• 05.03.2017
Ahmet ÖZTÜRK

Ahmet ÖZTÜRK

Celladına Âşık Ümmet!

Bir birey veya milletin celladına âşık olması, gelinebilecek en kötü noktadır. Şair ne güzel ifade etmiştir meseleyi,

Celladına âşık olmuşsa bir millet,

İster ezan ister çan dinlet.

İtiraz etmiyorsa sürü gibi illet,

Müstahaktır ona her türlü zillet.

Genel olarak Ömer Hayyam’ın felsefesine katılmamakla beraber, şairin bu dörtlüğünü, içinde yaşadığımız zaman ve zeminimize göre, zamane Müslümanları gerçeğine göre açıklamak istiyorum.

“Celladına âşık olmuşsa bir millet,” ilmeği boynuna geçiren celladı ile göz göze geldiğinde, celladına âşık olmak ne kadar aptallıksa, o ilmiği celladın eliyle boynuna geçirten, onu o aşamaya hazırlayan, yargılayan, suça bulaşmasına zemin hazırlayan kişi ve oluşumlara âşık olmak, o denli aptalca bir şeydir. Ne acıdır ki bu aptallığı her aşamada fazlası ile yaşamaktayız.

14 asırlık mirasını yerle bir eden, yaptığı inkılap ve devrimlerle bu toprakların geçmişiyle tüm bağlarını yerle bir edercesine silip süpüren, yeni sistemi ve rejimi benimseyip savunan kişilere sahip çıkmak celladına âşıklıktır.

İslâm dinine savaş açmışçasına, İslâmî tüm değerleri yürürlükten kaldırmış olan laik devleti, İslâm adına kutsayanları “Celladına âşık olmuşsa bir millet,” olarak tanımlamak yerinde bir tespit olacaktır.

İçki, kumar, zina, faiz, fuhuşun her türlüsünü, yasal sayan bir zihniyeti, dini hamaset ile desteklemeye çalışmak ve onu kutsal bir varlık olarak görmek, bekası için canını heba etmeyi şehitlik olarak telakki etmek, havada karada denizde muzaffer olması için nidalarda bulunmak gerçekten de celladına âşık olmaktır.

Kişinin Müslümanlık iddiasında bulunup, öte yandan İslâmî kaideleri yürürlükten kaldırmış ve kimliğini yasaklamış bir zihniyeti özümsemesi, laiklik ve demokrasi ile yönetilen bir ülkeyi İslâm’ın kalesi olarak görmesi akıl karı değildir, lakin “gözleri kör kulakları sağır” olan toplumlar “Celladına âşık olmuş bir millet,” olabilmektedirler.

Düzeyli bir yaşamı sağlayamamış, sanayide ilerleme sağlayamamış, huzurlu bir sosyal yaşam ve adaleti sağlayamamış, halklarını kamplara bölmüş, her gün ızdırapların yaşanmasına sebebiyet veren bir yönetim neden sevilir? Gerek ilmî, gerek siyasî istikrar sağlayamamış bir yönetime neden âşık olunur.

Daha burada sayamacağımız yüzlerce parazite rağmen bir millet, halen dini hamasetle yönetim ve yöneticilerine sahip çıkıyor. “Celladına âşık olmuşsa bir millet,” na mümkün artık ondan erdemli iş beklemek. Fark etmez artık, ona “İster ezan, ister çan dinlet.”

Eğer bir milletin fertleri Kur’an’dan ziyade, başka birilerinin eserlerine müptela olmuşsa, doğrularını başka oluşumlardan ediniyorsa, getirdikleri “kelime –i şehadetin” mana ve mefhumunu bilmiyor ve anlama gereğini dahi duymuyorlarsa, söylenen binlerce yalanı hakikat olarak alkışlayabiliyor ve yalan ile doğruyu dahi ayırt edemiyorsa, o toplum manen ölmüş demektir.  Gayrı her türlü yükü, istediğin şekilde yükle, dirilmez ruhları, verilse de asırlık mühlet.

