• 26.05.2015
Bilal BEBE

Bilal BEBE

Nefretin Çocukları 1915 (45)

 

 Posta başı usulce kapıyı kapatırken tüfeğini omuzlayarak komutana biraz daha yaklaşarak

 

 

İsmail komutan.

—Bir böcekbaşının ihanetini doğrularsak ezeceğiz böcek gibi….                                

Memleket ne halde bunun yaptığına bak yahu bu resmen vatana ihanettir.

Posta başı.

—Kim komutanım?

İsmail komutan.

—Kim olacak!

Posta başı.

— ?

İsmail komutan.

—Höşinli Bedir ağa.

posta başı.

—Ama komutanım bedir ağa tam bir vatanperverdir ne ihaneti.

İsmail komutan.

—Lan oğlum sen bunları bilmesin bunlar Kürtler var ya bu Kürtler tutsaklığı sevmezler…    Ve uçkurlarına Çok düşkünler. Bunun içinde ne olduğunu göreceğiz inşallah hoşinde ve ya

Saluncada görmeyiz. Kambur Ziro iti İnşallah yalan söylemiştir de biz bedir ağadan özür dileriz.

Posta başı.

—Ama komutanım ne olursa olsun Bedir ağa gibi biri Allah, Allah.

İsmail komutan.

—kes, kes söyle bakalım Hoşini iyi tanıyan kim var içinizde.

Posta başı.

—Ben iyi bilirim de….

Şey

İsmail komutan.

—Ne?

Posta başı.

—Kero olsaydı

İsmail komutan.

—Kero. Hııım mıla oğlu keromu evet, evet haklısın giderken karacurun da onu da alırız

posta başı.

—Komutanım bu kero urfa ya bağlı böcekbaşı değil mi?

İsmail komutan.

—Bildiğinle kal her işe burnunu sokma hadi çıkıyoruz zabitler hazır mı?

posta başı.

—Hazır komutanım.

İsmail komutan.

—Dı ha de yallah

 Oysa bedir ağa ve iki Asker akşam serinini bekliyorlardı beklemeyen o kadar zümre vardı ki...

İhbarcılar adam satıcılar bekleyemezdi, sanki herkesin bir karakol kanunu vardı… Beklemenin imkânı yoktu ki…                                                                                                      Güneş karanlığa teslimiyet noktasında, yaz kuraklığında, kopan toz fırtınası az sonra olacaklara zemin hazırlar gibiydi  üç beş at mıla oğlu keronun evinin havlusunda beklerken, İsmail komutan ve Askerler havluya doluşmuşlardı…Üstelik orada oluşan kum fırtınası… Zaten kurak gecen senenin uğursuz uğultusunda  o an göz gözü görmemesine sebebiyet veriyordu…

Kurt sürüsünün av kokusunu almışçasına atların kişnemesi ve homurdanması Bedir ağa…      Ve iki Askeri  mıla oğlu keroyu telaşlandırmıştı, oturduğu yerden ok gibi fırladılar kerpiç duvara yaslanmış tüfeklere bir hamlede ellerine alırken mermiyi ağzına sürmüşlerdi bile   neydi bu Şimdi!

Ermeni çetelerin bu saatte baskın yapmaları mümkün müydü? Ah bu fırtına nereden çıktı! sanki güneşin kızıllığını kumların sıcaklığı çarptığı her cana edata acı veriyordu, doğanın nefretini kustuğu o andı işte.

İsmail komutan bir hamleden attan atlarken Bedir ağanın atının yandaydı artık…                  

Bu atın üzerindeki Eğer motifinden beliydi ki ermeni atıydı öyle ise ermeni çeteleri…

İçerdeydi…

İsmail komutan yanındaki askerlere,  dikkat işaretini verirken belindeki tabancayı çekmişti bile bunu gören ve işareti alan askerlerde, tüfeklerine mermiyi ağza sürmüşlerdi …

Öyle bir ortamdı ki bu yerde sıcak yaz akşamın, kuraklık sancısında doğan fırtınada… hortumlaşırken kişneyen at seslerinde silahların ölüm heyecanın da çıkardığı o iğrenç seste…

Her şey bir birine karışacaktı,

Bedir ağa yanındaki askerler mıla oğlu kero bir baskın yemişlerdi bunlar mutlaka ermeni komitacılardı ve yahut Berj ağa ve adamlarıydı bu saatte nasıl olur şaşırmıştı Bedir ağa…

—Kero seslen bakalım kim bunlar…          

Daha mıla oğlu keroya seslenecekken Bedir ağanın yanındaki birinci Asker hiç tereddüt etmeden ateş etmeye başlamıştı…

 (Devam Edecek)

 

 

 

 

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.