• 21.02.2017
Ahmet ÖZTÜRK

Ahmet ÖZTÜRK

Parçalanmış Ümmet -2

Bu yazımızda, geçen hafta işlemeye başladığımız ümmetin parçalanmışlığı konusuna devam edeceğiz.

Hangi mazereti ileri sürerlerse sürsünler, tefrika kesinlikle rahmet değildir. Güç ve kuvvet, birliktelikte; tefrika, dağılmışlık ve yok oluş ise gruplaşmadadır.

Kur’an-ı Kerim’de Yüce Rabbimiz söyle buyurmaktadır; “O kimseler ki kendi dinlerini parçaladılar ve fırka fırka oldular. Her taife kendi yanlarında olan ile sevinmektedirler” (Rum Suresi, 32) 

“Şüphesiz o kimseler kendi dinlerinde fırkalara ayrıldılar ve grup grup oldular. Sen hiçbir şeyde onlardan değilsin. Onların işleri ancak Allah'a aittir. Sonra yapmakta olduklarını kendilerine haber verecektir.” (En‘am Suresi, 159)

“Allah ve Resulü bir iş hakkında hüküm verdikleri zaman, hiçbir mümin erkek ve hiçbir mümin kadın için kendiişleri konusunda, tercih kullanma hakları yoktur. Kim Allah'a ve Resulüne karşı gelirse, şüphesiz ki o apaçık bir şekilde sapmıştır” (Ahzâb Suresi, 36)

Kardeşlerim; Biz, sonradan ihdas edilen, adı ne olursa olsun cemaatleşme belasından kurtulmadığımız surece, özlenen nurlu günlere ulaşamayacağız. Şiilik, Vehhabîlik, Selef ilik, Sünnilik, Haricîlik gibi itikadı mezheplerin yanı sıra Kadirilik, Nakşilik, Rufailik gibi tasavvufî gruplar, Süleymancılık, Nurculuk, Furkan Cemaati gibi dini guruplar, partili partisiz yüzlerce irili ufaklı dernek, cemaat, vakıflar ve kendi aralarında onlarca fırkacıklara bölünmüş yapılar…

İnanın utanılması gereken bir mesele ile iç içeyiz; herkes kendi cemaatini din, diğerlerini dinsiz kabul etmekte, bunu direk olarak söylemese de onları cemaat eden kiriterler, kullandıkları argümanlarla adeta haykırmaktadırlar.

Ve bunların kendi içlerinde ibadet niyeti ile yaptıkları işler, çektikleri virt ve tesbihat lar, bir başka cemaatte kendine kesinlikle yer bulamamaktadır. Örneğin; Nakşilerin ibadet niyeti ile yaptığı hatme ve rabıta, eğer iyi bir şey ise, neden Nurcular da yapmıyor? Veya Nurcuların yaptığı tesbihat ve çevşen okumalarını neden Menzile bağlı Müslümanlar teberrüken bile olsa bir kez yapmamaktadır. Aşağıdan yukarı, yukarıdan aşağı, sağdan sola, soldan sağa, bu gurupları birbirleri ile çarp topla ve çıkar neden yekdiğerinin bidatini yapmıyor… Eğer bu görevler kutsaldırsa teberrüken diğeri de yapsın…Veya neden bu gurupların giyim stili, tıraş ve başörtü bağlama şekilleri hep farklılık arz etmektedir, neden hepsi ayni stili yapmıyorlar, eğer Kur’an ve hadisten beslenmiş olsalardı, işler bu denli sırıtmazdı.

 Evet, çünkü bunların hayat rehberi Kur’an ve Sünnet değildir, hocalarının Kur’an ve Sünnetten anladıklarıdır. Öyle ki “Bize ayet getirsen bile, biz şeyh veya hocamızdan duymadığımız, görmediğimiz sürece dediğine inanmayacağız” diyebilmektedirler. Peki, farz-ı misal bu liderler sapık, şantaja maruz kalmış veya menfaate kurban gitmiş birer zavallılarsa, ya da Hıristiyanların misyonerleri, Kemalizm’in kiralık kalem ve adamlarıysa!?

Cemaatleşme uğruna uydurulan mazeretler bizi mahşerde kurtarmaya yetecek midir? Aşağıda sunacağımız ayetler, kıyamet günü tasvir edilirken, toplumlar ile onları saptıran liderler arasında tartışmalar yaşanacağı, iki tarafın birbirini suçlayacağı bildiriliriyor.

Kur’an İnsanları hakikatten batıla, tevhitten şirke saptıran, hâkimiyeti Allah yerine insan aklına ve nefisine vermeye çağıran toplumun ileri gelenleri, devlet adamları ve hatta din adamı kisvesinde bulunanlarla kendilerini destekleyen, takip eden, gönül rızasıyla peşlerinden gidenlerin, cehennem yolunda aralarında yaşanacak kavgalara şu şekilde temas etmektedir:

“İnkâr edenler, “Biz bu Kur’an’a da ondan önceki kitaplara da asla inanmayız” dediler. Zalimler, Rablerinin huzurunda durduruldukları zaman hâllerini bir görsen! Birbirlerine laf çevirip dururlar. Zayıf ve güçsüz görülenler, büyüklük taslayanlara, “Siz olmasaydınız, biz mutlaka iman eden kimseler olurduk” derler.

“Diğer taraftan büyüklük taslayanlar ( yanlış hoca veya şeyhler zalim liderler) zayıf düşürülenlere (talebe, mürit yönetilenlere): Size hidayet (Kur’an, hakikate, doğru yola ilişkin mesajlar) geldikten sonra, sizi ondan biz mi çevirdik? Hayır, siz kendiniz suçluydunuz.» derler.(hayır, sizin hiç bir zaman bize sadece Allah hükmetsin, kâinattaki tek hâkim olan Allah'ın dışındaki otoriteleri reddedelim gibi bir derdiniz olmadı ki)”

“O zayıf düşürülenler de o büyüklük taslayanlara (toplum önderlerine şeyh ve cemaat yetkililerine): «Hayır, (işiniz) gece, gündüz hilekârlıktı. Çünkü siz bize Allah'ı inkâr etmemizi (O'nun uygun görmüş olduğu hayat nizamı yerine demokrasiyi, laikliği teklif ettiniz, bize uyduruk ameller dayatınız) ve O'na eş koşmamızı emrediyordunuz.» derler. Bunlar azabı gördükleri zaman içlerinden pişmanlık getirmektedirler. Biz de o kâfirlerin boyunlarına demir halkalar geçirmişizdir. Onlar sadece yaptıklarının cezasını çekiyorlardır.” Sebe: 31–33.

Başka söze ne hacet, her şey ayetlerin buyruğu ile ortadadır. Bize düşen hatırlatmak ve uyarmaktır. şu hakikati tekrar ve yalın olarak ifade edelim ki; şu anda toplumu peşinde sürükleyen birçok tarikat, cemaat ve siyasi yelpazedeki oluşumlar, toplumu hayırdan ziyade şerre iletmektedir.

Bizden hatırlatma ve ikaz, Hidayeti verecek olan şüphesiz yüce Allah’tır. Rabbim, bizleri hak üzere daim eylesin, nefsimizin dürtülerinden, sahtekârların hilelerinden, zalim ve Tağutların şerrinden bizleri muhafaza buyursun. Âmin.


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.