Lisanss
dclisans
  • 29.05.2020
Halil Koçakoğlu

Halil Koçakoğlu

İlkel davranışlar eleştirel düşünme ve P4C

1960’lı yıllarda Amerika’da, NASA’ da görev alan Afro-Amerikan üç kadının hikayesi insanların ne kadar zeki, ne kadar entelektüel, ne kadar bilimsel düşünebilen varlıklar olsalar da bazen çok basit önyargıların esaretinden kendilerini kurtaramadıklarını anlatıyor.

Katherine G. Johnson, Dorothy Vaughan, Mary Jackson isminde üç kadın. Diğer NASA çalışanlarından tek farkları ten renklerinin koyu olması. Bu renk farklılıkları onların diğer çalışanlarla aynı tuvalete girmelerine, aynı yerden kahve içmelerine, diğer çalışanlar gibi kıyafetler giymelerine ve diğerlerinin aldığı ücreti almalarına engel. O yıllarda NASA’da sadece koyu renkli olmanız değil kadın olmanız da beyaz ve erkek çalışanlar kadar haklara sahip olmanızın önündeki en büyük engel.

Deha seviyesinde insanların; dünyanın en zor, en soyut problemlerini çözmeye çalışan ve çoğu zaman başarılı olan bu insanların hemen yanı başlarında yaşayan, kendileri ile birlikte çalıştıkları için de en az kendileri kadar zeki olan insanlara karşı olan tutumları aklın alamayacağı bir durum.

Oysa özellikle Katherine G. Johnson’un zamanımızda ancak bilgisayarların yapabildiği matematiksel hesaplamaları sayesinde Amerika, Ruslara karşı giriştiği uzay yarışlarında büyük yol alıyor. Onun hesaplamaları sayesinde Merkür Projesi ile birlikte Amerika ilk kez yörüngeye içinde John Glenn adında bir pilotun olduğu aracı yerleştirebiliyor.

Peki, nasıl oluyor da ırkçılık, ayrımcılık gibi ilkel davranış şekilleri bu kadar eğitimli insanların bile bu davranış kalıplarını içselleştirmiş olmalarına sebep oluyor? Nasıl oluyor da sıradan bir zekânın kavramakta zorlandığı uzay hakkında çalışmalar yapan insanlar bu kadar bariz bir ilkelliğe dur diyemiyorlar?

Irkçılık o dönem Amerika’da çok sıradan bir olay. Renkleri koyu diye her türlü aşağılanmanın normal karşılandığı bir durum var. Eğitim düzeyi düşük insanların kitle psikolojisi ile hareket etmeleri bir şekilde anlaşılabilse de NASA gibi bir kurumun çalışanları arasında böyle bir anlayışın normal karşılanması normal değil. Ne kadar zeki ne kadar eğitimli olursak olalım demek ki bazı konular hakkında farklı düşünmemizi sağlayacak zihinsel süreçlere kapılarımızı kapatabiliyoruz.

Farklı düşünmek, herkesin baktığı yöne bakıp başka şeyler görebilmek eleştirel bir zeka ve cesaret ister. Bu iki haslet sanırım eğitim ile birlikte insanoğlundan koparılıyor.   

Doğduğumuz andan itibaren sürekli bir şeyler öğreniriz. Bu öğrenmeler sayesinde bir kimlik kazanırız. Yaşadığımız dünyaya bir anlam verme çabamız ömür boyu sürse de bu anlamın temel  taşlarını daha ilk yıllarımızda bu öğrenmelerle birlikte  yerleştiririz. Bir nevi temel atarız. Bu temel sayesinde yükselir; hayata karşı bir duruş sergileriz. Fakat öğrendiklerimiz her zaman iyi ve güzel şeyler değildir. Hatta bazıları içimizde var olan güzellikleri yok edebilir de. Deneyimlediğimiz dünya bazen bizi kendi içimize hapseder. Kendi beynimizin içinde esir oluruz. Duygusal tepkilerimiz mantıksal reaksiyonlar vermemizi engeller. Dahası içinde yaşadığımız toplumun kabulleri vardır. Bu kabullerin davranışa dönüşmesi için toplumsal bir çok kurum devreye girer. Öyle ki tartışılması istenmeyen konulara karşı toplum olarak sadece refleks geliştirmiş oluruz.

İnsan düşünür. Fakat hayvanların da ilkel bir şekilde olsa da düşündükleri biliniyor artık. Peki bir insanın düşünmesiyle hayvanın düşünmesi arasında nasıl bir fark vardır?

İnsan düşündüğü üstüne de düşünür. Yani düşündüğünü kritik eder. Düşündüğünü tekrar düşünerek doğru veya yanlış taraflarını etüt eder. Eleştiri kabiliyeti vardır insanın. Bu özelliği onu hayvanlardan tamamen ayırır.

Fakat insan aynı zamanda toplumsal bir sonuçtur. Toplum, geleceğini devam ettirmek ve kendini güvende tutmak adına tehlikeli gördüğü durumlara karşı fikirler geliştirir ve bu fikirleri gelenek görenek, okul, aile yolu ile yaygınlaştırır. Öyle ki ne kadar zeki ne kadar entelektüel, ne kadar vicdanlı olursanız olun toplumsal yanlışlara karşı tepkiniz sadece refleks halinde bir görmezden gelme veya yanlışı doğru ve normal olarak karşılama eğiliminde olursunuz. Tıpkı NASA’da görevli çalışan dehaların sırf renkleri koyu diye insanlara olan yaklaşımındaki saçmalık gibi.

Bunun çaresi yok mu? Elbette var. Toplumun hastalıklı empozesine karşılık çocukluktan itibaren eleştirel düşünmeyi düşünme eyleminin olmazsa olmazı haline getirmek. Çocuklar için felsefe akımı bize sunulanı olduğu gibi kabul etmememizi öğretir. Çevreden edindiğimiz bilgiyi, fikri eleştirel süzgeçten geçirmemiz gerektiğini öğretir. Ayrıntılı ve eleştirel düşünebilmenin eğitimi çocuklara çok küçük yaşlardan itibaren verilmelidir. P4C (Philosophy For Children) Türkçe karşılığı Çocuklar İçin Felsefe dünyanın birçok ülkesinde yavaş yavaş okul müfredatlarına giriyor. Ülkemizde de son yıllarda bir yönelim var. Fakat henüz yeterli değil. Çünkü P4C ülkemizde henüz teorik öğrenme düzeyinde. Uygulama aşamasında henüz çok zayıf. Çünkü bu yeterliliğe sahip öğretmenimiz yok. Bu yeterliliği sağlamak adına birçok kurs var fakat kursa katılıp sertifika alan öğretmenlerin de büyük bir kısmı uygulama yapma konusunda gönülsüz davranıyor. Elbette bu bile önemli ülkemiz adına. Umarım P4C ülkemizde uygulama anlamında da oldukça gelişir. Okullarımızda en azından haftada bir kez olsun uygulanma şansı bulur.


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

HABER ARŞİVİ
ÇOK OKUNAN HABERLER