Sıradaki Haber: "Geç kalma" yüzünden öğretmenle öğrenci tekme tokat birbirine girdi

"Mülteci kampı bile bundan iyidir"

“Yersiz Yurtsuz”, Yeşim Öksüzoğlu çevirisiyle Epsilon Yayınevi’nden çıktı.

  • 01-12-2019 08:55

Nobel Barış Ödüllü yazar Malala Yusufzay’ın “Yersiz Yurtsuz” adlı kitabı Yeşim Öksüzoğlu çevirisiyle Epsilon Yayınevi’nden çıktı.

Malala Yusufzay, Yersiz Yurtsuz’da vatanını terk etmek zorunda kalmış kadınların hikayelerine değindi. Malala’nın kendi yaşam öyküsüyle başlayan kitapta, yazarın mülteci kampı ziyaretlerinde karşılaştığı diğer kadınların ve kız çocuklarının yaşadığı deneyimler anlatıldı.

Kitabın “Muzun-Umudu Gördüm” başlıklı bölümünde, Suriye’deki iç savaştan kaçan ve Ürdün’deki mülteci kampında yaşan Muzun adlı kızın hikayesine değinildi. Mülteci kampında, kız çocuklarının okula gitmeyip evlendirilmeye çalışılmasına karşı çıkan Muzun’un, evlendirilmesi planlanan kız çocuğuna, “Eğer beni gerçekten korumak istiyorsan, beni okula gönder” dediği ardından kız çocuğunun yaşadıkları aktarıldı.

İşte “Muzun-Umudu Gördüm” başlıklı o kısım:

“Bir yardım görevlisi, benimle tanışmak isteyen bir kız olduğunu söyledi. Eğitim hakkı için mücadele eden bir kız. Bu mücadelede acı çeken ve diğer tarafa geçmiş olan bir kız.

Benimle tanışmak isteyen kızın Malala olduğunu öğrendiğimde sevince boğuldum.

 

Suriye’de yaşarken onu duymuştum. Onun gerçek bir güç olduğunu biliyordum, deneyimlerini tüm dünyadaki kızlar için değişim yaratmak adına kullanan biriydi.

 İki küçük erkek kardeşi olduğunu ve babasının öğretmen olduğunu biliyordum. Çok ortak noktamız vardı ve benzer isteklere sahiptik. Okulu severdim, geleceğim hakkında hayal kurmayı severdim.”

“BİR MÜLTECİ KAMPINDAKİ HAYAT BİLE BUNDAN İYİDİR”

“Ancak 2011’de savaş başlayınca her şey değişti. Artık güvenlik yoktu, huzur yoktu. Savaş çok kötü bir hal aldı – her gün bombalamalar, sokaklarda silah atışları oluyordu. Okullar kapanmak zorunda kaldı. İki yıl kuşatma altında yaşadıktan sonra babam nihayet ülkemizden kaçmamız anlamına gelen o zorlu kararı verdi.

‘Bir mülteci kampındaki hayat bile bundan iyidir,’ dedi bana. Kamp hakkında bir şey bilmiyordum, ama başka seçeneğimiz yoktu. Ülkemden ayrılmak istemiyordum. Hayatım botunca bildiğim tek evdi. Ancak eğer o sırada ayrılmamış olsaydım bunun hikâyemin sonu olabileceğini on üç yaşındayken bile biliyordum.

Hayatları için kaçan pek çok diğer insanla beraber arabayla sınıra gittik ve gece boyunca yürüdük. Önümüzde ne olduğundan emin olamadan Ürdün’e geçtik. Sonunda Zateri kampına ulaştığımızda barınak bulduğumuza şükrettik: Altıya altı metrelik bir çadır benim, annemle babamın, kardeşlerimin ve akrabalarımın geçici evi oldu. Sekiz kişi böyle küçük bir yerde yaşıyorduk ama en azından hepimiz ailedendik. Kampın içinde durum böyle değildi, yabancılar sık sık birlikte kalıyorlardı.

