• 11.01.2020
Abdulkadir SELVİ

Abdulkadir SELVİ

Trump’ın hamlesini nasıl okumak lazım

İran beklenen hamleyi yaptı. Irak’taki iki Amerikan üssünü füzelerle vurdu.

Özellikle de Sünni bölgesindeki Ayn el Esad üssünü ve Kürt bölgesi Erbil’deki Amerikan üssünü hedef aldı. Irak Meclis’inde ABD’nin Irak’tan çekilmesi kararını Şii milletvekilleri alırken, Sünni ve Kürt milletvekilleri oturuma katılmamıştı. O nedenle İran’ın Şiileri koruyan Sünni ve Kürtleri hedef alan saldırısı şaşırtıcı olmadı. Ama İran’ın, bölgedeki savaşı yine mezhep eksenli sürdüreceği mesajı olarak yorumlandı. Saldırıdan sonra canlı yayında açıklama yapan İran’ın dini lideri Hamaney, “Dünyayı sarstı, tarihi değiştirdi” diye konuştu. Kasım Süleymani’nin öldürülmesinden sonra İran bir karşılık vermezse bölgedeki etkinliğini koruyamaz deniliyordu. İran’ın saldırısından sonra ise ABD karşılık vermezse karizmayı çizdirir yorumları yapılmaya başladı.

Dünyanın yüreğini ağzına getiren bu gelişmeden sonra gözler ABD’ye çevrildi. İran saldırısından sonra  nefesler tutuldu Trump’ın vereceği karşılık beklendi.

Tweet atmamak için kendini zor tutan Trump, bu kez şaşırttı. Amerikan üsleri vurulduktan sonra, her şey kontrol altında şeklinde bir mesajla yetindi. Oysa biz tweetleri füze gibi uç uca ekleyip Tahran’a göndermesini bekliyorduk.

Akşam saatlerinde ise  Trump kameraların karşısına geçti ve dünyanın derin bir oh çekmesini sağlayan açıklamasını yaptı. “Saldırılarda hiçbir Amerikalı yara almadı” dedi. Oysa İran, 80 Amerikan askerinin öldürüldüğünü iddia etmişti. Trump’ın açıklaması kadar göreve geldiği günden bu yana ilk kez tam kadro Amerikan yönetimini arkasına alarak bu açıklamayı yapması önemliydi. Trump böylece, kadrom arkamda sağlam duruyor ve bu karar sadece Başkan’ın kararı değil, Amerikan devletinin kararı mesajını verdi.

Trump yeni bir müdahale sinyali vermedi. “İran’ın, ABD’ye karşı gardı düşüyor” sözleri, askeri bir karşılık vermeyeceği şeklinde yorumlandı. Onun yerine, ekonomik yaptırımlar uygulanacağı mesajını verdi.

Peki ne oldu? ABD bölgede kendisini için en büyük tehdidi oluşturan İran’a ders verdi, Kasım Süleymani’yi ortadan kaldırdı.

İntikam yeminleri eden İran, karizmasını kurtarmak için ABD’ye ait üsleri vurdu.

Trump ise alacağını aldıktan sonra krizi tırmandırmak yerine sağduyuyu tercih etti.

Ortadoğu’da yeni bir tablo oluştu. Elbette ki bunun artçı saldırıları olacak ama Üçüncü dünya savaşı çıkar diyenler boşluğa düştü. Eee boşuna dememiştik, süreci belirleyecek olan Trump’ın hamleleri olacak diye...

ERDOĞAN VE PUTİN NE GÖRÜŞTÜ?

TAM da ABD’nin Kasım Süleymani’yi öldürdüğü, tam da İran’ın ABD üslerini vurduğu bir zamanda geldi Putin Türkiye’ye...

