Ahmet ÖZTÜRK

Ahmet ÖZTÜRK

Kansız olur mu? - 1

Değişimler kansız olur mu? Bu soruya, değişime söz konusu olan olguya göre evet veya hayır demek mümkündür. Ama şu olguyu kabul etmek gerekir ki kan akıtılarak kurulmuş olan olguların değişimi ne yazık ki ancak aynı minval üzere olabilmektedir. Tozpembe tablolar ile fantezi içeren iyimserlikler ile kadife devrimlerden bahsedebilmek mümkün değildir.

 İlla ki değişim sırasında ya değiştirmek isteyenlerin, ya da ona mani olanların veya her iki tarafın kanı dökülmüştür. Tarihte bunun hilafına bir tablo gösterebilmek mümkün değildir.

Burada, zamanında polemik konusu olan ve kısa süre sonra esamesi bile okunmayan bir meseleyi masaya yatırmak istiyoruz. Amacımız bir gerçeği dile getirmek ve Müslüman kardeşlerime bazı mesajlar vermektir. Yoksa evetle hayırla bir işimiz olamaz, derdimiz şu sıralar değişmesi söz konusu olan anayasanın kimi maddeleri hakkında olumlu veya olumsuz bir fikir sunmak da değildir.

Yazının başında belirtmek isteriz ki bu yazıyla mevcut beşeri rejim veya sistemin değiştirilmesi gerekliliği ile ilgili bir fikir sunmakta değildir her ne kadar bunu çok arzuluyor olsam da. Amacımız farklı bir pencereden görünen tabloyu incelemektir.

Birtakım kritik düzenlemelere işaret etmek istedim. Yanı bu yazı ile biz kimseye şiddeti salık vermediğimiz gibi, kin veya nefrete sürüklemek niyetinde de değiliz. Niyetimiz bir realiteyi masaya yatırmak ve akıl sahiplerine selam edip onlarla hasbihal etmektir.

Bizde bir söz vardır “söyleyene değil söyletene bak” diye, umulmayan insandan beklenmeyen bir sözün çıkması üzerine söylenen bir söz. Bundan epey önce Meclis başkanı İsmail Kahraman’ın durduk yerde kendisi ile çelişen bu sözü sarf etmesi, aslında birçok kişinin uyanmasına vesile olacak tarzda ağır bir söylem idi.

Meclis başkanı, ulu orta, ne alaka denilecek bir tarz ve zaman diliminde ucube olan lâiklik parazitinin anayasada yer almaması gerektiğini ifade etti.  Etti etmesine ama ardından bir gümbürtüdür aldı gitti. Peki, buna en büyük tepkiyi kimler verdi dersiniz? Bir zamanlar “Lâiklik küfürdür” diye nara atanlar, bu ucubeden en çok çekenler ve bu tür söylemleri ile rant devşirenlerdi.

Aradan çok geçmeden siyasi erbaptan birisi, sistem değişikliğinden dem vurunca, diğer bir siyasetçi anında şahin kesildi. “Senin dediğin sistem, kan bükülmeden olamaz” cümlesi bu kişiden çıktı. Bu da, “söyletene bak” denilecek sözlerden biridir.

Şimdi bu sözü tahlil ederek, söylemek istediğimiz birkaç sözümüzü zikredelim. Ne dedi beyefendi, “Herkes susacak sen konuşacaksın, her dediğini yapacaksın, yani sen başkan olacaksın, bu olamaz, bu dediğini kan dökmeden yapamazsın. Bunu ancak kanımızı akıtarak gerçekleştirebilirsin. Bu söze, söyleyene değil de söylenene bak, demimiz gerekir. Her ne kadar sahibi ile uyumlu bir söz olmasa da, anlam ve mesaj yüklü bir söz.

 Benim saf kardeşlerim anlasa da anlamasa da… Hani yavaş yavaş İslâm’ı egemen kılmak için particilik yaptıklarını söylüyorlar ya… Umarım İslâmî hâkimiyetin kadife işlerle, partisel faaliyetlerle, demokrasi hayranlığı ile olamayacağını anlamışlardır.

Bozuk bir saat bile günde iki kez doğru söyler. Bu kez bu adam bir gerçeği dile getirmekte idi, zulümle, kan akıtılarak kurulmuş bir sistemin, kan dökülmeden onarılması veya değiştirilmesi mümkün değildir, hele hele şirk olan bu sistemin, kan dökülmeden İslâm şeriatı ile takas edilebilmesi imkânsızdır. Zira kan dökerek bu sistemi kuranlar, onun bekçiliğini yaparken her türlü saldırıya karşı koyacaklardır. İlk çağlardan bu yana sistem değişiklikleri kan dökülerek gerçekleşmiştir. Kan dökülerek elde edilen olgular ancak kan dökülerek el değiştirmiştir. Bunun başka da bir izahı yoktur.

Tarihten bir örnek gösterelim; Katolik Kilisesi güdümünde varlık gösteren bir yönetim, kendisine yönelik en ufak bir başkaldırıyı insanlık dışı yöntemlerle yok eden bir sistem, zaten kurulurken de insanlık dışı katliamlar kullanarak, oluk oluk kan dökerek kurulmuştu. Katolik Kilisesine bağlı bir mahkeme sistemi olan Engizisyon mahkemelerinin ismini duymayanımız yoktur. Kararları, yaptığı işkence ve katliamlarla adından çok söz ettirmiştir. Kiliselerin insanlık dışı tutumuna başkaldıran Fransızlar, bir beladan kurtulurken başka bir belaya tutulmuşlardı. Güya baskıcı kilise yönetiminden, özgürlükler sistemi lâikliğe geçmişlerdi ama heyhat!

1789 Fransız İhtilali denilince aklımıza özgürlük, eşitlik ve milliyetçilik gelir, zira okullarımızda bizlere bu şekilde öğretildi. Ancak ihtilal dönemi ve sonrası vahşetten başka bir şey değildir. Fransa'da ihtilal süreci tamamlanmış, krallık yıkılarak cumhuriyet rejimi kurulmuştu. Kral XVI. Louis 21 Ocak 1793'te idam edildi. Ancak dökülen kan kralınkiyle sınırlı kalmadı. İhtilal sırasında kralla birlikte milyonlarca Fransız, cumhuriyet ve lâik sistem düşmanı olduğu ithamıyla en vahşi şekillerde öldürüldü. Fransız İhtilali'nin kanlı yüzü, en acımasız şekilde kendisini göstermiştir.

Katliamlar için adeta bahaneler aranmakta idi, örneğin bir kişi ihbar edildiğinde, bu kişinin işi bitmiş demekti. Yapılan testler sonucunda suçlanan kişi test sırasında ölürse aklanmakta. Eğer ölmezse, o zaman da büyücü olduğu kanıtlanmış sayılmakta ve idam edilmekteydi. Böyle bir kapandan kurtulmanın olasılığı yoktu

İhtilal komitesinin dindarlar ve din adamları için hazırlattığı yasaya piskopos ve papazları yemin ettirme girişimi sırasında, buna itiraz eden dindarlar ve din adamları cumhuriyet düşmanı damgasını yediler. Artık yok edilmesi gereken cumhuriyet düşmanı haydutlardı.

Zalimler her devirde zalimdirler, Fransızların başına gelenlerin beteri 1900 lerin başında bizim de başımıza geldi. 1920’de Osmanlı Devleti’nin yıkılışı ve yerine lâikliğin ikame edilmesi ilebaşlayan gözyaşı ve acılar günümüze kadar süre gelmiştir.

Devamını gelecek yazımızda ele alacağız inşallah…


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.