dclisans
  • 29.01.2020
Halil Koçakoğlu

Halil Koçakoğlu

Özlemin Metafiziği

Özlem! Sürekli içinde olduğumuz ve içinde olmaktan vazgeçemeyeceğimiz bir duygu. Özleyip dururuz eski günlerimizi, çocukluğumuzu, arkadaşlarımızı, ekmeğin sıcaklığını, çileğin kokusunu ya da tatlı tatlı esen rüzgârın serinliğini, yağmur damlalarının toprağa düşüşünü, geçmişte bıraktıklarımızı, bırakamadıklarımızı, aslında hiç olmadıkları halde bizim olduğunu sandıklarımızı ve daha nice olmasını arzu ettiklerimizi…

İnsanın artık olmadığını, öldüğünü ilan eden filozofların karşısına insanın aslında daha yeni yeni doğmaya başladığını iddia eden filozofun duyduğu özlem ile yalnız suretini görüp aslına aşık olan insanın özlemi birbirinin aynıdır.

Kimine göre özlem uzaklara dalmaktır, kimine göre kızgınlıktır, kimine göre içe kapanmaktır, kimine göre istemektir. Bazen yalnız kalmayı bazen kalabalıkta boğulmayı istemektir.  Her ne anlama gelirse gelsin bir eksiklik, bir çaresizlik var gibi bu kelimede. Bu kelimede kendini gizlemeye çalışan bir şey daha var sanırım. Sabretmek… Öyle ya nasıl göğüs gererdi insan bunca şeye?

Haşmet Babaoğlu bir yazısında özlemin özünde “aşk” olduğunu yazar. Yazarın özleme yakıştırdığı bir mevsimde vardır; sonbahar. Babaoğlu, özlem duygusunun kökeninde büyük ayrılığın yani insanın yeryüzüne “düşüş” ünün var olduğunu iddia eder.  Ona göre özlem bu düşüşten insanoğluna kalan duygudur.*

Belki de özlem hayatı anlamlandırma çabalarımızın tümüdür.  Roger Garaudy, Afrika toplumlarının yaşayışlarından, dans edişlerinden yola çıkarak şu varsayıma ulaşır; “Her şey insanın kaosa egemen olma, kendinde, topluluğunda ve tabiatta en büyük uyumun ve hayatın en büyük yeğinliğini gerçekleştirme gücünün duasıdır.” 

O zaman özlem belki de bir duadır.

Aslında özlem; doyamamaktır bence. Sevdiğinin gözlerine doya doya bakamamaktır. Gözlerinin derinliğinde özgürce dolaşamamaktır. Özlem, sevgilinin sadece gölgesine sahip olmaktır.

Çaresizliktir!

Hint yazmaları Upanişadlar’da insanın aslı ile olan bütünleşmesi şu şekilde ifade edilmiştir: ”Nasıl kaplar kırılınca, bu kaplarda ki boşluk-Tüm uzayla bir oluyorsa –Tıpkı onun gibi sınırlarını paramparça eden insan-Atman’la bir bütün oluşturur.”

Belki de özlem asıl olan ile bütünleşmek uğruna kaplarımızı kırmak için verdiğimiz mücadeledir.

 Belki de özlem aslında hiç olmayacak şeylerin olmasını beklemektir. Mesela savaşların bitmesini hayal etmek gibi.  Kurşunlarla, bombalarla çocukların parçalanmadığı bir dünya hayal etmek gibi. Mesela dünyada açlıktan ve susuzluktan hiçbir insanın ölmediğini hayal etmek gibi. Ekmeğin, suyun herkese eşit paylaşıldığı bir dünya hayal etmek. Kimsenin kimseye kölelik etmediği ama herkesin yanındakini kolundan tutup ayağa kaldırma isteği ile yanıp tutuştuğu bir dünya istemek gibi bir şeydir. 

İyiliğin bilincine varmak için illa ki kötülüğü bilmemizin gerekmediği bir dünya kurmaktır belki de özlem.

Uzaklara dalmak,  kızmak,  arzu etmek, aşk, dua veya aslolanla bütünleşmek. Özlem bunlardan biri veya aynı anda hepsi olabilir. Belki de özlem olmayacağını bildiğimiz şeyleri hayal ettiğimiz için bir trajedi bile olabilir.

Herkes bir şeyleri özler. Herkesin bir özlemi vardır. Herkesin özlemi ayrı bir anlam taşır.

Sahi sizin özleminiz hangisi?...

*Yazının başlığı; Özlemek… Ama nasıl? Haşmet Babaoğlu, Sabah Gazetesi, 5 Kasım 2011


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.