• 18.03.2019
Halil DOĞAN

Halil DOĞAN

Sessizliğe mahkum edilen kent:Halepçe Katliamı

Sessizliğe mahkum edilen kent:Halepçe Katliamı
Geçmişin en eski topraklarından bir feryat, bir figan yükseltiliyor sessiz ve derinden. Gökyüzü sabahın onunda bulutlar gizlenmiş ve pusluydu.
Gün güneşli, saat 10.00 gökten yere düşen bir sis, bir duman iniyordu, oysa bu sis ölüm kokuyordu. Havada bahar çimen kokusu yerine siyam gazı vardı. Bahar hiç bu kadar acımasızca ve sinsice inen ölümü görmemişti.
Bu topraklar hiç bu kadar acı ve ölümü bir arada yaşanmamıştı. Mezopotamya ovası, tarih boyunca böyle bir vahşete tanık olmamıştı.

Tarih 16 Mart 1988 Halepçe toprakları, ölüm ve kan kokanlarca, sessizce yangına verilmişti. Ama bu yangında ağaçlar ve otlar değil, çocuklar, kadınlar, ihtiyarlar ve can taşıyan bütün varlıklar sessiz ve boğucu bir zehirle yanıyordu. Hiçbir zaman böyle bir durum, böyle bir katliam, böyle bir vahşet görülmemişti Kürdistan topraklarında.
16 Mart 1988 Halepçe kasabası karanlık kapılar, ardında, planlanmış bir katliamın uygulanmasına karar verildiği kara bir gün bu gün...

Acıların sesi gökten geliyordu. Gün bulutluydu ve yarınlar umuttan buz kesilmişti. Gökten yağmur, kar ve dolu yerine zehir yağıyordu.
Mart ayında insanlar sararıyor ve morarıyordu. Genizden ve boğazından aşağıya doğru siyam gazı akıyordu. Ne olup bittiğini anlamaya çalışırken orada can veriyordu. Doğa ve ekoloji diye söylenilecek hiçbir şey kalmamıştı. Ağaçlardan yapraklardan tek tek dökülüyordu.

Halepçe halkının üzerine, Sorgusuz ve sualsiz ölümlerden ölümler reva görülmüştü. Bebeklerin, gözlerinde yaşlar akmıyordu ve bedenleri bilinmez şekilde morarmaktaydı. Yaylalarında, kuzular soluksuz, koyunlar siyanür gazıyla zehirlenmiş. Yeniden yaşatılıyordu insanlığa Hiroşima ve Nagazaki. Acılar ve Acıları sensiz çığlığı yükseliyordu Halepçe üzerinde.

Mazlum bir kavim kıyıma uğruyordu. Cansız bedenler sokaklarda yatıyordu up uzun bahçelerde çalışanı, bahçesinde,öğretmeni sınıfında,öğrecileriyle,köylüsü çapasıyla can vermişti…
Elleri kınalı gelinler, esmer tenli çocuklar yüreklerinden bilinmez bir acı hissediliyordu. Boğazına siyanur gazı tıkıyordu... Sevgiler, aşklar ölümün soğukluğu ile sessizce bitiyordu.

Nicedir zamandır süren kanlı bir oyunun tezgahına kürt halkının üzerinde oynanıyordu.

Siyah tenleri morarıyor, ağaçlar son meyvesinin çiçeğini açmadan kuruyordu. Kuşlar, gökten yere son defa konmakta. Camii de iman son cemaat ile kamette. Bu acları kim unutur. Bu acıları kimler yaşatır.
İşte bu sesiz kentin çığlığında. Bir tek medeniyet adına kendi hırsları için başkalarının hayatına kasteden faşist ruh taşıyan kıyar. Kara gözlerine anlamını bilmedikleri son göz yaşlarını bir onlar akıtı. Mavi gökten yağmur diye ölümler dağıtan. Toprak kokusuna alışkın olanlara zehirleri reva görenlerin derdi bir halkı yok etmekti.

bir sizler mi vardınız Halepçe'ye kan kusanlar. Kimyasal bulutlar yere yakındı, Ağırdılar. Onların görevleri, Her tarafta insanlari öldürmekti.. Bir çocuk daha ileri gidemeyecek duruma geldiğinde korkudan çılgına dönen ebeveynleri çocuğu yolun kenarında bırakıyorlardı.

Gözlerinde yaş akan çocuklar, sesiz ce köşe başlarında cansız yatan yaşlılar ve süt emen bebelerin boğazında kurumuştu. Kıyamet kopmamıştı canlılar cansızlaşıyordu. Ölüm her yerde onları buluyordu. Annesin sütünü emen bebeği de, bebeği emziren anneyi de, yavrusuna yeme getiren kuş da annesinin getireceği yiyeceği yuvasında bakliyen yavru kuş da yuvasında can vermişti.

Mutluluğu başka insanların kanı üzerinde gören bir zihniyetin eseri olan Halepçe katliamının Halepçe katliamı çağdaş dünya, ve insanlıktan nasibini alamamışların eseriydi. Halepçe, İnab, Dûceyde kasabalarıyla çevre köylerde yaşayan insanların tamamı ölüyor.

Bütün sokaklar, sesiz , caddeler insan hayvan ve ölüleriyle doluydu.

Buralara ölüm gelmişti bir defa. Bütün yer insan cesetleri kadın, genç kız, çocuk ve bebeler ile çok yaşlılardı. Halepçe deyince, beklide hiç gülümsemeyecek çocukları bıraktı geride. Bu toprak ana nasıl dayanır bu büyük acıya.ölümün tanrısı yer değiştirmiş. Beş bin can dile kolay, çığlıksız kalmışlardı. oysa bir savaş alanı değildi, Halepçe, savaşın tarafı da degillerdi.
En katı insan bile dayanamaz. Ben tarif edemiyorum. Katliâm demek, faciâ demek hafif geliyor , buna katliama, katliam demek gerekir . yarınların böyle acıları yaşanmaması ve yaşatmaması dileğimle…


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.