• 11.12.2017
Ahmet ÖZTÜRK

Ahmet ÖZTÜRK

TEKFİRCİ OLMAK 1

Tekfiri, bir silah mesabesinde görmek mümkündür. Dosta ve masuma karşı kullanıldığında habîs bir davranıştır. Düşmana, mürtede, kâfir ve müşrike karşı kullanıldığında ise muhlis bir ibadettir.

Tekfire ve dolayısıyla da silaha düşmanlık etmek akıl kârı değildir. Ancak akılsızlar, kendini ve haddini bilmeyenler tekfir silahına karşı dururlar. Zira Allah ve Resul’ü hem silahı hem de tekfiri bizlere tavsiye etmişlerdir, her ikisi de hem Allah’ın ayeti hem de Resulullahın sünnetidir.

Aslında silaha karşı olduklarını söyleyenler de, bireyleri silahtan arındırmak isteyenler de, kişilere tekfiri kerih gösterenler de yalancıdırlar. Silahı üreten de silahsızlanma kampanalarını yapan da, insanları katledenler de hep silah baronları olmuşlardır. Tıpkı tekfiri kınayıp kendileri gibi düşünmeyenleri haricilikle, fitnecilikle, Yahudi uşaklığıyla ve dış güçlerin maşası olmakla itham eden günümüz sarıklı mollaları gibi.

Haricî, hak yolda çıkan gurup, Yahudi uşağı ise onun gibi aşağılık insan demek. Fitnecilik ise insan öldürmekten beter bir kabahattir. Şimdi kendileri gibi düşünmeyenleri bu sıfatlar ile yaftalayanlar, aşağıladıkları tekircilerden daha aşağılık değil midirler?

Oysa en büyük fitneci, tekfir ve şirk gibi kavramları uyduruk mazeretlere sığınarak maslahat diye gizlemeye çalışan, müşrik olduklarını haykıranları bile yanlış fetvalar ile Müslüman ilan edenlerdir.. Fitne çıkmasın diye gizlediğimiz nesne veya konu, fitne olup karşımıza çıkmaktadır. Asıl fitneciliğin hakkı gizlemek olduğunu unuttuğumuz zaman, Rabbimiz gizlediğimiz olgu ile bizi cezalandırmaktadır.

Bazı kesimler yıllardan beri bilinçli olarak tekfir meselesini halktan gizlemektedirler. Tekfir meselesinin rafa kaldırılması, îmanî hakikatin bilinmemesine de sebep olmuştur. Batıl bilinmelisin ki, imanın apaçık nuru gönüllerde ışıldasın, İslam’a girişin ilk cümlesi olan tekfiri, ‘LA’ yı gündemlerinden çıkaranlar asla mümin olamazlar. İman gerçeğini bilmek nasıl farz ise, küfre düşme tehlikesini ve tekfir meselesini bilmek de o denli farzdır.

Hak ve batıl mücadelesi bitmediği sürece, tekfir meselesini gündemden çıkarmak cinayet olur. Hakkın karşısında batıl, batıl karşısında hak her zaman yerini alacaktır. Bu vesile ile biz ifrat ve tefritten Allaha sığınarak, bu meseleyi Allah rızası için anlatarak Müslüman kardeşlerimize faydalı olmaya çalışacağız.

Konuyu işlerken kişi kurum ve cemaatlerin isimlerini zikretmeyeceğiz. Dediklerimizden nem kapacaklara da diyecek lafımız yoktur. Delilleri Kur’ân-ı Kerîm ve hadis-i şeriflerden edinerek meseleyi net ve objektif olarak açıklamaya gayret edeceğiz, gayret bizden tevfîk Allah’tandır.

 Konumuz biraz uzun olacaktır. Zira tekfiri tam manasıyla anlamak; haksız yere tekfir etmemek, bilmeden tekfire müstahak olmamak ve gerektiğinde tekfir silahına başvurmak için oldukça elzemdir.

