Lisanss
dclisans
  • 11.03.2017
Halil Koçakoğlu

Halil Koçakoğlu

Gerçek Zafer

Ünlü Fransız düşünür Roger Garaudy Batı’nın bugün dünyaya sunduğu hatta dikte ettiği büyüme modelinin insanı sadece maddesel bir varlık olarak ele aldığını söyler. Bu modele göre insan sadece kazanmak ve güçlü olmak zorundadır. Dünya bir pazar insanlar ise müşteridir. Bu anlayışın en önemli kavramları girişimcilik, kâr, reklâm, rekabet, hırs ve benzerleridir.

Bugün daha güçlü olmayı, her şeye sahip olmayı hedefleyen ülkelerde çalışmak daha çok çalışmak ilahlaştırılır. Hayat bir kariyer planlamasından ibarettir. O yüzden eğitim felsefeleri buna göre şekillendirilir. Mutlu bireyler olmanın yolu daha çok kazanmaktır.

Fırsat buldukça konuştuğumuz ana babalar ağız birliği etmişçesine çocukları ile aralarında oluşan çatışma durumlarını dile getiriyor. Ana babalar ilkokul yaşlarındaki çocuklarının ergenliğe erken girdiklerini ve onlarla sürekli kavga halinde olduklarını dillendiriyorlar.​ Onlara göre çocuklar hiçbir sorumluluğa sahip değiller. Bu sorumsuzluğun en önemli göstergesi ise derslerine yeterince çalışmamaları. Çocuklarının ödevlerini bitirmiş olmaları yeterli bir ders çalışma değil onlara göre. Test çözmeliler, çözülmemiş her test kariyerlerine atılmış büyük birer darbe. Çocukların daha fazla test çözmelerine yönelik çabalamalar veya çocuğun akademik anlamda başarılı olması yönündeki tüm baskılar çocuklar ve ebeveynleri arasında onarılmaz hasarlara yol açıyor.

Ana babaların ve çocukların çatışma konusu Garaudy’nin kıyasıya eleştirdiği büyüme modeli ile doğrudan ilintili aslında. Toplum kendini piyasaya hazırlıyor.Sistemin serbest girişimciliğe teşvik etmesi, her zaman daha iyisini elde etmemiz gerektiğine yönelik baskısı, var olan her şeyde bir hakkımız olduğu yanılgısı çocuklarımızla aramızda şefkate dayalı olması gereken ilişkileri karşılıklı kazanmayı amaçlayan bir pazarlık ilişkisine çevirmiş durumda. Bu, karşılıklı her türlü ilişkimizin bir menfaate dayanmasına sebep oluyor. Çocuklardan herhangi bir etkinliğe katılmaları istendiğinde sordukları ilk şey; “Bana ne verecekler?” oluyor.

Sisteminde istediği de tam olarak bu. İnsana ait her zenginliği fırsata çevirmek daha doğrusu her durumda kâr etmek. Hâl böyle olunca hayatın her alanında bir rekabet bir yarışma ortamı doğuyor. Elbette rekabet veya yarış sonunda bir kaybedene ihtiyaç duyar.

Biz ana babalarda bu yarışa kendimizi bir şekilde kaptırmış durumdayız. Çocuklarımız bizim piyasaya hazırladığımız ürünler. Onları hem bizim geçmişte başaramadıklarımızın hıncını almaları için hem de ipi en önde göğüsleyerek koltuklarımızı kabartmaları için en sıkı şekilde hazırlıyoruz. Fakat bu yarış uğruna onları daha doğrusu insanlığı kaybediyoruz.

Fiziksel ve zihinsel engelli çocukların katıldığı bir yarışmada fiziksel ve zihinsel engelli çocuklar yarışma sırasında düşen arkadaşları için yarışı bırakıp onu da alarak yarışı hep birlikte bitiriyorlar. Bununla ilgili bir video da dolaşıyor sosyal medyada adı Gerçek Zafer anlamına gelen True Victor. Olay Seattle’de meydana gelmiş.

Gerçek bir olay mı yoksa kurgu mu bilmiyorum ama bu olay insan vicdanının rekabete kapalı olduğunu göstermesi açısından çok önemli. Olayları sıkı bir de terminizme bağlamaya meyilli zihinsel gücümüze karşı dünyanın neden sonucun ötesinde bir anlama sahip olduğunu söyleyen bir vicdanımızın olması belki de tek şansımız.


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.