• 15.01.2016
Şemsettin Kaya

Şemsettin Kaya

Türkiye,adım adım cendereye alınıyor

Türkiye,7 Haziran ve 1 Kasım seçimlerine kadar terör bağlamında iç istikrarını korurken,bir anda silahlar tekrar konuşmaya başladı ve barış havasından ,savaş havasına sokuldu.Oysa ki;ülkeyi yönetenler Kürt meselesi konusunda önemli radikal kararlar almış ve Kürt Sorununun çözümü noktasında bizatihi 2005 yılında  Başbakanlık makamında oturan Recep Tayyip ERDOĞAN Diyarbakır’da,Toplu Konut Anahtar teslim töreni sırasında ”Geçmişte yapılan hataları yok saymak büyük devletlere yakışmaz.İlla her soruna bir ad koymak ta gerekmez.Çünkü bu sorunlar hepimizindir.İlla bir ad koymak gerekirse,Kürt sorunu bu milletin bir parçası değil,hepsinin sorunudur.Bu benim de sorunumudur.

 

Bütün sorunlar Türk,Kürt,Laz,Abaza ve Çerkez olsun fark etmez tüm bu sorunlar Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının ortak sorunudur” demişti.Bu çıkışın ardından 2009 yılına gelindiğinde yine  Başbakan sayın ERDOĞAN “Buna ister Kürt sorunu deyin,ister Güneydoğu sorunu deyin,ister Doğu sorunu deyin,isterse Kürt açılımı deyin.Bu konu üzerinde bir çalışmayı başlattık” demesinden  sonra AKPARTİ ile  Kürtlerin temsilcisi konumunda olan  ve o zaman ki adı BDP olan iki parti arasında bu sorunların çözümleri noktasında gelgitler başlatılmıştı.Daha sonra 2010 yılında “Kürt sorunu yoktur,Kürt kardeşimin sorunu vardır”demeci ve 2011’de “Bu ülkede Kürt sorunu yoktur,PKK sorunu vardır” gibi açıklamalar ve karşı cenahtan da sert üsluplarla yapılan polemikler bu halk üzerinde de ara sıra kutuplaşmaya neden olmuştu.Ancak her şeye rağmen gerek Türk ve gerekse Tür halkı tarafından bu sorunun halledileceğini ve Terörün bitirilerek,kardeşliğin yeniden tesisi noktasında kalplerinde azda olsa bir Umut ışığı belirmişti.Tüm bu olumsuz gibi görünen ve toplumun gözü önünde cereyan eden olaylar olsa bile Türkiye Cumhuriyeti Devleti kuruluşu MİT ile terör örgütü PKK arasında da gizli görüşmeler kamuoyundan saklanılıyordu.Örneğin;önce inkar edilen ve daha sonra mecburen kamuoyu ile paylaşılan ancak içeriği “Gizlilik gereği açıklanamaz” şerhi konulan ve 2009 yılında OSLO’da MİT ile PKK arasında müzakere edilen “ÇÖZÜM SÜRECİ “ veya “BARIŞ SÜRECİ” denilen gizli görüşmeler ülke gündemine bomba gibi düştü.Bu görüşmelerin basına sızması ,ana muhalefet CHP ve MHP yetkilileri tarafından adeta bulunmaz bir fırsata dönüştürüldü.

