Kore krizinde statüko devam edecek

ABD’nin amacı Kore yarımadasını nükleer silahlardan arındırmak. Ancak bu tek taraflı bir istek. Her ne kadar görüşmelerin çok iyi gittiğine dair Trump tarafından basına yapılmış onlarca açıklama olsa da ortada somut bir adım yok.

Kore krizinde statüko devam edecek

ABD Başkanı Trump ile Demokratik Kore Halk Cumhuriyeti (Kuzey Kore) lideri Kim Jong-un arasında Haziran 2018’de Singapur’da yapılan tarihi zirve ve heyetler arası toplantılarda, her iki liderin ifadesiyle “büyük ilerleme kaydedildi”. İlerlemeden kasıt nükleer silahsızlanma, ikili ilişkiler ve Kore yarımadasındaki gerilimin yumuşatılmasıydı. Oysa görüşmeden bir, iki ay öncesine kadar, “Acaba üçüncü dünya savaşı Kore’den mi başlayacak?” diye düşünen pek çok kişi vardı.

Konuya girmeden önce, bu makalenin kaleme alındığı sıralarda, yani 27-28 Şubat 2019 tarihinde, Vietnam’da iki lider arasında tekrar görüşmeler yapıldığını, görüşmeler sonucunda, yine somut adımların olduğu yazılı bir anlaşmaya varılamadığını belirtelim. Trump yaptığı açıklamada, Kuzey Kore’nin tüm yaptırımların kaldırılmasını talep ettiğini, ancak henüz bunun için çok erken olduğunu ifade ederek şöyle dedi: “Anlaşmazlığın merkezinde yaptırımlar vardı. Kuzey Kore tarafı tüm yaptırımların kaldırılmasını talep etti. Birtakım tavizler önerdiler; ancak bu tavizler bizim istediğimiz alanlarda değildi. Bunu yapamazdık. Yaptırımları uygulamaya devam edeceğiz. Herhangi bir taviz vermedik”.

Trump mevcut ambargoları henüz kaldırmayacağını deklare etse de kapalı kapılar ardında Kim Jong-un’a bir şeyler vaat etmiş olmalı ki karşılıklı silahsızlanma görüşmeleri başladı. Bunları tam olarak bilmiyoruz. Fakat kimse, 30 yılını balistik füze ve nükleer silahlanmaya harcayan Kuzey Kore’nin bunlardan bir anda vazgeçmesini beklemiyor. 

Kuzey Kore gerek nükleer silah gerekse balistik füze kapasitesini tıpkı İkinci Dünya Savaşı’ndaki Alman V-2 roketleri gibi sıfırdan icat etmiş, kendi başına “yüzde 100 milli imkânlar” ile geliştirmiş değildir. Eğer örtülü Rus ve Çin desteği olmasa ve SSCB’nin dağılmasından sonra Ukrayna’nın adeta karaborsaya düşmüş bilim insanları ve balistik füze motor/yakıt teknolojisi olmasaydı bu seviyeye gelmeleri imkânsızdı. Dolayısıyla Kuzey Kore olayı, medyada yansıtıldığı gibi “ABD düşmanı bir diktatörün” kendi başına bir başkaldırı hüviyetindeki isyanı ve güç mücadelesi değildir; bunun çok ötesinde realiteler barındırmaktadır. Özetle, her iki Kore de dünya ticaret hacminin yüzde 45’nin aktığı Çin denizlerinin yanı başında olmak yerine Pasifik’te birer ada devleti olsaydı, bu durumda aldıkları destek konusundaki tablo da çok farklı olacak ve nükleer bir Kore’den söz ediliyor olmayacaktı. Çünkü o zaman her iki Kore de süper güçlerin kale kapısını tutan muhafızlar olamayacaktı.

Bu teoriden hareketle şunu söyleyebiliriz: Nükleer güç sahibi toplam dokuz ülkenin bulunduğu dünyada, nükleer silahların yayılmaması için 5 daimî ülkenin kendi aralarında bir mutabakat (Nuclear Non-Proliferation Treaty [NPT]) bulunmasına rağmen, ABD’nin Kuzey Kore’nin nükleer silah kabiliyeti kazanmasına izin vermesi, Kuzey Kore’nin arkasında Rusya ve Çin’in olmasından başka hiç bir şeyle izah edilemez. Özellikle Başkan Obama zamanında balistik füze çalışmalarına yeterli tepkinin verilememesi ve Trump’ın çok geç kalınmış (Kore açıklarına uçak gemisi görev gücü göndermek ve benzeri) beyhude çırpınışlarının bir fayda getirmemesi tarafları Singapur’da buluşturmuştu.

