• 07.09.2019
Aziz BUDAK

Aziz BUDAK

Çobanın Oyu…

Geçmiş yıllarda bir bayan mankenimizin seçim öncesinde söylediği ve hepimizin bir şekilde karşı çıkarak veya onaylayarak yorum yaptığımız bir söylemi vardı; Dağdaki çobanın oyu ile benim oyum bir mi? hatırladınız değil mi?

Bu tartışmanın çıktığı dönemde gerek ülkemizin içinde bulunduğu siyasi durum gerekse şuan da tanık olduğumuz sıkıntıların yaşanmamış olması nedeniyle sandıkta desteklediğimiz siyasi taraf için kullandığımız oyların değerini tahsil durumuna göre değerlendirdik.

İnsanlar seçim dönemlerinde; inanç olarak yakın gördüğü, ilkelerini beğendiği, vaatlerini olumlu bulduğu veya bir yakınının aday olması gibi sebeplerle siyasi eğilimde bulunarak oylarını kullanmaktalar.

Yukarıda dediğim gibi içinde bulunduğumuz durumlar nedeniyle, hiç kimse diğerine benim oyun senden daha değerli veya değersiz deme hakkına sahip değil fikrini savunuyorduk. Ancak, yaşanan sıkıntıları görünce ne kadar büyük bir yanlış yaptığımızı şimdilerde daha iyi anlıyorum, bir çoğunuzun da benimle hemfikir olduğunu düşünüyorum.

Gerçekten benim oyum bir başkasının oyu ile aynı değerde olamaz, ben milli değerleri düşünerek oyumu kullanırım diğeri bir yakınının iş başına gelip ona kıyak geçmesi için oy kullanabilir, hal böyle olunca bu iki oyun değeri bir olur mu?

Bir kaç örnek verdiğimde daha iyi anlayacaksınız ki dağdaki çobanın kullandığı bir oyun en değerli oy olduğuna sizde karar vereceksiniz.

Yıllarını verip Hukuk fakültesini bitirsin daha sonra staj olsun avukatlık olsun adli makamlarda senelerce hizmet etmiş bir hukukçunun hakim veya savcı olduğunu düşünün, bir devlet memuru fetö ile irtibatı olduğu suçlamasıyla hakim karşısına çıksın ve Bank Asya’ya para yatırdın diye suçlansın.

Devletimizin bankacılıkla ilgili kurumlarından gerekli izinleri alıp faaliyette bulunan bu bankaya şu tarihten sonra para yatırdın diye kamu görevinden ihraç olan o kadar çok örnek var ki. Pekiyi nerede kaldı senin yıllarca okuduğun Hukuk Fakültesi eğitimi, stajın ve mesleki geçmişin, sadece aman ben karşıma gelen kişiyi suçsuz bulursam ben görevimden olurum, düzenim bozulur diye siyasi otoritenin istediği yönde hakka adalete sığmayan bir karar verirsen, işte o zaman senin ne hukukçu kişiliğin kalır ne de insanlığın kalır o zaman ben derim ki; dağdaki çobanın oyu, böyle bir adaletsizliğe karar veren hakimin ve savcının oyundan daha değerlidir.

Dağdaki çoban en azından medyadan veya çevresinden duydukları ile kendi değerlerine yakın bulduğu şu veya bu partiye kimsenin tesiri altında kalmadan özgürce karar veriyor, birilerinden korkarak bildiği doğruların aksine yanlış bir karar vermiyor.

Vatandaşımızın gözünde adaletin her geçen gün güvenini kaybettiği bir ortamda devleti yönetenlerin bu sessiz çığlıkları duymazdan gelmesi de ayrı bir muamma.

Türk siyasetinde uzun yıllar hem hukukçu kişiliği hem partinin etkili ve yetkili bir üyesi olarak görev yapıp şuanda aktif siyasetten uzak ancak bir o kadar siyasetin içinde olan, hatta yakın zamanda Cumhurbaşkanlığı İstişare Kurulu Üyeliğine getirilen malum şahsiyetin maaşına yapılan zamlar nedeniyle yine gündem olmayı başardı.

Aktif siyaset döneminde iyi polis kötü polis oyununu oynamayı seven bu şahsiyetin kim olduğunu hepiniz anlamışsınızdır. Maaşına yapılan zamla alakalı meslektaşımızın sorduğu soruya verdiği cevap geçmişteki yanardöner cevaplarından farksızdı. Meslektaşımıza aynen şu cevabı verdi, maaşımı KHK mağdurlarına dağıtacağım dedi.

Kendisi de bir hukukçu olan bu zat maaşımı KHK mağdurlarına dağıtacağım derken, şunu mu demek istedi acaba; Hükümetimiz elindeki yetkiye dayanarak yayınladıkları bir KHK ile suçsuz vatandaşlarımızın hayatlarını alt üst etti bende bunu gördüğüm için onlara dağıtacağım. Eğer dediği gibi bir KHK mağduriyeti görüyorsa neden mağduriyetlerin giderilmesi ve adaletin tecellisi yönünde bir çaba harcamıyor da, adeta sadaka dağıtır gibi maaşını dağıtacağını söyleyerek zaten mağdur olmuş insanımızı bir kez daha yaralıyor ve sözüm ona kendine borçlu hissetmelerini sağlayarak ilerdeki seçimde bu ayıbından menfaat umuyor.

Hukukçularımızın bildiği üzere, kamu davası açılması için şikayete gerek olmaksızın savcılık tarafından resen açılabilir, Peki KHK mağduru olduğunu yetkili bir ağız söylüyorsa neden hiçbir savcımız harekete geçilmiyor?

Peki, bu kadar adaletsizlik olurken, bizlere hakkı, adaleti ve doğruluğu öğrettiğini söyleyen Diyanet İşleri Başkanlığımız nerede?

Cuma namazlarına giden vatandaşlarımızı ortak fikri siyasi gündeme göre cuma hutbesi okunduğu, maide suresinin 8. ayeti " Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutun, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Herhangi bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adaletsiz davranmaya itmesin. Adaletli olun; bu, takvâya daha uygundur. Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır." pek okunmadığını söylüyorlar. Diyanet İşleri Başkanlığımızda bir haksızlığın olduğunun (fetöye olan haklı kin ve nefretten dolayı) farkında da hükümetten azar işitmemek için bu ayeti okumuyorlar.

Kendini dindar görüp şuan görevdeki partinin dini ve ahlaki değerlere sahip çıktığını savunan kesimden neden yapılan bunca adaletsizliklerine neden hiçbir ses çıkarmıyor.

Gelelim kimin oyu değerli kısmına, hükümetin yanlış kararlarına en üst din kurumu ses çıkarmıyorsa ben yine diyorum ki, dağdaki çobanın oyu; Diyanet İşleri Başkanının oyundan da daha değerlidir. Bu kıyaslama görevini layıkıyla yapmayan herkes için geçerlidir.

Demek ki yüksek makamlara gelmekle insan değer kazanmıyormuş; vatanına, milletine sadakatle görev yapan, çevresine saygı duyan ve en önemlisi de dürüst olan kişi değer kazanıyormuş. Bir çobanın temiz yüreği gibi temiz yüreklere sahip olduğumuz gün çok şeyi başarmış olacağız. Sağlıcakla kalın.


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.