dclisans
  • 18.01.2020
Dilek Çiftçi

Dilek Çiftçi

Sual sormak ve kul hakkı

Değerli Okuyucularımız…

Yazımızın başlığında belirttiğimiz gibi; “Kabirde ve âhirette sorulmayacak sualleri sorarak meşgul etmek, kul hakkından bahsetmek istiyorum. Siz değerli okuyucularımızı sahih Fıkıh kitaplarından, sağlam kaynaklardan faydalanarak ve bu kaynakları belirterek bilgilendirmeye çalışacağım. Tabiki; lüzumsuz veya çok sual sorup da, işleri aksatmak doğru olmaz.

 

Değerli Okuyucular;

Bilindiği gibi; Müslüman’ın zamanı çok kıymetlidir. Lüzumsuz suallerle kendi vaktini harcaması ve cevap verenin vaktinden çalması caiz olmaz. Faydalı da olsa, çok sual sormayı Peygamber efendimiz yasaklamıştır.

Bir hadis-i şerif meali şöyledir:

“Sizi çok sual sormaktan nehye diyorum.” [Taberani]

Bir patron, öğle uykusuna yatarken hizmetçisine, “Beni yarım saat sonra kaldır” der. Sonra rahatça uyur. Hizmetçi bakar ki, patron derin uykuda, rahatsız etmemek için, bir saat sonra uyandırır. Patron saate bakar, bir saat uyumuş. Hizmetçisine, “Benim yarım saatimi çalmaya senin ne hakkın var? İşimi aksattın, senin bana yaptığın iyilik değil, kötülüktür” diyerek, diğerlerine ibret olması için onu işinden uzaklaştırır.

Bunun gibi, evladını sabah namazına kaldırmayıp uyumasını isteyen de, iyilik değil, ona kötülük etmiş olur. Her hatıra geleni sormak uygun değildir. Lüzumsuz veya çok sual sorup da, işleri aksatmak doğru olmaz. Fazla ve lüzumsuz sualler, işleri aksattığı gibi, diğer okuyuculara tez cevap vermeye de engel olur. Lüzumlu suallere cevap vermek zaten vazifemizdir. Bunlara severek cevap veriyoruz. Sual sormak değil, lüzumsuz çok sual sormak uygun değildir.

 

Güzel sual sormak nasıl olur?

Bir hadiste, “Güzel sual, ilmin yarısıdır” deniyor.

Güzel sual ilmin yarısı demek, “İlmi olan kimse, mantıklı sual sorar” demektir.

“Kabak ağaçları hangi mevsimde budanır?” diye soran kimsenin, bu konuda ilmi olmadığı anlaşılır. Çünkü kabak ağaçta yetişmez. Bunun gibi, din ilminden haberi olmayan kimse, böyle tuhaf sorular sorar.

“Tırnakların nasıl kesileceği hangi âyette bildirilmiştir?” diye bir soru sormak, din ilminden habersiz olmayı gösterir. Âyetlerde teferruat olmaz. Sûrelere, âyetlere dua dememeli.

Mesela “Fil duası hangi kitapta yazılıdır?” diye sormak da, dua ile âyeti ayıramamak olur.

Fıkıh kitaplarından alınarak yazılan yazılar için, bazı okuyucular, “Bu fetva Kur’anın neresinde yazıyor?” diye soruyor. Dinimizde 4 delilin olduğu bilinmiyor. İkincisi ve en önemlisi, müctehid olmayanlar için delilin ne olduğu da bilinmiyor. Bilinmediği için de, “Hangi âyette veya hangi hadiste yazıyor?” diye soruyorlar. Müçtehit olmayan, dindeki hükümlerin delillerini sormaz.

 

Din kitaplarımızda deniyor ki:

Müctehid olmayan her Müslüman, kendi mezhebine uyar ve mezhep imamının delilini aramaz. Çünkü Tabiîn’den yeni imana gelenler, Eshab-ı kiramı taklit ederler, delillerini hiç sormazlardı. (F. Bilgiler)

Muhammed Hadimi hazretleri de buyuruyor ki: Dindeki 4 delil, müctehidler içindir. Bizim için delil, mezhebimizin bildirdiği hükümdür. Çünkü bizler, âyet ve hadisten hüküm çıkaramayız. Mezhebin bir hükmü, âyete, hadise uymuyor görünse de yanlış değildir. Çünkü âyet ve hadis ictihad isteyebilir, başka bir âyet veya hadisle değişmiş, nesh edilmiş olabilir veya bilmediğimiz bir tevili vardır. (Berika)

 

Demek ki, “Midyenin yenilip yenilmeyeceği, hangi âyet veya hangi hadisle bildiriliyor?” diye sormak uygun olmaz. Doğru olanı, “Mezhebimize göre, midye yenir mi?” diye sormaktır. Böyle sorulan suale güzel sual denir.

Selam ve dua ile… Kalın sağlıcakla…


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.