi de böyle kaybettik sanırım.

Saygı demiştim ya...

Saygı gidince, sevgide tutunamıyormuş meğer saygı duyulunca sevgiyle bakıyormuş gözler, sevgiyle doluyormuş sözler...

En çabuk saygı ve sevgiyi tükettik.

Saygı ve sevgi azalınca da istismar ettik her şeyi,

Çocuğu da, gencide, yaşlıyı da, kadını da...

Bakın gündemimize ekonomiyle başlar, Çocuk istismarı, kadına şiddet, Huzur evlerine atılan, ya da yalnızlığa terk edilen anne ve babalar...

Ne dürüstlük kaldı, ne sadakat Ne dostluk kaldı, ne komşuluk.

Ana-baba, evlat bile birbirini tanımıyor artık.

Akraba mı hiç onu sormayın; kimse kimseyi görmek ve ağırlamak bile istemiyor artık.

Dostun dosta faydası olmadığı, Etin tırnaktan ayrıldığı, Sevginin ve saygının kalmadığı Kimsenin kimseye güvenmediği, Bir zamandayız artık.

Neden mi?

Akla ve hayale gelmeyecek şeyler duyuyoruz.

Hani bizim zamanımızda ki insanlık, Hani bizim zamanımızdaki temizlik, saflık ve güvenirlik...

Şimdiler de öyle mi?

Çirkeflik, ahlaksızlık çağın vebası sanki...

Yinede her şeye rağmen, bizler saygı, sevgi, sadakat, güven, hoşgörü ekelim kötülüklere inat.

Günümüzün güzel insanı, temiz yürekleri olalım olalım ki, bizim çağın çocukları da geçmişi ve bizleri hayırla yâd edebilsinler.

Aynı bizim gibi çocuklar ölmesin. İstismar edilmesin. Melek yüzler solmasın.

Onların da “Bizim Zamanımızdaki Bayramlar” diyeceği cümleleri olsun.

Öyleyse önümüz şeker bayramı, Şeker tadında bir bayram yaşamaları için, Şimdiden bayramınızı kutluyor, Büyüklerimin ellerinden, küçüklerimin gözlerinden öpüyorum..

Sağlıcakla kalın..

Hayırlı Bayramlar...


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.