Lisanss
dclisans
  • 10.01.2020
Halil Koçakoğlu

Halil Koçakoğlu

Gülmek

İnsan ilk kez ne zaman gülmüştür? Bu soruya yanıt vermek çok zor. Doğan her çocuğun dünyaya ağlayarak geldiğini biliyoruz. Böylelikle ilk insanın ne zaman ağladığı hakkında bazı şeyleri tahmin edebiliriz. Ama gülmek öyle değil. Karmaşık bir olgu gülmek. Sevinçten gülmek var bir de komik şeylere gülmek var. Bizi mutlu eden bir olay yaşıyorsak güleriz hatta mutluluk gözyaşlarımız karışır bu gülüşümüze. Fakat benim merak ettiğim komik olarak adlandırdığımız şeylere gülmek. Komik nedir? Üstünde düşünülmesi gereken bir konu. En başta mantığı keşfedeceksiniz sonra bu mantığa aykırı hareketler göreceksiniz ve bu hareketlere bir tepki vereceksiniz. Gülmek, ağlamak gibi bir refleks değil sanırım. Kültürden kültüre komik algımız değişse de genelde aynı mantıkla gülüyoruz. Televizyon kanallarındaki en komik videolara bakın. Dünyanın çeşitli ülkelerinden kayda alınmış görüntülerde gülünen olayların mantığı genelde aynı: Yanı başınızda düşüp canını inciten bir adam, yapılan bir kamera şakasından dolayı kişinin düştüğü perişan haller, utancından ne yapacağını bilmeyen bir insanın acınası halleri bizi güldürür. Oysaki yakın bir arkadaşımızın veya sıradan bir insanın düşeceği böyle gerçek durumlar; yani korku, şaşkınlık, utanma, can acısı bizi güldürmez, üzer. En azından böyle olmasın umarız. Ama gülüyoruz. Öyleyse gülmek çok da mantıklı bir şey değil. Siz en çok neye gülersiniz bilmiyorum ama ben en çok ciddi adamlara; siyasilere, askerlere, iş adamlarına, aydınlara, trafikte kavga edenlere, sevdiğini öldürenlere, aç susuz bırakanlara, aç susuz kalanlara gülerim. İşini büyük bir ciddiyetle yapıp, parmaklarını gözümüzün içine sallaya sallaya bizi doğru yola getirmeye çalışan, gerekirse bu amaçları yüzünden bizleri birbirimize kırdıran ciddi adamlara gülerim. Dahası bu söylenenlere büyük bir ciddiyetle uyum gösteren biz insanlara gülerim. Savaşlara gülerim mesela. Oysaki savaşlar çok ciddidir. Kan, ter, gözyaşı, kahramanlar, bolca hamaset. Gülünecek şey mi?

Belki, gülmekten başka şansımız da yoktur. Bu kadar ciddiyet, dünya gerçekleri, ölümler, hastalıklar, fakirlikler, açlıklar gülmeden çekilir mi? “ İnsan dünyada o kadar ıstırap çeker ki, bütün canlı yaratıklar arasında yalnız o gülmeyi icat etmek zorunda kalmıştır.” Diyen Nietzsche belki de haklıydı. Bu kadar ıstırap dolu bir dünyaya gülmeyip ne yapalım? “Gülen Adam” filmini hatırlarsınız. Hani şu Kemal Sunal’ın oynadığı film. Bütün insanların aksine dünyaya ağlayarak değil de gülerek gelen Yusuf’un hikâyesi. Gülen insana karşı halkın gösterdiği tahammülsüzlük, doktorların devreye girip bu adamın niçin her olaya gülerek tepki verdiğini anlamaya çalışmaları ve daha önemlisi el birliği ile Yusuf’u ağlatmak için verdikleri mücadele filmin konusunu oluşturuyordu. Belki de böyle bir adamı kıskanıyoruz. Bizim büyük önem verdiğimiz; ciddiyetimizi sürekli parlatma çabasında olduğumuz tüm olaylara büyük bir ciddiyetsizlikle, büyük bir umursamazlıkla gülen bu adamın zenginliği bizi kıskandırıyor. Dünyanın en özgür adamı o. Öyle özgür ki canını sıkacak olaylara dahi gülebiliyor. Filmin sonunda elbirliğiyle Yusuf’u kendi çocuğunun doğumuna ağlatıyorduk. Ağlatma konusundaki başarımız takdiri hak ediyor. Gülmek güzel bir şey. Elinizden geldiğince gülün. Hayatın dertlerini fazla ciddiye almayın. Somurtmayın. Ciddiyeti abartıp komik duruma düşmeyin. Öyle pişmiş kelle gibi her şeye gülmekten bahsetmiyorum. Arabanızın modeli, evinizin boyası, çocuğunuzun okulu, tuttuğunuz takımın kaybetmesi; bunlar sizi gülmekten alıkoymasın. Biliyorum bugünler gülmek için çok zor günler ama siz yine de deneyin. Dünyanın en sanatçılardan Charlie Chaplin (Şarlo) şöyle diyor: “Eğer sadece gülümserseniz, hayatın hala zahmete değer olduğunu göreceksiniz.” Yazıyı dünyanın en komik seçilen fıkrasıyla bitirelim. Fıkra 70 ülkeden 40 bin fıkra arasından seçilmiş: Ormanda dolaşan iki avcıdan biri yere düşer. Arkadaşı, düşen adamın nefes almadığını ve gözlerinin ferinin söndüğünü görür. Bunun üzerine telefonla acil yardımı arar. “Arkadaşım öldü, ne yapabilirim” diye sorar. Telefondaki ses yanıtlar: “Sakin olun. Size yardım edebilirim. Ama önce arkadaşınızın ölüp ölmediğinden emin olalım.” Telefonda bir süre sessizlik olur ve bir silah sesi işitilir. Avcı telefonu tekrar eline alır ve şöyle der: “Evet, tamam. Şimdi ne yapacağım?”


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.