Ahmet ÖZTÜRK

Ahmet ÖZTÜRK

Kansız Olurmu -2

Bundan önceki yazımızda, sistem ve rejimlerin işlev değiştirmesinin, köklü iktidar değişikliklerinin istisnalar hariç, kadife devrimler ile gerçekleşmediği, mutlaka tatsızlıkların yaşandığını konu edinmiş, Fransız İhtilâlinde amansız sıkıntıların yaşandığı ve oluk oluk kanın aktığını izaha çalışmıştık. Konumuza kaldığımız yerden devam etmek istiyoruz

Osmanlı Devletindeki saltanat sistemi, evvelâ dış daha sonra iç işgal ile karşı karşıya kaldı, sözde de olsa, şeriat düzeni ve hilafet ile yönetilen yapı kaldırıldı, yerine laik ve demokrat bir cumhuriyet yönetimi dikta edildi. Toplumun kahirekseriyeti ve özelliklede ula ve ümera taifesi neler olduğunun farkına varamadan rapt u zabt altına alındı, itiraz eden her kim varsa (Kürt, Türk, Ermeni, Müslüman ve gayrısı) Fransa İhtilâlindeki uygulamalara benzer yöntemler ile yok edildi.

Özellikle de Müslümanlar ve Kürtler yok edilmesi gereken mahlûklardı, zira yeni yönetim, faşist kimliğiyle Kürtleri, laik kimliğiyle de Müslümanları yok etme misyonu üzerine kurulmuştu. Bu zulümlerini de, sözde adalet dağıtma iddiasında bulunan istiklal mahkemeleri vasıtasıyla yaptılar. İstiklâl mahkemeleri…

İlahî adalet üzere kurulmamış mahkemeler, nerede olursa olsunlar, zulüm ve imha aracı olarak kullanılmışlardır, ha enginizisyon mahkemeleri ha İstiklâl mahkemeleri… Ne fark eder..

Erzurum mebusu Hüseyin Avni Bey’in şu sözleri, bu mahkemelere verilen sınırsız yetkiyi çarpıcı bir şekilde ortaya koymaktadır: “Meclis’in, İstiklal Mahkemeleri’ne tanıdığı yetkiyi, Cenab-ı Hak Peygamberine dahi vermemiştir.”

İstiklal mahkeme reislerinden Reis Kel Ali (Ali Çetinkaya)’nın sözleri, mahkemelerin pervasızlığını anlamamıza yeterlidir. İstiklal Mahkemeleri, dava vekillerinin cambazlığına gelmez. Mahkememizin derecâtı yoktur. Avukatlara falan geçirilecek vaktimiz yok.” demesi mahkemelerin, nasıl pervasız olduklarının göstergesidir.

Cellat Kara Ali 1931 yılında “Son Posta” gazetesinde yayınladığı hatıralarında şöyle diyordu: “Bizim patronlar yalan söylüyor. O kadar celladın içinde sadece benim, Cellat Kara Ali olarak idam ettiklerimin sayısı, sadece benim sallandırdığım kişi sayısı 5216’dır. Bu yüzden Ankara’da ip kıtlığı bile baş göstermiştir.”

Kısaca İstiklâl mahkemeleri “sanığın idamına, şahitlerin bilâhare dinlenmesine” mantığıyla çalışmıştır, mahkemeye çıkanın iflahı yoktu. Yeni kurulmuş rejimin ölüm makinesi olan İstiklâl mahkemelerin tornasında geçenin kurtuluşu yoktu, bu cenderede öğütülen bazı şahsiyetlerin isimlerini verelim. Ezcümle;

İslâm’a vurulmak istenen gemler üzerine, kıyam eden Şeyh Said el- Kürdî’nin şehadeti… Naaşı mezarında kaçırılıp izi kaybettirilmiştir.

Eylemsel bir faaliyeti olmadığı halde, sadece Allah dediği için, yıllarca  sürgün, hapsedilip ceza gören defalarca zehirlenen, hayatı harabeye dönen Said-i Nursî… Onun dahi naaşı mezarından kaçırılıp bilinmeyen bir yere konulmuştur.