Görüşmeler sonrasında, Kim Jong-un’un Kore yarımadasının nükleer silahlardan arındırılmasında çok istekli olduğunun ABD tarafından dile getirilmesi ve bunun “Kuzey Kore’nin nükleer silahlardan arındırılması” anlaşması gibi yansıtılması çok inandırıcı gelmemektedir. Jest olarak kısa süre sonra Kuzey Kore bir test sahasını/tesisini medya önünde imha etse de, balistik füze denemelerine kışkırtıcı olmamak şartıyla devam etmiştir. Şayet Kuzey Kore kıtalararası balistik füze (ICBM) denemelerini yapmadan, yani birkaç yıl önce bu görüşmeler yapılmış olsaydı, ABD lehine ümitli olunabilirdi. Fakat şu anki durum ABD açısından -amiyane tabirle- “bükemediğin eli öp” olmasa bile, “bükemediğin el ile el sıkış” şeklinde tanımlanabilir. Çünkü ABD Kuzey Kore’yle, onu diplomatik ve askeri baskıyla yola getirme imkânını yitirdiği bir konjonktürde diplomatik temas kurdu ve masada baskın taraf değil; neredeyse eşit iki taraf gibi müzakere etmek zorunda kaldı.

Kuzey Kore uzun yıllardır nükleer silah sahibi olmasına rağmen, bundan sadece birkaç yıl öncesinde daha farklı müzakereler olabileceğine dair tezimizi gerekçelendirmek için şu sorulara cevap vermeliyiz: Acaba geçen sürede neler değişti? Daha doğrusu, ABD neden yıllardır nükleer silah sahibi olan Kuzey Kore ile bir anda veya aceleyle anlaşma çareleri aradı? Denuclearization (nükleersizleştirme) neden daha önce değil de 2017’de gündeme geldi? Hem de daha birkaç ay önce Kore açıklarına uçak gemisi görev gücü gönderilmişken.

Bu sorulara cevap vermeden önce, antrparantez söyleyelim ki daha öncesinde de ABD’nin, özellikle Çin’in desteği sebebiyle, Kuzey Kore’yi tam bir nükleerden arındırılmış ülke olmaya ve balistik füze menzil sınırlamasına uymaya ikna etmesi çok zordu. Ancak Kuzey Kore’nin ICBM denemeleri, lüksü zorunluluk haline getirdi. Yani taktik nükleer silah (TNW) tehdidini, “stratejik nükleer silahlar” seviyesine çıkardı. Kuzey Kore HS-12 ve HS-14/15 ICBM denemeleriyle artık dünyaya “Nükleer silahlarımın menzili ABD anakarasına ulaştı” mesajı vermişti. Bu tehdit ABD’de öyle bir endişeye sebep oldu ki Hawaii’deki yüzer platform üzerinde bulunan dev balistik füze erken uyarı radarı deniz tabanlı X-Bant radar SBX Kore açıklarına yollandı.

Bir ülkenin tek başına nükleer silaha sahip olması pek bir şey ifade etmez. Bugün artık nükleer silahlar kadar, onları adresine teslim edecek olan platformlara sahip olmak da en az onlar kadar önemli. Konvansiyonel uçaklar ne kadar sofistike olursa olsun, nükleer saldırıda etkisiz kalmaktadırlar. Kaldı ki Kuzey Kore Hava Kuvvetleri’nin hiçbir sofistike stratejik uzun menzilli bombardıman uçağı olmadığı gibi, taktik uçakları da son derece demode modellerden oluşuyor. Medyamızda da sık sık yer bulan “Global Fire Power” gibi, ülkelerin silah envanterlerini dahi doğru sayılarla vermekten aciz araştırma kuruluşlarının yaptığı “mantıksız” güçlü ordu sıralamaları bizleri yanıltmamalı. Bu tip sıralamalarda Kuzey Kore’nin sahip olduğu uçak sayısı doğru yazılsa dahi, tamamı eski Rus uçaklarından oluşuyor ve ABD’yi bombalamak bir yana, son derece modern uçaklara sahip Güney Kore ve Japonya hava kuvvetleriyle bile muhabere etmek için yetersiz.

Ancak bugün dünyada nükleer silahların adrese tesliminde en hızlı, en düşük riskli, dolayısıyla en caydırıcı olan ICBM/SLBM türü balistik füzeler çok ciddi tehdit unsurudur. İşte Kuzey Kore olayında farklı olan detay budur. Gerçi 2019’ların konjonktüründe, süper güçler binlerle ifade edilen nükleer başlık ve balistik füze envanterleri varken, nükleer saldırı alternatifi olarak seyir füzelerine yönelim içindeler. Özellikle ABD ile Rusya arasındaki INF Antlaşması’nın iptaliyle bu yarış hız kazanacaktır/kazanmıştır. Ancak bu daha çok süper güçler arasında, yani karşılıklı ICBM/SLBM sayısında yenişemeyen iki süper güç için geçerli bir mücadeledir.

