• 23.04.2015
Bilal BEBE

Bilal BEBE

Nefretin Çocukları (20)

Bedir ağa

—‘Âmin... Efendiler yoksa başka emriniz ben hazırlıklara başlayacağım. Hakkınızı helal ediniz

Mahmut Bey.

—Hoş helal olsun bedir ağa

Ali bey

—Güle güle git bedir ağa

Mılla Osman.

—Seni Fatiha ile  uğurladık, fetihle dönesin bedir ağa

Sait ağa.

—Bedir ağa başım gözüm üstüne.

Komutan. İsmail Bey.

—Dikkat et Berj zalimliği ile Namlıdır,  dikkat edesin aşlarına, ekmeklerine sularına, yataklarına…Osmanlıyı ve bizi mahcup çıkarmayasın Türk gibi davran!

Bedir ağa…

—Efendiler sizlerin duası mutlak bana kalkandır, ne suyuma aşıma katacakları zehir…      Nede yataklarında sırtıma saplanacak hançer, emin olunuz zarar vermeyecektir. Emin olunuz ki Bu konuda ben rahatım sizde rahat olun Allaha ısmarladık.

 

Bedir ağa, aldığı bu meçhul görevin, coşkusu içindeydi. Bir bilinmezlik dolamacında yaz akşamın uzunluluğunda, ilerliyordu Yıldızların rehberliğinde, Bedir ağa ve iki yaşlı zabit görevleri gereği, yırtık ve kirli bir fistan giymişler, başlarındaki çefi de yamalı olmasına rağmen, Bedir ağa o kadar şık ve yakışıklıydı ki gören maşallah diyor bir daha bakıyordu. Dudaklarına inmiş kalın, Kara üzüm rengine yakın bıyığı ile yana taranmış gibi duran siyah saçları beyaz teniyle çakır gözlü ve uzun biçimli boyuyla tam bir erkek güzeliydi Bedir ağa…

Yol boyunca iki zabit e ajan kot adlarını öğretmiş nerden gelip nere gideceklerini harfiyen öğretmişti açık vermemeliydiler, yanlış bir hareket ölmeleri demekti…

Sabah olmaya az vakit kalmıştı yorgunlardı, zaten Berj, in çadırlarına az kalmıştı, çıraları uzakta olsa gözüküyordu buldukları hayli köklü ve yaşlı bir ağacın dibinde konakladılar ve üç atlı nöbetleşe nöbet tutarak uyumuşlardı…

 

Berj dedikleri ağa hayli zengin bir ermeni göçerin reisiydi. Eline geçirdiği sahipsiz insanları öldürmekten zevk alacak kadar gaddardı, tam bir İslam düşmanıydı…                               Zalim olduğu kadarda sinsiydi şimdiye dek kimseye belli etmemişti rengini nefretini … Üstelik vergisini de tamamını herkesten de önce öderdi vatanperver gözükürdü Yaklaşık yüze yakın çadırı vardı. Her beş yılda bir Erzurum,a göç eder gelirdi tetikçisi çoktu…           Gizliden gizleye ermeni gençleri örgütlerdi ama devletçide gözükürdü çok plancıydı…         ve bir o kadar çıkarcıydı çıkarı doğrultusun da kimseyi tanımazdı, ağa olduğundan en büyük çadır onundu keçi kılından yapılmış çadırı çok dikkat çekiciydi,çadırın önün de duran kartal sembolü mavi kırmızı ve turuncu renkteki bezler ermeni otağının ilanı gibiydi                                          Kim gelirse gelsin, bu ağa çadırı der oraya yönelirlerdi ve o devasa büyüklükteki çadırın önünde yatan Berj  Çocukların sesinden uyanmıştı…

 Berj.

—Erişpa kızım erişpa yemek hazır mı kızım, beni duyan var mı? erişpaaaa

Erişpa dediği Berj in tek kızıydı. Yedi kardeşin tek bacısıydı on sekiz yaşlarında…                  O kadar güzeldi ki sık sarı saçları dizlerine kadardı mas mavi gözleri o karaca dağ kara taşlarına inat deniz rengindeydi. Ben beyaz teni, ince beli oluşu, bir huri, melek,i andırıyordu. O ovada ona âşık olmayan hemen, hemen Yok gibiydi. Babasının ve kardeşlerin korkusundan kimse bakamıyordu bile, bülbül sesiyle ve bir ceylan masumiyetiyle babasına…

Erişpa

—Hazır baba hazır yüzünü yıkarımsın su da hazır… Baba

Berj.

