• 24.04.2020
Enver  AKÇİÇEK

Enver AKÇİÇEK

Virüsten Sonra… (2)

Ekonomi uzmanı olmadan böyle bir yazıya girişmek elbette cesaret ister. Fakat peşinen ifade edeyim ki, bir sosyal bilimci olmanın avantajını da kullanarak, yalnızca gözlemlerimi ve öngörülerimi aktarmakla yetineceğim. Elbette bunu yaparken birçok farklı veriyi analiz ettiğimi ve faklı kaynaklardan yararlandığımı da belirteyim.

Bu yazıdaki amacım, kapitalist sistemin sorunlarını veya geleceğini tartışmak değil. Finans sektörü veya para piyasalarına da değinmeyeceğim. Yalnızca reel ekonomiyi nasıl bir geleceğin beklediğine ilişkin gözlemlerimi aktaracağım.

Önceki yazıda, salgından sonra dünyayı nasıl bir siyaset ortamının beklediğine değinmiştik.

Şimdi de meselenin ekonomiye bakan veçhesini ele alacağız. Öncelikle şunu belirtelim ki, “hiçbir şey eskisi olmayacak” derken, küresel ekonomik sistemin tümden değişeceğini, kapitalizmin yıkılıp yerine başka bir sistemin geleceğini iddia etmiyoruz. Böyle bir iddia gerçekçi olmadığı gibi, bu iddiayı destekleyecek bir ortam da mevcut değil. Zira yüzyılların oluşturmuş olduğu kurumlar, sistemler ve alışkanlıkların birdenbire değişeceğini beklemek fazlasıyla hayalcilik olacaktır.

Peki, bu salgından sonra bizi nasıl bir ekonomik düzen bekliyor?

Özellikle salgının başından beri üzerinde durulan esas sorun, aksayan ve üretimi sekteye uğratan tedarik zinciri oldu.

Bilindiği gibi dünyadaki tedarik zincirinin merkezi başta Çin olmak üzere Güney Doğu Asya ülkeleridir. Salgının başlamasıyla birlikte Çin’deki birçok üretim merkezi kapandı. Doğal olarak dünyadaki çoğu sektörün tedarik kaynağı da kesilmiş oldu. Özellikle otomobil, elektronik, beyaz eşya, kimya sanayi, inşaat ve tekstil sektörleri bu krizin en büyük mağdurları oldu. Elbette bu durumun nedeni çoğu sektörün ucuz iş gücü için Asya’ya yoğunlaşmasıydı. Salgının yol açtığı kriz aynı zamanda bu sektörler için bir ders niteliğindeydi : tüm yumurtaları aynı sepete koymamak!

Benim öngörüm, yaşanan bu sorunlardan sonra, çoğu sektör/şirketin üretim maliyetini farklı yollardan düşürerek kendi ülkelerine veya yakın coğrafyasına geri döneceği yönündedir.

Bu durumun da iki farklı sonucu olacaktır:

1) Çin’in küresel üretim merkezi olmaktan çıkması.

2) İnsansız üretimin yaygınlaşması.

Çin’in üretim merkezi olmaktan çıkması demek, küresel güç dengelerinin de alt üst olması demek. Böyle bir durumun yaşanması, haliyle, ticaretten sanayiye, finanstan para piyasasına, siyasetten dış ilişkilere kadar her alanda etkisini gösterecektir. Özellikle ABD bu senaryonun hayata geçmesi için hiçbir fırsatı kaçırmayacaktır.

Gelelim insansız üretim meselesine…

Uzun zamandır tartışılan “Robot Çalışanlar” salgından sonra daha güçlü bir şekilde gündeme gelecektir. Endüstri 5.0 olarak adlandırılan ve kısaca insansız teknoloji diyebileceğimiz bu sistemde, üretimin neredeyse tamamı robotlar tarafından gerçekleştiriliyor. Esasen bu teknoloji, halihazırda bir çok üretim merkezinde kısmen de olsa kullanılıyor. Özellikle Japonya’nın öncülüğünü yaptığı bu sistemin üretimde yaygınlaşmasıyla insanlık, Endüstri 5.0 etabına çok daha hızlı geçecektir.

Bu sisteme yönelik en temel eleştiri ise, “orta sınıfı” ortadan kaldıracağı yönündedir. Üretimin tümüyle robotik sistemlerle yapılması, yani insandan arındırılması, çalışan devasa bir sınıfın işsiz kalmasına yol açacaktır. Böyle bir tabloyla hiçbir devlet karşılaşmak istemez. Zaten bu sistemin sürekli rafta bekletilmesinin sebebi de devletlerin bu çekincesiydi. Ancak tarihin akışına direnebilsek de engel olmak imkansız. Geleceğin işçileri robotlar olacak gibi görünüyor.


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.