Konumuz dışında olan bu konsepti kısaca açıklayıp geçelim: Balistik füzeler çok büyük ebatlarda olduğundan ve uzay ortamında hareket ettiğinden dolayı gizlenmeleri mümkün değildir. Seyir füzelerine göre çok daha büyük savaş başlığı barındırsalar da, bir kere harekete geçtiklerinde karşı tarafın silo kapaklarının saniyeler içinde açılmasına sebep olurlar. Oysa seyir füzeleri daha kısa menzilli olmakla birlikte, yerden 20-40 m gibi bir irtifada uçarlar. Bu da onları radarlardan gizlenebildikleri için mükemmel bir ilk saldırı veya sürpriz saldırı aracı kılmaktadır. Bu aralar dünya medyasını sık sık işgal eden ve Rusya’nın geliştirdiğini iddia ettiği, nükleer güçle çalışan motora sahip dev seyir füzesi ve yine nükleer güçlü torpidonun ses getirmesinin sebebi, menzillerinin 10 bin kilometre üzeri olması değildir. Çünkü zaten ICBM’ler dünyanın her yerine ulaşabilmektedir. Buradaki tehdit unsuru, seyir füzesinin radarda, torpidonun da koca okyanusta tespit edilmesinin çok zor olmasıdır. Her iki test geliştirme projesi de nükleer başlıklı olarak planlanmıştır.

Trump ile Kim Jong-un’un Singapur görüşmeleri

Trump ve Kim arasındaki inişli çıkışlı ilişki, zirveye kadar son 18 ay içinde, hakaretlerden savaş tehditlerine kadar uzanmıştı. İki liderin imzaladığı anlaşma için “çok önemli bir belge” diyen Trump, imza töreninin ardından “Kim ile aramızda çok özel bir bağ kuruldu. Görüşme beklentilerimizden çok daha iyi geçti” dedi. Kim’e daha önce görülmemiş bir fırsat sunulduğuna dikkat çeken Trump “Artık savaş oyunlarına bir son veriyoruz” diyerek Güney Kore’yle yürüttüğü askeri tatbikatlara son vermeyi kastetti. Kim’in Kore yarımadasının nükleer silahlardan tamamen arındırılması görüşüne bağlılığını bir kez daha doğruladığını açıkladı. Ancak anlaşmada, bu yönde çalışma yapılmaya başlanacak denilse de ortada ne (SALT veya INF’deki gibi) açık bir madde ne de şu ana kadar atılmış somut bir adım var. Sanki her iki liderin de başta kendi halklarını, sonra da dünyayı “barıştık” diyerek kandırdıkları bir durum söz konusu. Oysa basın toplantısında, gazetecilerin “Kim Jong-un bölgeyi nükleer silahlardan arındırmayı kabul etti mi?” sorusu üzerine Trump “Nükleer silahlardan arındırma süreci çok çok hızlı işleyecek. Süreci çok hızlı, kesinlikle çok çok hızlı bir şekilde başlatıyoruz” dedi ve Kuzey Kore'ye yönelik yaptırımların uygulanmaya devam edeceğini, ancak bunları en kısa sürede kaldırmayı umduklarını söyledi.

Bu aşamaya geçilebilmesi için nükleer tehdidin ortadan kalkmış olması gerektiğini vurgulayan Trump, nükleerden arındırma çalışmalarının da bilimsel ve teknik açıdan en hızlı şekilde yapılmasının hedeflendiğini vurguladı. Aslında Trump zirveyi “tarafların birbirinin tutumlarını öğrenme” zirvesi olarak tanımlamış, görüşmelerin bir sürece yayılacağını söylemişti ki zaten geçtiğimiz ay içinde Vietnam’da yeni bir görüşme planlanıyordu.

Bir ABD yetkilisi, rejimin nükleer ve füze testlerini durdurduğunu, ancak “stokları azalttığına veya üretimini durdurduğuna dair kanıt bulunmadığını” söyledi. Nitekim göstermelik test merkezi imhalarından sonra, geçen sene tekrar bir test yaptılar. Ancak bu test daha öncekiler gibi değil, ülke sınırları içindeydi.

Kore yarımadasında denuclearization

ABD’nin amacı Kore yarımadasını nükleer silahlardan arındırmak, yani denuclearization. Ancak bu tek taraflı bir istek. Her ne kadar görüşmelerin çok iyi gittiğine ve Kuzey Kore liderinin de bu yönde yaklaşımlar içinde olduğuna, iş birliği yaptığına ve ABD’nin uzattığı zeytin dalını geri çevirmediğine dair Trump tarafından basına yapılmış onlarca açıklama olsa da ortada somut bir adım yok. Bir kere ABD, keyfinden veya dünya barışına katkı olsun diye değil, buna mecbur kaldığından ve güvenlik kaygısından dolayı görüşmek istedi. Trump mevcut ambargoları henüz kaldırmayacağını deklare etse de kapalı kapılar ardında Kim Jong-un’a bir şeyler vaat etmiş olmalı ki karşılıklı silahsızlanma görüşmeleri başladı. Bunları tam olarak bilmiyoruz. Fakat kimse, 30 yılını balistik füze ve nükleer silahlanmaya harcayan Kuzey Kore’nin bunlardan bir anda vazgeçmesini beklemiyor. Dolayısıyla mevcut görüşme ve gelişmelerin sadece birer tansiyon düşürme çabası olduğunu, bu konuda başarılı da olunduğunu, ancak mevcut statükoda hiçbir değişiklik olmadığını ve olmayacağını söyleyebiliriz.



HABERE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

HABER ARŞİVİ
ÇOK OKUNAN HABERLER