Konuya girmeden belirtmek isterim ki; amacımız tüm insanlığın Müslüman olmasıdır ve insanları İslâm dini ile tanıştırmaktır. Yoksa kişileri tekfir ederek İslam’dan uzaklaştırmaya çalışmak değildir ki bu istek zaten küfürdür.

Müslümanın görevi insanları İslâm’a davettir. İnsanların Müslüman olmaları ile gurur duymasıdır. Bu ibadeti hakkıyla ifa etmesidir. İslâm’a davet edilen kişiye, hakikati olduğu gibi anlatmak gerekir. İslam’ı kabul edecekse de red edecekse de neyi nasıl yaptığını bilerek yapmış olsun. Aman korkmasın, ürkmesin, müjdeleyici olun safsatası ile hakikati (Allah’ın azap ayetlerini belam Tağut ve müşriklerin akıbetini) gizlemeye çalışmak, gülü tarif ederken dikenlerinden( İslam’dan düşebilme tehlikesinden) bahsetmemek yanlış bir davranıştır ki bu asla caiz değildir.

Benzer şeklide İslâm’a giren adamın, İslâm’ı bilmesi gerektiği gibi tekfire neden olan etmenleri de bilmesi gerekir ki Allah korusun bilmeden dinden çıkmasın. Girilen her yerden çıkmak, girişilen her işten vaz geçmek, sözleşmeyi feshetmek mümkün olduğu gibi İslâm dairesinden çıkmak da mümkündür. Yüce Allah’ın iman etmemizi buyurduğu olgulara, yine onun istediği şekil üzere inanmaya, kabul edip tabi olmaya ‘iman’ diyoruz.

Kabul ederek girdiğimiz iman sarayında, iman ettiklerimizin hepsine veya birisine, hatta birisinin bir cüz'üne muhalif inanç içerisine girmeye ‘küfür’ diyoruz. Bunu yapana da Kur’ânî ifadeye göre ‘mürted’ (dinden dönen) diyoruz. Mürtedin durumunun belirginliğine, katımızdaki durumun keyfiyetinin belirginleşmesine ‘tekfir’ diyoruz.

Tekfir demek; Müslüman olduğu belli olan kimsenin, bir eylem veya söylemi neticesinde dinden çıktığını iddia etmektir. Bir Müslüman’ı veya Müslüman kabul edilen bir kimseyi küfre nisbet etmek manasına gelir. Diğer bir ifade ile bir insana dinden çıkma suçlamasında bulunmak demektir. İman hak olduğu gibi tekfirde haktır, bunu öcü gibi göstermeye çalışanlar ise nahaktır.

Zaruriyyet-i diniyyeden herhangi bir şeyi inkâr eden, alaya alan, geçmiş zamanın masalları veya öngörüleri diye aşağılayan, başka sistemleri İslâm’dan üstün tutan, İslâm dışı herhangi bir ideolojiyi insanlara tavsiye eden kişi İslâm’dan çıkmış olacağından tekfir edilebilir. Hatta tekfir etmek gerekir. Bu bir zarurettir. Bu kişinin sıfatı, ismi ve cismi ne olursa olsun fark etmez, bu kişinin bulunduğu konum, musalli olup olmaması sonucu değiştirmez.

Tekfire karşı cephe alanlar Allah’a dinini öğretmeye yeltenenlerdir. Muvahhitleri tekfircilikle itham edenler, bedevice kelâm edenlerdir. Hakikati idrak edemeyen, hikmetten nasibi olmayanlardır. Tekfiri kavramlardan soyutlamaya çalışanlar İslâm’ı özümsemeyenlerdir.

Müslüman tekfir edilir mi?, demek cehalettir. Eğer bir kişi tekfir ediliyorsa demek ki İslâm dairesinden çıkmıştır ki İslâm yerine ona farklı bir konum biçilmektedir. Asıl cehalet, kâfir olduğu aşikâr olan birini tekfir edememektir.

Konumuz devam edecektir inşallah.

 


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.