 

 “ Devlet nasıl terör örgütü ile müzakere yapar,bu görüşmeyi yapanlar vatana ihanetle yargılanmalıdır” gibi ve ağza alınmayacak bir çok kelimeler ve küfürler havada uçuşuyordu.Yine olan halka oluyor ve halk tüm katmanları ile yine tekrar kutuplaştırılıyordu.2011 yılında AKPARTİ tekrar tek başına iktidar oldu ve görüşmeler yeniden kör-topal devam etti.Daha sonra 10 Ağustos 2014 yılında Cumhurbaşkanı seçilen ERDOĞAN “ bu sürecin devam edeceğini ve bu sürecin kontrolünün kendisinde  “ olduğunu açıklamıştı.Bu arada  AKPARTİ’de Genel Başkan koltuğuna da Ahmet DAVUTOĞLU,getirildi.Türkiye, bu hengame ve curcuna ile  7 Haziran 2015’te seçim atmosferine girdi ve seçim çalışmalarını AKPARTİ’de seçim kampanyasını ERDOĞAN yürüttü ve seçim kampanyası süresince gittiği her ilde  özellikle HDP  ve Çözüm sürecine atıfta bulunarak seçim kampanyasını yürüttü.Yine bu seçim çalışmaları sırasında sayın ERDOĞAN’ın halka” 400 vekil istiyoruz.400 vekil verin bu sorunlar çözülsün” açıklaması HDP tarafından “ERDOĞAN Başkan olmak istiyor.Niyeti belli oldu.”açıklaması üzerinden ERDOĞAN’a  yüklenince bu kez de toplum yine kutuplaştırıldı ve özellikle HDP’nin “biz Türkiye Partisiyiz,biz bölünme değil,birleşmeden yanayız.Biz halkların kardeşliği için mücadele ediyoruz” gibi söylemler ile Türkiye sathında çalışmalar yürüttü.

 

İşte o çalışmalar sırasında HDP eş Başkanı Selahattin DEMİRTAŞ’ın “Seni Başkan yaptırmayacağız”söylemi üzerinden Türkiye seçimlere gitti.AKPARTİ tek başına iktidar olma şansını elde edemedi ve HDP’de meclise 81 milletvekili ile girdi.Daha sonra ülke yine bu seçim sonuçları üzerinden kutuplaştırıldı ve Cumhurbaşkanı ERDOĞAN,bu süreci iyi yönetti ve lehine çevirerek,Türkiye’yi tekrar bir seçime götürdü.Malumu Türkiye 1 Kasım 2015’te tekrar sandık başına gitti ve AKPARTİ bu kez yüzde 49 ile tek başına iktidar oldu.İktidar oldu olmasına ancak işte ne oldu ise o anda oldu ve Türkiye tıpkı 1990 öncesi ve hatta daha da kötü durumlara döndürüldü.Çözüm sürecinden bahseden siyasetçiler,Gazeteciler,Akademisyenler ve o süreçte Gazetelerinde “Bahar geldi,kardeşlik tesis edildi,Türk-Kürt kardeştir” gibi manşetleri atanlar bu kez de Savaştan bahsetmeye başladılar.1984’ten bu yana devam eden ve bir türlü çözülemeyen ve 40 binin üzerinde insanın öldüğü  ve  400 milyar doların üzerinde Ekonomik bir kaybın söz konusu olduğu bu süreç bir anda tekrar sil baştan ve eskisinden de kötü duruma getirildi.

 

 

Oysa ki 2005’te başlayan ve hiç kimsenin bu kadar Radikal çerçevede yaklaşmadığı bu soruna ERDOĞAN el atmış ve 2009’da “Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi ve Demokratik açılım” projesi çerçevesinde hız kazanmış ve 16 Temmuz 2014’te Resmi Gazete’de “Terörün sona erdirilmesi ve Toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesine dair” kanun yürürlüğe konulmuştu. Ne oldu da süreç bir anda tepe taklak oluverdi.Denilen o ki ; Dolmabahçe görüşmeleri kapsamında  bir araya gelinen ve gizlilik ibaresi konulan o görüşmede  hükümeti temsil eden Başbakan Yardımcısı,Yalçın AKDOĞAN, İçişleri Bakanı Efkan ALA ve Mahir ÜNAL’dan’ oluşan heyet ile HDP’den oluşan üç kişilik heyet arasında seçimlerden sonra “ÖZ YÖNETİM” adı altında ve AKPARTİ  döneminde yeniden güncellenen ve Mahalli İdareler kanunu çerçevesinde “yerinden yönetim” anlaşması yapıldı.Bu anlaşmaya göre seçimlerden sonra Güneydoğu’daki HDP’li Belediyeler,Öz yönetim modeline geçecek. Bu konuda geçen aylarda bir açıklama yapan DTK Eş başkanı Hatip DİCLE,”Dolmabahçe mutabakatında devletle İmralı arasında “öz yönetim” konusunda anlaşma sağlandığını savundu.

