Mg Reklam 2
lisans koleji
  • 04.02.2021
Halil Koçakoğlu

Halil Koçakoğlu

BİRİCİK

Ömrünüzün son demlerindeyseniz hayat iyice zor oluyor. Hele bir de mevsim yaz ve hava çok sıcak ise. Eskiden günde onlarca kez arşınladığımız yollarda bir kez yürümek bile eziyettir artık. Sabah yatağınızdan yorgun uyanırsınız. Vücudunuz hayata karşı derin isyanını ağrı ile sızı ile haykırır. İlk aldığımızda bizi ağlatan nefesimiz sevdiklerimizi ağlatacağı o son nefese doğru hızla gidiyordur.   

Zaman hiç acımadan sizi eskitmiştir.  Onun için hiçbir insan diğerinden farklı değildir.

Zaman için diyorum. 

Farklı yaşamlar sürsek bile biz hepimiz, yani tüm insanlık zamanın nazarında bir hiçiz.   Kimse onun gözünde özel değildir. Biricik değiliz. Oysa insanoğlu biricik olduğunu sanır çoğu zaman. Ya da öyle ister. Herkes gibi ama herkesten daha özel olduğunu sanır. Düşünür ki o, yaşadığıyla, yaşayamadığıyla, özlemiyle, sevinciyle, üzüntüsüyle herkesten çok daha özeldir. Herkesle aynı duyguları yaşamıştır fakat onun yaşadığı duygular daha kuvvetlidir. İster ki herkesin içinde o, parmakla gösterilen olsun. Herkesin duyumsayamadığı kadarını duyumsasın, herkesin akıl edemediği kadarını akıl etsin.

O, herkesin biriciği olsun. Ezel de ve ebed de bilinen olsun.

Özellikle de sevgilinin gözünde. Bir annenin bir babanın üç çocuğundan biri olmak, dört kardeşten biri olmak veya insanlardan bir insan olmak çok önemli değildir de sevgilinin gözünde biricik olmak çok önemlidir.

“Bunları düşünmenin bir anlamı yok. Ben en çok seni sevdim. Geçmişte bir hataydı o. Hem sen de sevmişsin birilerini. ” Böyle derdi bana.

Yürüdüğüm cadde sağlı sollu sokaklara açılır. Biz ikimiz hemen şu sağdan üçüncü sokağın ikinci kahvesinde otururduk. Sokağın karşı tarafında küçük renkli iskemleleri, şirin masaları olan bir kahveydi. Bizim masamız mavi, kırmızı ve sarı iskemleleri olandı. Kırmızı iskemle benimdi. Mavi olanında hep o otururdu. Sarı iskemlede ise çocuğumuz oturacaktı. Ona benzeyecekti. Kız veya erkek fark etmezdi. Önemli olan ona benzemeseydi.

Onu ilk kez okulun bahçesinde bir çocukla tartışırken görmüştüm. İki yıl falan birliktelikleri olmuş. Sonra yapamayacağını anlayınca ayrılmak istemiş bizimki. Ayrılmış da. “Ben istedim ayrılmayı, istemeseydim ayrılmazdık,” derdi ben hep eskiyi hatırlattığımda.

 “Duygularımı yoğun yaşayan biriyim,” demişti.

Ona karşı da yoğun duygular beslemişti öyleyse. Bana baktığı gibi ona bakmıştı. Bana söylediği güzel sözlerin aynısını ona da söylemiş miydi?

“Mantıksız biliyorum. Birbirimizi bilmeden önce birisinden hoşlanmış olman çok doğal. Ben de hoşlandım, sevdim fakat işte kabullenemiyorum. Senin öncen de sonran da ben olmalıydım. Yaşadığın derin duyguların tek öznesi ben olmalıydım. Ben biricik olmalıydım senin için.”

“Benim biriciğim sensin. Senden önce olan hiçbir şey aklımda, gönlümde zerre kadar yer tutmuyor. Hem sen de benden önce birilerini sevmişsin. Yani insan böyle bir şey, sevmek sevilmek istiyor. Hiçbir insan hangi insanı seveceğini bilerek gelmiyor dünyaya.”

“Biliyorum, biliyorum, biliyorum. Bu konuyu tartışmanın gereksizliğini, mantıksızlığını farkındayım. Fakat insan sevdiğinin gözünde tek olmak istiyor. İstiyor ki onun geçmişi de geleceği de o olsun. Birlikte yaşadığı o duyguları başka bir sevgili ile paylaşmak istemiyor. Bir sevgili olarak elini bir tek o tutmuş, gözlerine o bakmış, tenine bir tek o dokunmuş olsun istiyor. Birine aşık olmak dünyanın en inanılmaz duygusudur.”