Birkaç tane uyku matı dışında mobilyamız ve elektriğimiz yoktu. İçmek, yemek pişirmek ve yıkanmak için kullandığımız suya ulaşmak için uzun bir yol yürümemiz gerekiyordu. Ama bu zorluklar beni okul kadar endişelendirmiyordu – o yıl dokuzuncu sınıfta olmam gerekiyordu. Eğer okumaya devam etmezsem, üniversiteye gitme şansımı kaybedebilirdim. Gelecek şansımı kaybedebilirdim.

Kampta bir okul olduğunu öğrendiğimde çok rahatladım. Derslere başlamak ve diğer öğrencilerle tanışmak için çok heyecanlıydım. Her şeyin belirsiz olduğu bu yerde dahi derslerime her gün gidebileceğim bir yer olduğunu, öğrenme ve dünyayı gezme hayallerime odaklanabileceğimi ifade ediyordu. İlk gün sınıfta bir iki öğrenci görünce şoke oldum. Çok saçmaydı.”

“NEDEN HİÇBİRİNİZ OKULDA DEĞİLSİNİZ”

“Bir gün teneffüs salonuna yürüdüm, insanların oyun oynadığı ya da kısıtlı kütüphaneden ödünç kitap alabildiği bir yerdi burası. Orada benim yaşlarımda kızlardan oluşan küçük bir grup gördüm. Kızlara doğru yürüdüm, ‘Neden hiçbiriniz okulda değilsiniz’ diye sordum.

Kızlar güldü! ‘Bu zahmet niye’ diye sordu biri. Ailelerinin genç bir kızın en iyi şansının evlenmek olduğuna nasıl da inandığı hakkında konuşmaya başladılar. Ailelerine göre kızlar için en iyi geleceğin evlilik olduğunu söylediler.

 Bunun doğru olmadığını biliyordum. Erken yaşta yapılan evliliklerin kızları yoksulluk ve mahrumiyet döngüsüne hapsettiğini biliyordum.

Bu konuda bir şeyler yapmam gerektiğini biliyordum. Çadır çadır gezip insanlarla konuşmaya başladım. Birçok insanın kampta çok uzun süre kalmayacağını düşünmesi de bir diğer büyük engeldi. Geçici olduğunu düşünüyorlardı, bu yüzden eğitimlerine devam etmek için Suriye’ye dönene kadar beklemek istiyorlardı. Bunu anlıyordum – bu yeni hayata ne kadar alışırsam alışayım, her sabah uyandığında tedirgin hissediyordum. Ama gidilecek tek yönün ileri olduğunu biliyordum. Sabit kalamaz, bunlar olmuyormuş gibi davranamazdım ve sırtımı yaslayıp diğerlerinin de aynı şeyi yapışını izlemeye hazır değildim.

‘Suriye’ye ne zaman döneceğimizi kimse bilmiyor! Yıllarca bu kampta kalabiliriz,’ dedim tekrar tekrar.

Gerçek şu ki bu kızların çoğu hâlâ orada yaşıyor, bir belirsizlik içinde sıkışıp kalmışlar ve savaş giderek daha da kötüleştiğinden çoğu umudunu kaybetti.”

“EĞER AİLEN SENİ GERÇEKTEN SEVİYORSA…”

“Orada tanıştığım bir kız aklımda kaldı. Ailesinin onu kırklarında bir adamla evlendirmek istediğini söyledi bana, adam babasının yaşındaydı. Kız on yedisindeydi. Bu eşleşme hakkında ne düşündüğünü sordum. Omuz silkti ve ‘Başka bir geleceğim var mı ki’ dedi.

Sorusunu tüm açıklığıyla duydum; bu yüzden, ‘Eğer ailen seni gerçekten seviyorsa, bu adamla evlenmeni istemez,’ dedim. ‘Babana, ‘Eğer beni gerçekten korumak istiyorsan, beni okula gönder,’ de.’

Birkaç gün sonra onu gördüğümde koşarak bana geldi. ‘Evlenmeyeceğim! Onun yerine okula gideceğim’ dedi.

O kadar mutlu oldum ki ellerine sarıldım. ‘Seninle ben dalga etkisi yaratacağız’ dedim. ‘Eğer biz okula gidersek, diğerleri de bizi takip edecektir.’ O da ellerimi sıktı ve gülümsedi. O ışıltıda ben umudu gördüm.”

Odatv.com



HABERE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

HABER ARŞİVİ
ÇOK OKUNAN HABERLER