• 27.11.2017
Halil Metin

Halil Metin

TÜRKİYE BÜYÜYOR AMA YOKSULLUK ARTIYOR!

Hayat pahalılığı ve geçim sıkıntısı ülkemizde yaşayan büyük bir çoğunluğun temel sorunlarının başında geliyor. Çarşı pazardaki fiyatlar karşısında alımı her geçen gün zayıflayan vatandaşın sırtına bir de zamların ağırlığı çökmüş durumda. Enflasyon kıskacında iyice köşeye sıkışan vatandaş, giderek daha da zor bir hale gelen ekmek mücadelesinde yorgun düşüyor!

İnsanlarımızın hayatına yavaş yavaş yansımaya başlayan alım gücü kaybının desteklenmesi ise kredi kartları ve bankalardan çekilen kredi borçlanmalarıyla şimdilik idare edilebilecek bir çizgide. Her seferde kredilerle geleceğini bugünden harcayan insanımız, farkında olmadan yoksullaşıyor.  Fiyatlardaki artış; sağlık, gıda, ulaştırma gibi vatandaşı doğrudan etkileyen alanlarda oldukça yüksek bir seviyeye ulaşmış, enflasyon da çift hanelere tırmanmış durumda.

Peki, bunca büyüyeme rakamları, sanayi üretim endeksleri açıklanırken nereden çıkıyor bu yoksulluk? Ülkemizde son 10 yıl içerinde ekonomik anlamda bir gelişim gösterse de gelir dağılım eşitsizliği halen ciddi boyutlarda. Gelir dağılımı adaletini ölçmek için kullanılan yöntemlerden biri, Gini katsayısını hesaplamaktır. Gelir dağılımı eşitsizliği ölçütlerinden olan ve sıfıra yaklaştıkça gelir dağılımında eşitliği, 1'e yaklaştıkça gelir dağılımında bozulmayı ifade eden Gini katsayısı, 2016'da bir önceki yıla göre 0,007 puan artışla 0,404 olarak tahmin edildi. Türkiye'de en yüksek gelire sahip yüzde 20'lik grubun toplam gelirden aldığı pay, bir önceki yıla göre 0,7 puan artarak yüzde 47,2'ye yükseldi. En düşük gelire sahip yüzde 20'lik grubun aldığı pay ise 0,1 puan artarak yüzde 6,2 oldu.

Ülkemizde halen en zengin yüzde 20’lik grup ile en fakir yüzde 20’lik grup arasında yaklaşık 10 kat gelir farkı bulunmakta. Türkiye’nin gelir dağılımındaki eşitsizliğinde OECD ülkeleri içinde son sıralarda olması, yıllar itibariyle olumlu yönde ciddi bir gelişimin olmaması yoksulluk oranlarını da doğrudan etkiliyor ve yoksul sayısını artırıyor. “Türkiye, 2017 yılının ilk yarısında yüzde 5,15 büyümüş ama refahı büyümemiş tam tersine küçülmüş. Özetle Türkiye 2017 yılının ilk yarısında yoksullaştıran büyüme olgusunu yaşamış görünüyor.” Bir de işsizlik sorununu bunların üzerine eklerseniz tablo daha net ortaya çıkacak.

Nüfusunun ortalama yüzde 15’inden fazlası yoksulluk sınırının altında olan ülkemizde milyonlarca hane yaşamını yardım alarak sürdürmek zorunda kalıyor. Böyle bir durumdayken bile Türkiye’nin yine sosyal yardım harcamalarına aktarılan kaynağının da oldukça düşük seviyede olmasının izahı mümkün değil. Devletimiz “itibarından elbet tasarruf etmesin” ancak savurganlıkla harcanan paralar yoksula derman olacakken ‘har vurup harman savrulmasın!’

Sadece ülkemizde değil Batı’dan Doğu’ya Kuzey’den Güney’e küresel boyutta, bireylere dokunan eşitsizlik, yoksulluk artık çok daha belirgin hale gelmiş durumda. Dünya, zenginliğin yanı sıra derin ve şiddetli bir yoksullukla karşı karşıya. “Küresel iletişim ve teknolojik kabiliyetler gibi insani koşullar son yüz yılda tarihin geri kalanına kıyasla karşılaştırılmayacak ölçüde ilerleme göstermesine karşın, yokluk ve/veya yoksulluk olanca şiddetiyle devam etmektedir. Ayrıca bunlara benzer şekilde küresel kazanımların dağılımı eşit olmaktan oldukça uzaktır. En zengin 20 ülkenin ortalama geliri, en fakir 20 ülkenin gelirinin 37 katıdır ve bu fark son kırk yılda ikiye katlanmıştır.”

Yüksek enflasyon, işsizlik, yüksek bütçe ve cari açıkla, sıcak para girişine dayalı büyümenin 2017 için değilse de 2018 için sürdürülmesi çok kolay olmayacak. Türkiye büyüyor büyümesine de işsizlik ve yoksulluk da katlanarak artıyor…


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.