• 20.03.2019
Ercan AKKAR

Ercan AKKAR

Her türlü katliama lanet olsun...

Dünya'nın en güvenilir ve seküler ülkelerinden biridir Yeni Zelanda… İyi bir ekonomiye sahip olan bu adalar ülkesinde insanlar, barış içinde kardeşçe yaşıyordu. Ta ki, bir Cuma Namazı esnasında bir caninin, iki camiye birden düzenlediği saldırıda 50 kişinin ölmesine (şehit olmasına), bazıları ağır olmak üzere 36 kişinin yaralanmasına kadar.
Yeni Zelanda'nın Christchurch kentinde yaşanan bu hunharca katliam, 31 yıl önce dönemin Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin ve Kimyasal Ali lakaplı kuzeni Ali Hasan El-Mecid'in, Kürtlere karşı başlattığı Enfal Hareketi'nin son aşaması olarak gerçekleşen Halepçe katliamının yıl dönümüne denk geldi.
Saddam ve Kimyasal Ali'nin talimatıyla kalkan savaş uçakları, 16 Mart 1988'de Halepçe semalarından halkın üzerine gaz bombaları yağdırdı. Saldırıda yaklaşık 5 bin kişi öldü, 7 binden fazla kişi de yaralandı. Bu katliamın emrini veren Saddam Hüseyin, bir lağım çukurunda ele geçirilerek, yargılandıktan sonra kuzeni Kimyasal Ali ile birlikte idam edildi.
Halepçe'de yaşanan katliam ile Yeni Zelanda'da yaşananın bir birinden hiçbir farkı yok aslında. Halepçe'de insanlar Kürt olduğu, Christchurch'da insanlar Müslüman olduğu için katledildiler. Her ikisinde de din ve ırk ayrımcılığı, yani faşizm vardı. Bu tür katliamlar bugüne kadar dinler ve ırklar arası savaşı körüklemekten başka bir işe yaramadı, bundan sonra da yaramaz.
Oysa Halepçe'de Kürt kardeşine yanan ve yardımına koşan Arap olduğu gibi Christchurch'da da Müslüman olmayan 66 yaşındaki Yeni Zelandalı Jill Keats'in, korkusuz bir şekilde saldırının devam ettiği anlarda yaralılara yardım etmesi bunun en güzel örneğidir.
Yeni Zellandalı Keats, o gün yaşadıklarını şöyle anlatıyor: 'İnsanlar düşmeye başladı. Biri aracımın soluna, diğeri sağa düştü. Aracın yanındaki genç arkadan vurulmuştu. Yolcu ve şoför kapılarını bize biraz koruma sağlaması için açtık. Onu oraya doğru çektik. Oradaki erkeklerden biri koşarak gitti ve aracından ilk yardım çantası getirdi. Müslüman biri yanıma geldi. (Yaraya baskı yapmak zorundasınız) dedi. Vurulan kişi eşini aramaya çalışıyordu. Telefonu aldım. (Kocanız caminin dışında vuruldu ama sakın buraya gelmeyin. Lütfen onu hastanede bekleyin) dedim. Yaşlı ellerim titrediği için yaraya yeterince baskı yapamıyordum. Genç biri geldi ve tamponu benim elimden aldı. En kötüsü, ambulansları duyabiliyorduk ama bize ulaşamıyorlardı. Diğer kişiyi alamadık çünkü oraya doğru kurşunlar geliyordu. Hayatta kalamadı o kişi. Ben 66 yaşındayım, hayatımda asla böyle bir şey görmek için yaşayacağımı düşünmedim.'
Dünya tarihi, bunun gibi onlarca katliama tanıklık etti ve ediyor. Bu katliamlar kimi zaman bir diktatör, kimi zaman bir istihbarat servisi, kimi zaman savaş isteyen silah baronları, kimi zaman dinden rant elde edenler tarafından, kimi zaman da bir terör örgütü tarafından gerçekleştiriliyor. 
Fakat ne olursa olsun tüm bu katliamlara rağmen halen iyi insanlar çoğunlukta ve iyi insan sayısı daha da çok olmalı. Çünkü bu tür saldırılar hiçbir dinde yoktur, hiçbir kutsal kitap yazmaz, hiçbir vicdan bunu kabul etmez. İyi insanlar kimden gelirse gelsin, kim yaparsa yapsın her türlü katliama 'lanet olsun' der ve demeli de. Ta ki bu katliamlar son bulana kadar.
Sevgiyle kalın.


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.