—Kızım kardeşlerin de geldiler mi avdan, mavi ceylanım, yaverim! Ha haaa

Erişpa

—Bilmiyorum baba daha çadırlarına bakmadım, gelmişlerse de ben görmedim!

Erişpa gümüş kaplı ibriği eline aldığın da resim gibiydi uzun fistanıyla fistandaki renklerle tavus kuşu edasıyla ilerlerken ufuktan gelen üç atlıyı görünce babasına dönerek…

Erişpa.

—Baba, baba! üç atlı geliyor sabah sabah hayır mıdır şer midir? hayırdır inşallah bu erken zamanda

Bir taraftan gelenleri gösterirken bir taraftan da gümüş kaplı ibrikle babasının eline su döküyordu,

 Berj.

—Gelsinler bakarız kızım, hayır mıdır şer midir? Belki de kızıl sultanın adamlarıdır(ikinci Abdülhamit e öyle lakap takarlardı Ermeniler) her kimse biz ve obamız buradayız kızım!

Sen su dökmene bak, dök, dök… Hayra da şerre de sen döööökkkkk.

 

Biraz daha yaklaşmışlardı üç atlı, bunlar bedir ağa ve iki yaşlı zabitti     Bedir ağa biraz önde diğerleri arkadaydı, bedir ağanın üzerindeki dilenci kıyafetine rağmen taştan bir heykel gibi asil duruşu görene maşallah dediren cinsten mağrur edasıyla…      

 Şöyle çadırların geneline bir göz attı büyük çadırın ağa çadırı olacağını bilecek kadar anlayışlı ve tecrübeliydi bedir ağa. Büyük çadırın önüne gelmişti. Çadırın üzerinde kırmızı ve mavi turuncu renkler kapı girişinde hâkim bir renk vardı Büyük keçi kılından yapılı çadırın önünde duran kişinin kılık kıyafetinden belli ki ev sahibesiydi…

Beliydi Onu da anlamıştı…        

 Ama bedir ağanın gözlerini kamaştıracak bu güzel, kötü bir sürprizdi bir an durakladı büyülenmişti sanki bindiği at kişnemeseydi bakacaktı bu yeryüzünün beşeri meleğine…   

 Atın kişnemesiyle İrkilirken bedir ağa bir kedi çevikliğinde attan atladı…                         

 Erişpa ile göz göze gelmişti, sanki Erişpa nın durumu bedir ağadan farklımıydı ki  Erişpa nın kalbinin derinliklerinde bir fırtına kopmuştu öyle bir fırtınaydı ki bu Erişpa, nın nefesini kesmişti, ikisinin arasındaki mesafe azaldıkça bahar yağmurundan sonra açan güneş gibi coşan serçeler gibi ikisinin de yüreği çarpıyordu    ‘’Yıldırım aşk dedikleri bu olsa gerek’’ dedi Erişpa Bedir ağa.

 Berj, in çadırı olduğunu bildiği halde, bir bir Osmanlı saraylısı kültürüyle başıyla erişpa, yi selamlarken yutkunuyordu ama yinede o davudi sesiyle, yutkunmayı gizleme çabasıyla

Bedir ağa.

Hanım ağa, hanım ağa biz Berj ağayı ararız bura Berj ağanın çadırımı…

Erişpa, bir an kekeler gibi olmuştu, ama ağa kızıydı dizlerin titremesine hakkim olduğu gibi kekemesine de hakkim olmaya çalışmıştı

Erişpa.

—Buyur yolcu bura berj ağanın çadırı ne istersiniz, nedir bu kuşluk vakti, ne dilersiniz,nedir meramınız!!!

Bedir ağa…

—Biz dilenciyiz, çadır, çadır, konak, konak dolaşır kısmetimizi toplarız, Berj ağanın namına, şanına geldik. Bir yol görüşmek isteriz soluklanmak isteriz

 

Erişpa, bu derin ve davudi sesine o kadar hayran olmuştu ki…      

  Karanlık bir zamanda, ansızın çakan bir şimşek gibi bütün vücudundaki elektrik…   

 Yüreğinde patlamıştı vücudunu, her tarafı titremesine hâkim olamıyordu artık.            

 Hayalinde ve rüyasında gördüğü yiğit böyle biriydi işte ama nasıl olur. Bu bu bir dilenciydi aman Allah ım asil görüntüsü ile ben dilenciyim diyordu…

Olmaz, olamaz bu dilenci olamaz, aman Allah, ım bu adam ben dilenciyim diyordu Duyduklarına gönlünün kifayetsizliğinde düğümlenmişti kelimeler, Neydi şimdi bu?   Kızarmıştı yüzü Yoksa sevdalanmak böyle bir şey miydi, neydi!

 

(Devam edecek)

 

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.