Derin bir sessizlik olurdu masada. İkimizin de hayatında daha önceleri birileri olmuştu. Ama ben en çok onu sevmiştim. Onunla birlikte olmaya başladıktan sonra diğerleriyle yaşadığım şeylerin anlamsızlığını anladım. Ya da bana anlamsız gelmeye başlamıştı. Tamamen onunla doluydum. O da aynı duyguları beslediğini söylerdi. Yine de içimde bir kıvılcım ara ara o hain düşünceleri aklıma getirirdi. Kendi kendimi yerdim.

Tek ben olmalıydım.

İşin garibi benim bunları konuşmadığım başka günlerde de o bunu dile getirir, benim eski yaşadıklarımı diline dolardı. Sonra gülüp geçerdik. Sonu olmayan bir akıl tutulmasıydı. Aşkımıza biçtiğimiz ilahi rolün sarsıntılarıydı o kıskançlık anlarımız. Kutsal bir şeydi sevgimiz. Bilinmez alemlerden gelen bir yazgıydı. Fakat biz bu yazgıyı hayatımıza birilerini sokarak kirletmiştik.  Daha sabırlı olmalıydık. Birbirimize kavuşmayı beklemeliydik. Oysa biz elmanın çekiciliğine kanmış onu ısırmıştık. Bu kirlenmişlik Kral Oidupus’un kaçamadığı yazgısıydı bizim için.  

“Seni alıp böyle bağrıma basmak istiyorum. Hep içimde büyümeni, orda kalmanı istiyorum,” derdi. Kızdığında yüzünün aldığı ifadeyi, kısık gözlerini, anlatışlarını, muzip gülüşlerini saatlerce hiç sıkılmadan izleyebilirdim.

Hayallerimiz vardı. Ben ona benzeyen o ise bana benzeyen çocuklarımız olsun isterdik. Yaşlanınca torunumuz gelecekti. Ben ona öyküler anlatacaktım. Kitaplar okuyacaktım. O ise torunun en sevdiği yemekleri yapmakla meşgul olacaktı. Sonra torunu parka götürecektik. Ben çocuğun peşinde koşarken o ikimizi de terlemememiz için, dikkatli olmamız için uyaracaktı. Hiç yaşlanmayacaktık onunla. Birbirimize karşı duyduğumuz sevgi, gözlerimize bakarken hissettiğimiz heyecan hiç azalmayacaktı. Güne her gün gülen gözlerini görmenin heyecanıyla uyanacaktım. Her gün ondan önce uyanıp onu uyurken izleyecektim. Derin nefes alışlarını, göğüs geçirişlerini, en saf en masum halini doya doya seyredecektim.

“Gözümü kapadığımda bile özlüyorum seni biriciğim,” derdi bana. ‘Biriciğim’ diye seslenmeye başlamıştı birlikte olmaya başladıktan bir süre sonra.

Hayatımdaki en büyük mucizemdi onun biriciği olmak.  

İşte bu sokakta idi küçük masamız. Şimdi yerinde beyaz eşya mağazası var. Ama ona sık sık papatya aldığım çiçekçi sokağın hala sonunda duruyor.

Çok özledim onu.

Dur bakalım, çiçekçi taze papatyalar getirmiş mi?  Bir demet papatya alayım. Bir de ekmek istemişti, yoğurt vardı bir de. Tamirciden de gözlüğünü unutmayayım. Torun gelecek bugün. Ona en sevdiği yiyecekleri hazırlayacak. Yemekten sonra parka çıkacağız. Ben torunla oynayacağım biraz. Şimdi terleriz diye sırtımıza koymak için havluları da hazırlamıştır.

“Bir ekmek ve yoğurt almak için amma geciktin, gözlüğümü aldın mı bari?” der çıkışır önce. Fakat sonra papatyaları görünce bir birimize sevgimizi söylediğimiz o ilk anın heyecanını takınır yüzüne. Biriciğim der, saçlarımı karıştırır.  Papatyanın birini koparır son okuduğu kitabın sayfaları arasına yerleştirir. Yıllardır öyle yapıyor. Diğerlerini vazoya koyarken genç bir kadının heyecanı hâkim olur hareketlerine.

Dünyanın en özel insanı benim. Çünkü onun biriciğiyim…


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.