• 16.04.2015
Bilal BEBE

Bilal BEBE

Nefretin Çocukları (14)

İslim.

—Nayra hüçe hüçe nayra sen nerdesin ses ver nerdesin! Göremiyorum seni karanlık!

Nayra bu masum ses tonuna karşı avcının elinde kafeslenmiş kesilecek bir serçenin ürkekliğinde, öyle bir irkildi ki efendim diyecek takati kalmamıştı.

 Kısıkta olsa ‘’ha’’ diyebilmişti oysa ne sucu vardı, neden bu kadar korkmuştu…                                               oysa karşısındaki ses islimin sesiydi bir daha ‘’ha’’ demeye cesareti yoktu nayranın…

İslim biraz daha odanın diplerine şöminenin doğru ilerleyince nayra yı görmüştü…          

 Teliz  (büyük çuval) gibi duvara yapışık haldeydi nayra perişan yarı baygın ve bitkindi     Saçı başı karışmış halde ağlıyordu islim Topladığı ekmeği öpüp başına koyduktan sonra…  bir kenara bırakarak koşarak nayranın yanına geldi…

İslim.

—Keke jiyan seni vurdu mu bu ne hal… oyyyy keke jiyan eli kırıla nasıl kıydın viiiii deli valla keke jiyan bu nasıl sarı gelin demek eli kırılsın keekkee  jjyyaaannnn

Nayra, kısık ve ürkek bir ses tonuyla…

—Yok deme islim, deme Allah etmesin kıyamam, onun suçu yok, yok, yok ki

İslim.

—Ya bu ne hal ne oldu sana huçe hı, derdin nedir ki böyle peri perişansın…

Nayra.

—Babam… Annem aklıma geldi, kardeşlerim aklıma geldi, ben onlara kurban…

 BEn onları özledim onları özledim, şimdi nerdeler ne yapıyorlar, ne ederler

Musa dağının eteklerindeler çok özledim, oralarda karışık mı acaba rap yardım etsin…

İslim

--viiiiy keke jiyan sana yeter merak etme, yine senin uzakta olsa sahiplerin var.

Buralarda bir çok akraban var ya ben kimsem yok Zavallı yaşlı bir annem vardı oda geçen yıl vefat, eti bir çoban âli, m var oda çoban işte!

Ne ağadır ne marabadır çoban âliyi de dünyaya değişmem! ha xuçe nayra

Nayra.

—Keşke bende senin gibi olsaydım! Taze kızım benim, keşke bende senin gibi olsaydım…

Anlamamıştı islim o evin başında dönene uğursuzlukları kuramıyordu bağlantıları…             

Keke jiyan o kadar hızlı gitmesini hikmeti nayranın üzgün bitkin düşmesine nedeni özlemiydi özlemek böylemi olmaktı islim tekrar sorma gereği duydu…

İslim

—keke jiyan peki niye hızlı hızlı gidiyordu xuçe Benden saklın mı var bu özlemek işi değil!

Hı huce de hadde de,de derman olayım sırdaş olayım nedir hııı, offf ağzımdan da laf çıkmaz, bir özlem insanı bu kadar bitirmez! Ben safım ama eşek değilim de xuçe

Nayra ne diyecekti oğlu nshanın bir katil olduğunu mu  ev ev gezen çoban karısına nasıl diyecekti Nasıl güvenecekti dayanamıyor ağlıyordu, tutamıyordu kendini… 

 İyilik tarlasında yetişen  nefret çiçekli kötülük nedeniyle yıkılsaydı ya o an dünya

 

Nayra

—jiyan ekmek yapmadığıma kızdı! Uykuda kalmışım, ama bana vurmadı kızdı meraya gitti Bu… bu ağıtım,  onun kızdığı için değil  anama babama olan hasretimdir, İslim kızım…     inan Anamı, babamı kardeşime, çok özledim leeeee

İslim.

—Ben bilmiştim yaa! Aha bacın benim, kardeşin benim, istersen genç anan olurum sen bizim ablamızsın, her şeyimizsin…  Ne diyeyim ki… Keke jiyana eli kırılaydı…

 

İkisi de bir birine sarılarak bir müddet öyle ağladılar. İkisi de sanki yazgısına ağlıyordu… Ayrı din den de olsalar, ağlama lisanları aynı idi. Göz yaşların rengi de tadı da aynı idi  Biri Allah diyordu diğeri rap Biri İsa derken diğeri Muhammet diyordu…   

Tek fark buydu peki ilerde gün yüzüne çıkacak olan nefret getirisine sebep bu fark mıydı Sebep din dil, ırk ise bu iki insanın bir birine sarılmalar neyin işaretidir.

Bazı kesimlerinde Nefret gemisinin Duygu denizinde  her kesin izan limanına demirlerken barutlandırma çabası neden! Kim emrediyordu!

İslim…

—Xuçe bende ekmek var yarısı sizin yarısı bizim yeter ki keke jiyan sana kızmasın…     

 Yeter ki sen ağlama, dur evini de temizleyim su var mı? Nayra bir tanem ablam yeter ağlama

Nayra.

—Kızım rahatsız olma yavrum, birazdan geçer sen işine git! Üzülmeyesin kader işte

İslim.

—Vışşşş seni bu halde bırakamam sen benim ablamsın, ben kör mü olmuşum, Xuçe canan.

Jiyan nefes nefese kalmıştı çok uzakta olsa salunca köyü gözükmeye başlamıştı  

Salunca köyü hoşinin bir mezrası Yeni oluşmuş bu mezra Adı var ama kendisi yokmuş gibi. Bir yer bura resmiyette tanınmayan bir yer  Ancak dokuz on ev vardı, yarısı da ahırdı zaten. Hoşin de evi olmasına rağmen Bedir ağa da bu mezrada da yaşardı evleneli üç yıl olmasına rağmen amcası kızı olan  eşi Ayşe bir türlü döl tutamamış kısır bir kadındı…             

      Olmamıştı bir turlu bebeği olmamıştı, her kes onu tersliyordu uğursuz olmuştu o mezrada bebeği olmayınca kimse sevimli bakmıyordu o kadına  daha sabah olmasına rağmen… Bir çerçi at arabasına eşya yüklemiş o mezrada Satış yapıyordu çerçinin karısı da yanındaydı

Biraz yaşlıca bir çiftti çerçi bağırıyordu öğlene doğruydu hava sıcaktı çekmişti at arabasını bir duvarın dibine yüksek bir ses tonuyla…

Çerçi

—Gelin sakıza, gelin lokuma gelin Halep şekerine gelin bir sakıza bir yumurta…

Ayşe birkaç yumurta tavuk pininden,(yuvası) alarak heyecanla çerçiye doğru koşuyordu…

Çünkü çerçi hanımı da birazda şifacıydı öyle demişlerdi! Belki kısırlığına bir çare bulabilirdi

Mesele sakız ya da lokum şeker değildi, mesele uğursuz gelin olmaktan çıkmaktı   mesele nefret edilen körocak kadın olmaktan çıkmak mesele bedir ağa ya eş olmaktı… mesele anne olmak yarınlara umutla bakmak, mesele buydu…

Çerçinin eşine yanaştı Ayşe… Ayşe’nin tüm umutları o kadındaydı …

Ayşe.

—Yenge, al sana üç yumurta!

Çerçi eşi.

—Ne istiyorsun güzelim hı

Ayşe.

—Dayı(çerçi) duymasın, ayıptır!

Çerçi karısı.

—Hııım anladım kızım anladım.

 

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.