O nedenle Erdoğan-Putin görüşmesi, ABD ve İran krizinin gölgesinde gerçekleşti. Ama iki lider mevcut krizle birlikte ağırlıklı olarak Libya’yı ve Suriye’yi konuştular. Cumhurbaşkanı Erdoğan, İdlib’de devam eden operasyonlar nedeniyle Türkiye sınırına doğru yaşanan göçten söz etmişti. Türkiye’ye Şam’ı ziyaret ederek gelen Putin’in bu konuda söyleyecekleri önemliydi. Putin’in Türkiye’ye doğrudan gelmek yerine sürpriz bir şekilde Suriye’yi ziyaret edip Esed’le görüşüp, Emevi Camisi’ni ziyaret etmesinin önemli mesajlar taşıdığı düşünülüyordu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ne zaman Putin’le görüşse iki lider ilerleme sağlayabiliyor. Ancak dün iki liderin görüşmesi ile yetinilmedi. TürkAkım Projesi’nin açılış töreninden sonra bu kez iki lider, dışişleri ve milli savunma bakanlarıyla ikinci kez bir araya geldiler. Bundan sonra bir gözümüz İdlib’deki gelişmelerde diğeri ise Libya’da olacak.

Ancak Putin’in Suriye ziyaretinden önemli çıkarımlar yapmak mümkün. Kafalarda Putin Suriye konusunda bir teklifle mi geldi sorusu vardı.

Libya ise Putin’den çok Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmak istediği başlıktı. Görüşmeden 12 Ocak’ta ateşkes çağrısı çıktı. Eğer ateşkes sağlanırsa bundan sonraki süreçte Libya’da inisiyatifi Erdoğan ve Putin ele alacak demektir. Suriye’de Astana sürecini yöneten iki lider bu kez Libya’da dengeleri değiştirmeye yönelik bir hamle yaptı denilebilir. 

ERDOĞAN’IN KİTAPLI DİPLOMASİSİ

CUMHURBAŞKANI Erdoğan, Rusya lideri Vladimir Putin’e, “Doğu Akdeniz Denkleminde Stratejik Adım: Türkiye-Libya Mutabakatı” kitabını hediye etmiş.

İngilizce ve Türkçe olarak hazırlanan kitapta Doğu Akdeniz’in jeopolitik önemi, Doğu Akdeniz’in hidrokarbon potansiyeli ve Türkiye’nin pozisyonu gibi başlıklar yer alıyor. Kitapta sadece Türkiye’nin pozisyonu anlatılmıyor, Rum yönetimi ve Yunanistan’ın tutumuna da yer veriliyor. Görsellerle desteklenen kitapta Türkiye ile Libya arasında varılan mutabakatın ekonomik, siyasi ve hukuki yönleri de ortaya konuluyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD Başkanı Trump’la görüşmesinde de “Türkiye’nin terörizmle mücadelesi” isimli kitabı takdim etmişti. Kitapta, Türkiye’nin DEAŞ, El Kaide ve PKK’yla mücadelesi anlatılıyor, ABD’nin barış güvercini olarak göstermeye çalıştığı YPG lideri Mazlum Kobani’nin Abdi Şahin�kimliğiyle PKK adına yaptığı katliamlara yer veriliyordu. Kitap bir anlamda Mazlum Kobani’nin yüzündeki maskeyi indiriyordu. Erdoğan, Trump’la birlikte ABD’li senatörlerle görüşmesinde de İletişim Başkanlığı tarafından hazırlanan ve Mazlum Kobani’nin yaptığı terör eylemlerinin yer aldığı bir videoyu izlettirmişti.

Erdoğan, İngiltere’de Macron, Merkel ve Johnson’a İngilizce, Almanca ve Fransızca olarak hazırlanan, “Stratejik İttifakın Güçlü Üyesi Türkiye” isimli kitabı hediye etmişti.

Erdoğan’ın, yabancı devlet başkanlarıyla görüşmesinden sonra artık, “Hangi kitabı hediye etti” sorusuna cevap arayacağız.

İkili diplomasi, kamu diplomasisi gibi tanımlardan sonra Erdoğan, diplomasiye bir de “kitap diplomasisi” tanımını kazandırmış oldu. Erdoğan bu işi sevdi, gerisini monşerler düşünsün.


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.