Başıma şapka takmaktansa, boynuma urgan takarım diyerek şapka kanununa muhalefetten yargılanıp, idam edilen İskilipli Atıf Hoca.

Cenazesi bile ailesine verilmeyen Şeyh Esad Erbilî

Naaşı mezardan çıkarılarak, kefeni ile darağacında sallandırılan İbrahim Hakkı Efendi.

Şapka takmadığı için idam edilirken, Benim adım Maşallah! Şapka giymem inşallah!"  diyen Ali Efendi.

"Ben hatun kişiyim, şapkayla ne işim olur?" diye haykıran Şalcı Bacı’nın, şapka kanununa muhalefetten idam edilmesi.

Milli Marşın Şairi Akif ’ in dahi bu zulümden nasibini almış olması, işin vahametini anlamaya yeterlidir.

Değişik sâiklerle de olsa, cumhuriyet rejimine karşı çıkan isyanlar, azımsanmayacak kadar çok ve acılarla doludur. Amacımız dram yazmak olmadığından bu isyanlarda yaşanan acılara tek tek değinecek değiliz ve kaybedilen acıların çetelesini tutabilmek başlı başına akademik bir iştir.

Ama Fransız ihtilâlinde yaşananların aynısı ve daha fazlası bu topraklarda Türkiye Cumhuriyeti uğruna yaşatıldı bu millete, millete rağmen lâiklik yavaş yavaş dikta edilmekte idi.

Öne çıkan ayaklanmaları aşağıya aktarmakla yetineceğiz, dileyen, her birisini ayrı ayrı inceleyip akan gözyaşları, toprakla buluşanları ve çekilen acıları kendileri okuyabilirler.

Nesturî Ayaklanması, Şeyh Sait İsyanı, Zeylan İsyanı, Ağrı İsyanları, Koçuşağı Ayaklanması, Mutki Ayaklanması, Bicar İsyanı, Seyit Rıza İsyanı, Tunceli İsyanı, Raçkotan ve Raman Tedip Har, Sason Ayaklanması, Asi Resul Ayaklanması, Tendürük Harekâtı, Savur Tenkil Harekâtı, Oramar Ayaklanması, Pülümür Harekâtı ve Menemen Olayı…

Yukarıda yazılanlar gerçekleşmiş ayaklanmalardır. İnanın bir tanesini bile okumaya yüreğimiz dayanmaz. Dersim üzerinde uçan tayyarelerin, nasıl ölüm yağdırdığını, kimyasallarla insanların nasılda mağaralarda boğdurulduğunu, paramparça olan aileleri ve yaşanan acıları araştırınca göreceksiniz. Göreceksiniz toplu imha ve katliamları, açılan çukurlara doldurulan insanların nasıl yakıldığını…

Bu konuda Kadir Mısıroğlu şunları yazmaktadır: “Yeni yönetimin amacı, hilafetin ilgasından sonra, birbirini kovalayan inkılâplarla, sanıldığı gibi yalnız resmî hayat değil, aynı zamanda ferdî, şahsî davranış, yaşayış ve hissiyatı da, din dışı kılmaktı…” Maalesef dediğinin fazlası oldu. Bizden alınan sadece İslâm Devleti değildi, tekrardan İslâmî bir devletin ikamesini sağlayacak, duygu, düşünce, birlik, beraberlik, kıyam etme irade ve dirayetini de yok etti.

Seyrelmiş gibi gözükse de, bugün dahi (15-20 yıldan bu yana olanları düşündüğümüzde) aynı şenaatlerin kabuk değiştirerek hafif ama tesirli dozda uygulanmakta olduğunu görürüz. İktidarını pekiştirmek adına ( rejim –laiklik ve siyasi iradeler) durmadan düşman üretmek ve yok etmek üzere kurulmuş güç, kesintisiz değişik argümanlarla süregelmektedir.

Gelecek yazımızda, tehlikede olduğu sezinlenen kişilerin rejimlerini korumak için hangi zulümlere imzalar atıldığını izah ettikten sonra, Müslüman kardeşlerime bu sistemle ilgili bazı nasihatlerim olacaktır.


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.