Halil Koçakoğlu

Halil Koçakoğlu

Bir hurda öğretmen

Bir arkadaş ziyaretinde tanıştım Mahmut Öğretmen ile. Teklifsiz bir tanışma oldu bizimkisi. Öğretmen olduğumu duyunca meslektaş olmanın verdiği heyecanla anlattı eski günlerini. Sivas’ta öğretmen okulunu bitirmiş. “Ben bir öğretmen hurdasıyım. Yanlış anlamayın Azerice hurda, emekli demek ama şimdi gel başla deseler; mesleğe başladığım on yedi yaşımdaki şevkle tekrar başlarım. Versinler, en zor sınıf hangisi ise onu versinler.   Birinci sınıf mı en zoru,  onu versinler.”

 Yılların alt edemediği bir heyecana sahipti öğretmenimiz. Günümüzde okuldan mezun olan bir öğretmen adayı daha atanma sürecinde bütün heyecanını kaybediyor. Öğretmen olarak atanmak adeta bir mucize. Geleceğe dair hiçbir hayal kuramayan öğretmenin emeği de hayalleri ile birlikte sömürülüyor. “Hem sizin dönemdeki öğretmen öğrenci anlayışı da değişti Mahmut öğretmenim. Onlar artık müşteri. Aramızda modern dünyanın deyimiyle profesyonel bir hizmet alım satımı var. İnsanlığa hizmet edecek insan yetiştirmek değil amacımız. Sınavlarda en iyi dereceyi alacak öğrenciyi yetiştirmek bizim derdimiz. Varsın terbiyesiz olsun, varsın görgüsüz, ukala olsun. Yeter ki sınavda alacağı puanla ailesinin yüzünü kara çıkarmasın. ” demek istiyorum ama öğretmeye bu kadar kutsal anlamlar yükleyen bir öğretmene karşı utancımı içimde saklıyorum.

“Hemşehrinizle aynı okuldan mezun olduk. Kadir Kırıcı ile. Çok iyi bir tiyatrocuydu. Mükemmeldi. Elinden tutan olmadı. Birileri arka çıksaydı şimdi ülkenin en önemli sanatçılarından biri olmuştu. Ben de saz çalarım. Güzel de çalarım. Fakat, Kadir’in sanatçılığının yanında benim becerimin lafı edilmez. Bak bu hanımefendi de bizim dönemden mezun olmuştu. (Telefondan paylaşımı gösteriyor.) Şimdi kitapları var. Geçenlerde bir şiirini paylaşmış. Okudum. Bundan çok güzel türkü olur, dedim.”

 Ürün kalitesinin değil de reklamının önem kazandığı bu dönemde; insanların kendi reklamlarını yapmak için arkadaşlarının yaptıkları işi karaladığı böyle bir zamanda arkadaşlarının başarılarını kendi başarısı gibi büyük bir heyecanla anlatıyordu. Onların başarısını kendi başarısı olarak kabullenmişti. Ne bir kıskançlık ne bir çekememezlik vardı sözlerinde. Bugün kendi ürününü parlatmak için arkadaşının emeğini karalamaya çalışan bir anlayışın karşısında ne kadar naif bir tutum. 

“Bize her şeyi öğretirlerdi okulda. Şimdiki gibi değildi. Duvar yapmayı da kalıp çakmayı da söküğü dikmeyi de çay, kahve yapmayı da öğrettiler bize.  Seksen darbesinin ikinci veya üçüncü yılıydı tam hatırlamıyorum. Sıkıyönetim komutanı köyden öğretmeni, doktoru, muhtarı çağırmış; gittik. “Bu köylerde tuvalet yok. Bu köylere tuvalet yapılacak. ” dedi. “Biz nasıl yaparız?”  diye bir telaş aldı muhtarı. Ev yapmak için kaç tane usta gerekiyorsa tuvalet yapmak için de o kadar usta gerekiyor. Duvarcı, kalıpçı, demirci, sıvacı, tesisatçı lazım tabi. Muhtara dedim ki siz benim hazırladığım listeyi getirin. Bir de fosseptik çukurunu açın tamamdır. Öyle de yaptılar. Ben kalıpları çaktım, duvarları ördüm, tesisatı yerleştirdim. Tuvaleti yaptım. Köyün tuvalet sorununu çözdük.  Bize öğrettiler. Her şeyi öğrettiler.”

Elbette o da çok iyi biliyor ki günümüzün öğretmeninin duvar örmeyi, kalıp çakmayı öğrenmesine gerek yok. Bugünün ihtiyaçları ile dünün ihtiyaçları çok farklı idi. Asıl mesele dün ihtiyaçları doğrultusunda oldukça donanımlı olan öğretmenlik mesleğinin günümüz koşullarında gerekli becerilerle donatılamamış olmasıdır. Dün toplum içinde bir otorite olan öğretmenlik günümüzde tüm itibarını kaybetmiş durumda. Öğretmenlik mesleği bugünün koşullarına uygun olarak kendini güncelleyemedi. Bir öğretmenin en büyük başarısı artık deneme sınavlarında ki netlerle ölçülüyor. 

 

Mesleğine duyduğu derin sevgi ile gerçekten saygıyı hak ediyordu Mahmut Göktaş öğretmenim. Aydın bir insan tavrıyla ülkenin durumunu sorguluyor doğal olarak. “Hep böyleydi hep. Sıkıntılar sadece şekil değiştirip tekrar karşımıza çıkıyor. ” Ama öğretmenlik mesleğinin tüm mesleklerden daha fazla yıprandığını ve ciddiyetini kaybettiğini düşünüyor. Şimdiki öğretmenlerin mesleğin ruhuna uymadıklarını sitemkâr bir şekilde anlatıyor.

İnsana olan sitemi, kızgınlığı, onun en yakınlarından başlayarak halka halka genişleyen insan sevgisine ve insanlığa olan derin inancından kaynaklanıyor. Bizim her alanda heyecanını kaybetmemiş, işine dört elle sarılacak, hamasetten uzak, milliyetçiliği en yakınındakilerden başlayarak gittikçe genişleyen anlayışla insanlığa karşı bir sevgi saygı bağı olarak algılayan böyle eli öpülesi insanlara ihtiyacımız var. Mahmut Göktaş öğretmenim bunun en güzel örneklerinden biri.

 


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.