• 30.04.2019
Halil DOĞAN

Halil DOĞAN

1 Mayıs İşçi Emekçi Bayramı

Emekçiler üretim güçlerini siyaset alanına da taşımaya ve güç birliğini sağlamak için özgürce şarkılarını söylemelidirler.
1 Mayıs tarihsel olarak acıların yaşandığı bir gün olarak her zaman hatırlansın diye emek ve işçi bayramı olarak kutlanmaktadır.
4 Mayıs 1886'da Amerikan İşçi Federasyonu (AFL) 15 saatlik çalışmanın 8 saate indirilmesi için Chicago'da Haymarket alanında bir toplantı düzenliyor ve polis bomba kullanarak bu toplantıyı dağıtmak istiyor. İşçilerden ve polislerden 14 kişi ölüyor. Sorumlu olarak dört işçi lideri yargılanıyor ve 1887 yılı Kasım ayında asılıyor. AFL 1888 yılında 8 saatlik çalışma günü kabul edilinceye kadar her yıl 1 Mayıs'ta grev yapılmasını kararlaştırıyor. 1889 yılında Paris'te toplanan 2. Enternasyonal 1 Mayıs'ın işçi sınıfının birlik, mücadele ve dayanışma günü olarak kutlanmasına karar veriyor. Bizde ise 1 Mayıs 2008 yılında Bakanlar Kurulu kararı ile “Emek ve Dayanışma Günü” olarak kabul edildi ve ulusal bayram ve genel tatil yasasında yapılan değişiklikle resmi tatil ilan edildi.
İşçi bayramı olarak tüm dünyada kutlanan özel günlerden birisi olarak kutlanmakta. İşçi sınıfı kendi doğallığında emeğin haklarını mücadele ve dayanışmayı öne çıkartarak sermayenin programı karşısında emeğin programını 1 Mayısta alanlara taşımak emekten yana siyasetin, emekten yana sendikaların asli görevidir.
Ülkemizde emek örgütleri, şu anda maalesef, devletin ve sermayenin dönüşüm sürecine karşı kendini yeniden yapılandırmaktan imtina etmiş durumda.
 Klasik ve bildik mücadele yöntemlerini aşacak irade gösteremiyorlar.
 İktidarın emeğe yönelik saldırılarını, ülkede olup biten demokrasi dışı gelişmeleri bir bir sıralamak önemli bir şey söylendiği anlamına gelmiyor.
 En bilinen gerçekleri sıralamak ve giderek mağdurluğa ''sığınmak'' mücadeleyi ortaya bırakmaktır.
Mevcut sendikal işleyiş emek hareketin geleceğini, yeniden yapılandırılmasını sürekli erteleyerek işlevsiz bürokratik yapılara dönüşmüş durumdadır.
Emekçi mücadeleyi sığlaştırırken, öneri ve tartışmalara kendini kapatarak suskun bir üslupla eleştirilerin önünü kesen bir yerde duruyor.
Son zamanlarda; sınıfsal mücadelenin olduğu her yerde, sürgünler. Bazı farklı sendikalar arasında sınıfsalın dışında bir hesaplaşma alanında düşüşmüş durumda.
Özelikle; mevcut iktidarın saflarında yer alan sendika babaları ve onların güdümündeki bireylerde bunu görmekteyiz. 
Ama unutmamak gerekir ki, bu mücadele hak arama mücadelesi olmalıdır.
Emekçiler açısından 2019 giden yol uzun mu, kısa mı olacak çok bilinmese de demokrasi mücadelesi emekçilerin esas gündemini belirlemelidir
Özelikle hak arama mücadelesi ve Türkiye'nin demokratikleşmesi sancılı bir süreç içerisinde. Bunu aşmanın en iyi yolu ortak mücadele yolunda birlik olmaktır.
Ortadoğu'daki durum daha vahim ve o kadar da işçi ve emekçinin sömürü çarkında dövülmesine ve işçiyi açlığa mahkûm kılmakta.
Ülkemizde ki durum; siyasi iktidarın ayakta kalabilmek için tutunduğu milliyetçi dal işçinin ve emekçiyi açlığa mahkûm etmiş durumda. İşçiler vicdan ile emek sömürü arasında bir tercihe zorlanmış durumda…
Umarım; teninde sömürü damlamayan bir yaşamın olduğu,  emek dünyası görmek dileğimle. 


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.