• 28.05.2015
Bilal BEBE

Bilal BEBE

Nefretin Çocukları 1915 (47)

Bedir ağa.

—Ama ben….

İsmail komutan.

—Kes sesini bedir ağa. Kendinden korkmuyorsan, utanmıyorsan şu iki işbirlikçi askere acı! Yerinde infaza… zorlama beni. Şerefim hakkı için yaparım…

Bedir ağa İsmail komutanın bu ağır kaçan tepkisine şaşırmakla beraber kendisi, gibi kelepçelen iki askere bakarak…

İsmail komutana.

Bedir ağa.

—Ala İsmail komutan ala biz cihan harplerinde ne yavşaklar gördük… sen  benim dişlerimin kovuğuna yetmezsin Siverek karaca dağ Diyarbakır yolunda buraya kadar kurulan kompastan bir çıkarsam Allah kerim komutaaaan. Allah keriiiiiimmmm.

İsmail komutan işitmemiş gibi askerler komut yağdırmaya başlamıştı …

İsmail komutan.

—Asker çabuk uzunca bir kendir getirin ve bu üç haini,  ellerini bağlayın

askerler çevik bir hareketle çoktan getirmişlerdi bile, Bedir ağa ve iki askerin ellerini bağladıktan sonra diğer uçlarında askerlerin bineceği atın eğerine bağlamışlardı…            Yerden mi sürükleyecekti bilemiyoruz.bu nasıl bir nefretti ki tepkisi çok ağır olan!

İsmail komutan bu olanları soğuk kanlıkla izleyen mıla oğlu kereoya dönerek.

İsmail komutan.

—Ula kero… Sende ata atla bizimle gel, sende suçlusun bunlara yataklık yaptın, Kahpe!

Askere dönerek sadece kelepçeleyin ve ata bindirin, keroyu hadddddeeeee!

Tam yola koyulmaya hazırlanırken çavuş İsmail komutanın kulağına fısıldayarak

Çavuş.

—Komutan bedir ağa ve bu askerlere yaptığımız ağır kaçmıyor mu komutan!

İsmail komutan.

—Çavuuuş işine bak! Sıçtırma ağzına! Ne emredersek o! Ha de yallah ha deeee

Çavuş .

—Emredersin komutan!

Üç kişi hariç herkes atlara binmişti o üç kişi ise elleri bağlı halde Siverek,e doğru yola koyulmuşlardı akşamdı artık.  Bedir ağa içinden yaratana şukur ediyordu…                   karanlık gizleyecekti bu anlamsız esareti, dağlara ovalara her şeyden önce gönüldeşindeki gönülle Sığmayan Bedir ağa… İki askerle elleri bağlı bir hayvan gibi sürükleniyordu…

Cehennem sıcağından karaca dağ serinliğine doğa bağrını açarken, gece yarısını çoktan geçmişti, Siverek karakol nöbetçisi karanlıkta yaklaşmakta olan at seslerine hiddetli ve kararlı bir ses tonuyla bağırarak.

Nöbetçi asker.

—Kimsiniz. Durun karakol sınırları içindesiniz durun!

İsmail komutan.

—Asker biziz ula biziz ben İsmail komutan aç kapıları.

Nöbetçi asker.

—Siz misiniz komutanım.

İsmail komuta.

—Evet dedik ya biziz.

Asker tanımıştı İsmail komutanı nöbet kulübesindeki fanusu ışığını biraz daha açarak.

Emin olmak adına ışığı komutanın yüzüne götürmesiyle derme çatma karakol kapısını gıcır tarak açarken.

Nöbetçi asker.

—Hoş geldiniz komutan.

İsmail komutan. Duyarsız ve yorgun bir ses tonuyla.

—sağ ol asker.

Atlılar ve üç eli bağlı mahkum karakolun geniş ve kara taşlarla örülü kale surlarını andırır duvarlarla çevrili avludalardı, elleri bağlı iki asker dayanamamışlardı ikisi de olduğu yere boş çuval gibi yıkılmıştı

 Bedir ağa ayakları şişmekle beraber bottan bozulma çarıktan kan sızıyordu…            Düşmemeye direniyordu gözlerini İsmail komutana dikerken anlında sızan her ter damlası katlanan nefretin belgesine basılmış birer mürekkep mührü gibiydi

Damlalar anlında domurlanıyordu başındaki çefisi omuzlarına düşmüştü…                         Hafifte olsa esen tan yeli Bedir ağanın saçlarını, Ya özgürlük ya ölüm dercesine sallıyor

bedir ağanın saçları anlına değerken yorgunluktan ve nefretten tomur, tomur tere değerek ıslanıyordu. Sabaha teslim bu karanlıkta Bedir ağa. Yıkılan bu iki cengaver civan askere

üzülerek…

Bedir ağa.

—İsmail komutan, İsmail komutan. Geldik Devletin sana bahşettiği inine…                         Bana güneş doğarsa senin karanlığın başlar. Biliyordum senin ne olduğunu ama delil yoktu!

Öldüreceksen şimdi öldür sağ kalırsam, seni sağ koymam, bilesin!

İsmail komutan zaten yorgun! Olan bedeniyle mücadele  ederken bu Bedir ağanın…            deli cesaretine hiddetlenmiş olacak ki.

İsmail komutan.

—Atın bunları zindana.

 İçinden söylenerek yaralı omzunu pansuman etmek ve dinlenmek için çekiliyordu İsmail komutan ‘’Edepsiz Kürt vermeyeceksin bunlara beylik’’ Ermenilerden daha tehlikeli böcek başıymış bok başı tövbe, tövbe. Adam bilirdik yahu. bu Hain, şerefsizi’’ Vatanmış!

Askerler bedir ağa ve baygın yatan iki askeri bodrumda bulunan karanlık dehlizlerden geçerek ulaşabilen zindanın kapısın açarken. İçerden farelerin sesi geliyordu… dayanılmaz kokular insanın genzini yakıyordu. Baygın olan askerleri zindanın soğuk zeminine usulca indirirlerken.. Bir taraftan da bedir ağanın ellerindeki kelepçeyi çözüyorlardı. Zindanı kapısında duran çavuş.

Çavuş.

—Bedir ağa. Ben anlamadım senin suçun nedir niye bu kadar sana ve bu iki askere böyle zulüm ettik aklım ermedi, sonuçta İsmail komutan bu, yapar mı yapar, yinede bir emrin…        var mı ağam…. Benim yapabileceğim… hı.

Bedir ağa.

—Sağ ol çavuş sağ ol, kader diyeceğiz sabır edeceğiz. Gün  ola devran döne varsa bir tas su

getiresin  bu kafidir Allah a emanet ol.

Çavuş zindanın kapısını kilitlerken.

Çavuş.

—Emredersin bedir ağa. Başım üstüne.

Çavuş ve askerler bir sıtıl (kova) su zindanın kapısına kadar getirmişlerdi bile.zindanın demir çubukları  arasında tas dolu suyu Bedir ağaya uzattılar, halen yerde baygın yatan askerlere birsine suyu içirmeye çalıştı ama ikinci asker yutkunmuyor hatta nefes bile alamıyordu…

Ölmüş muydu şimdilik bilmiyoruz…

 (Devam Edecek)

 

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.