Dirilebilme iradeleri sekteye uğramış, batıl içinde yüzdükleri halde, kendilerini muvahhit sanıyor, uyarı ve ikazlara kulaklarını tıkayıp, uyarıcıları da provokatör olarak kabul ediyorlarsa, artık o toplumun iflahına mümkündür, ne fark eder ki onlara her şey müsavidir.  “İster ezan, ister çan dinlet.” Gayri söz kâr etmez, bakın Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerîm’de bu hususta ne buyurmaktadırlar; “Kâfirlere gelince onları uyarsan da uyarmasan da fark etmez; onlar iman etmezler. Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir, onların gözlerinde perde vardır. Onları büyük bir azap beklemektedir.” Kur’an-ı Kerîm hidayet kaynağıdır. Lakin bu hidayet ancak öğüt almayı arzulayan, takva sahiplerine mahsustur, ayetin müjdesi ancak uyarıları dikkate alanları kapsar. Ama heyhat!

Okunan ezanın mana ve mefhumunu idrak etmeyen topluma, dinletilerin bir anlamı olmaz, okuduğu kuranın kelime ve kavramlarını tahlil etmekten yoksun bir toplumun,  doğruya, hidayete vasıl olması mümkün değildir. “İster ezan, ister çan dinlet.”

İslam’a aykırı yönetime, çıkardıkları batıl yasalara, yönetimdeki arızalara, hayatı yaşanmaz hale getiren idareye ve bunları bize itaat edilmesi gereken merciler diye anlatan bel‘aml ara, şeyh ve cemaatlere dur demiyorsa bu millet,  şairin bu sözlerini hak etmiş demektir. “İtiraz etmiyorsa sürü gibi illet”

80 küsür yıldır, olmadık kasırgalar estiren olgu; milli duygular, dini hamaset ve çıkar ilişkileri çerçevesinde destek görmekte, ‘yoktur başka çaremiz, topal da olsa bizimdir ‘diye itiraz edilmemektedir. Sağcısı, solcusu, milliyetçisi ve muhafazakâr dincileri istinasız herkes bu sistemden olmadık dayaklar yedikleri halde, koyunlar mezhebine teslim olmuş, “İtiraz etmiyorsa sürü gibi illet”

İçinde bulundukları derekeyi nimet görüyor, serap gören bedevi misalı çölü cennet bahçesi sanıyor, kızgın kumları serin su diye yüzüne serpiyor ve halen ayılmak istemiyorsa sürü gibi illet, tüm uyarılara alıcılarını kapatıp Kur’an-ı Kerîm’in “Andolsun biz, cinler ve insanlardan, kalpleri olup da bunlarla anlamayan, gözleri olup da bunlarla görmeyen, kulakları olup da bunlarla işitmeyen birçoklarını cehennem için var ettik. İşte bunlar hayvanlar gibi, hatta daha da aşağıdadırlar. İşte bunlar gafillerin ta kendileridir.” (Araf suresi, 179) ayetine muhatap olmuşsa bu ümmet..!, Müstahaktır ona her türlü zillet.

 

“Domuzdan post, gâvurdan dost olmaz”  kaidesine rağmen,11 Eylül sonrası bu yeni bir haçlı seferi ruhu olacaktır beyanlarına rağmen, Irak, Afganistan ve Libya da milyonlarca dindaş ve ırktaşın ölümüne, on binlerce tecavüzlere rağmen halâ Amerika’yı stratejik ortağımız olarak görüyorsa ümmet, 1940’dan bu yana, olmadık işgal, katliam ve tecavüzlere rağmen, bize müttefik olabildi ise İsrail, başka belaya ne hacet, kalk da kendi kendini katlet!!!

Afganistan, Çeçenistan ve diğer dindaşlarımıza revâ görülen katliamlara rağmen, Suriye’de yüzbinlerce masumun katledilmesinde rolü olan Rusya ve diğer oyuncuları halen kurtarıcı olarak görebiliyorsa bir millet, başka felakete ne hacet, yine yakışır onlara her türlü zillet.

Kendi öz değerlerimizle yoğrulmadığımız için, hak ile batılı karıştırır olduk, düşmanı dost, dostları düşman belledik. İmanımız ayrı baş çekerken, amelimizle çiftetelli oynadık, ne kara olabildik, ne de ak.  Gel de şu acıklı halimize bak. Yine şairin mısraları ile yazımıza son verelim.

“Bir elde kadeh, bir elde Kur’an, Bir helaldir işimiz, bir haram.

Şu yarım yamalak dünyada, Ne tam kâfiriz, ne tam Müslüman!”

Rabbim, bizleri hakkı hak bilip hakka tabi, batılı batıl bilip ondan ictinap eden kullarından eylesin! Rabbim bizleri nimet verdikleri kullarından eylesin, sapıtan delalete düşen hakkı batıl ile karıştıran, celladına âşık fertlerden eylemesin. Âmin…


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.