Lisanss
dclisans
  • 15.07.2020
Halil Koçakoğlu

Halil Koçakoğlu

FİKRİMİN İNCE GÜLÜ

 Uçak yağmurdan kararmış bulutların içine karışıyor. Pilot ara ara  manevralar yaparak uçağı  varacağı rotasına oturtmaya çalışırken aşağıda tarlaları kapkara ince bir çizgi halinde kesen asfalt yolda, aynı uçaktaki bizler gibi, bir yerlere yetişmeye çalışan tek tük arabaları algılıyorum.  

Dünya değilse de evren ne kadar büyük. Kara bulutların üstündeki mavi atmosferimizin evrendeki en küçük milyarlarca noktadan sadece biri olduğu düşünüldüğünde  varlığımızın evren için nasıl bir anlam taşıdığını merak ediyorum. Sonsuz evren için yok hükmündeki  biz insanoğlunun o evreni algılayıp idrak edebilmesini oldukça şaşırtıcı buluyorum.

Evrende bir nokta içindeki milyarlarca noktadan biri olmak, insan olmak gerçekten anlaşılmaz bir şey. Zor bir şey. Belki de insan var olan bir şey değil de sonu nereye gideceği belli olmayan bir süreç. O yüzden onu anlamaya çalışanlar farklı sonuçlara ulaşıyor. Aynı resme bakıp farklı anlamlar çıkaran biz insanoğlu da evrende bir imgeden öte neyiz ki?  Kendimizi, sonsuz evreni  anlamaya çalışırken hayatı yaşamaya çalışmak; yaşamın anlamı mutlu olmak mıdır yoksa onu anlamaya çalışıp kendinden bir iz bırakmak mıdır?  Hayaller kurmak, kurduğu hayallerin peşinden koşmak mıdır? Bir gün köy kahvesinin önünde mersedesini  durdurup içinden “Fikrimin İnce Gülü” çalarken çıkıp köylüyü selamlamak; “Hele Bayram’a da bakın!” dedirtmek midir?

İncegül Bayram’ın en büyük hülyası bu. Rüyasını gerçekleştirmek için her yol mübahtır onun için.  Saman balyalarının altına saklanarak köyden kaçmak, odacıya üç yüz lira verip son sıra için arkadaşını sakata çıkarıp kendine sağlam raporu almakta var bunun içinde. Ezilen, horlanan, kedi boku deyip aşağılanan İncegül Bayram’ın  da bu dünyada elde etmek istediği şeyler, yaşamak istediği anlar var elbette. Sonsuz evrende bir noktadan daha küçük dünyasını daha da küçülttüğü, tüm dünyasını son model bir mersedesle köy kahvesinin önünde adımın atacağı anların oluşturduğu bir dünya.

Adalet Ağaoğlu’nun “Fikrimin İnce Gülü”  adlı romanı ezilen, horlanan; İncegül Bayram diye alay edilen bir  köylünün  hikayesini anlatıyor. Bayram’ın derdi kendini hor gören köylülerden intikam almak.  Tüm dünyası kendini beğendiremediği o insanların karşısına, onların hayal edemeyecekleri bir başarı ile çıkarak ezmek. Yıllarca ezildiği insanları ezerek, ezikliğin acısını onlara da tattırmak. Almanya’da çalışacak, son model bir mersedes alacak ve köy kahvesinin önünde köylülerin şaşkın bakışları altında içinden “Fikrimin İnce  Gülü” şarkısı  çalarken arabasından inecek.   

 İnsan neden kendini bir zamanlar hor görmüş köylülerden böyle bir intikam almak ister?  Yeni kurduğu hayatında o köyün yolunu insanlarını unutarak, olanları sadece gülümseyerek hatırlayıp geçmek daha kolay değil mi? Herhalde  birinden intikam almak; intikam almak istediğimiz kişiye karşı gizli bir hayranlık, gizli bir saygı hissetmek sanırım.  

Uçak yavaş yavaş alçalıyor. Tarlalar, evler, yollar  hatta arabalar iyice belirmeye başlıyor. Birazdan biz de o arabalardan birinde İncegül Bayram, Ahmet, ,Ayşe  veya  Mehmet olup yolumuza devam edeceğiz. İçimizde hayallerimiz, tutkularımız, arsız duygularımız, ezikliklerimiz, komplekslerimiz, ulvi düşüncelerimiz hayatımızın şarkısı eşliğinde evrende bir ağırlık olmaya devam edeceğiz.


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.