 

Bunun adı yerel demokrasi olarak ondu ve devlet de bunu kabul etti.Dolmabahçe mutabakatında,İmralı heyetinden üç kişi,devlet kanadından da  üç kişi bu toplantıda yer aldı.Bu toplantı Cumhurbaşkanın talimatı ve bilgisi dahilinde gerçekleşti;demişti.İşte bu verilen sözün neticesinde bu gün, Türkiye’nin tekrar Çözümsüzlüğe doğru  itilmesi  elbette ki sadece bu konular tek başına olmuş olaylar değildir.Esas neden Türkiye’nin tekrar Terör belası ile karşı karşıya getirlmek istenmesi ve ABD ve İSRAİL’in yürüttüğü BOP Projesi kapsamında yumuşak lokma haline getirilip,bölünme sürecinin hızlandırılmasına yönelik çalışmalardır.Türkiye’nin 1 Kasım Seçimleri sonrası tekrar terör sarmalına dönüştürülmesi tesadüfi değildir ve bu Plan en ince ayrıntılarına kadar hesaplanmıştır .Türkiye,bir yandan PKK terörü ile karşı karşıya bırakılırken,öte yandan da IŞİD (DAİŞ-DAEŞ) terörü ile imtihan edilmek istenmektedir.IŞİD’in varlık sebebi Ortadoğu’da bölünmeleri hızlandırmak ve mezhepsel çatışmalarla Ortadoğu ülkelerini yüz yıl sürecek bir savaşın içerisine çekme planları yatmaktadır.

 

Bu vesile ile “Büyük İsrail Devleti”hız kazanmış olacak ve “Yeni Dünya Düzeni “ ekseninde o ülkelerin doğal zenginlileri çok uluslu şirketlerin kontrolüne geçmiş olacaktır.Tabi bu olaylar ekseninde İslam coğrafyasında hüküm süren diktatörler sözde devriliyor görüntüsü ile aslında kendilerine daha iyi hizmet eden işbirlikçi liderleri iş başında tutmak suretiyle bu projeyi hızlandırmak.Türkiye’de özellikle 2014 sonrası olayların hız kazanması ve özellikle IŞİD üzerinden planlanan Adana,Diyarbakır,Ankara ve son olarak 13 Ocak’ta meydana gelen ve 10 Alman vatandaşının yaşamını yitirdiği Sultan Ahmet katliamları uluslar arası bir konsorsiyumun IŞİD’e taşaron olarak yaptırdığı ve statiği iyi hesaplanmış bir terör olayıdır.Türkiye’nin Rusya ile karşı karşıya getirilmesi,İran ile ilişkilerin bitme noktasına gelmesi ve öte yandan da Türkiye ile AB arasında yeniden müzakere edilen 17.fasıl görüşmelerinin başlaması ve bu çerçevede AB’nin Türkiye’yi, Suriye’den göç eden ve yaklaşık 2 milyonu bulan göçmen akınının biraz daha kabulü ve Türkiye’ye yerleşmeleri noktasında 3 milyar Euro söz vermesi ve Suriyeli vatandaşların Türkiye’den Avrupa’ya geçişin önlenmesine yönelik  planları hep Türkiye üzerine yapılmış ince hesapları içermektedir.

 

Türkiye’nin 1 Kasım seçimleri sonrası PKK’ya yönelik operasyonları sonrası ve Güneydoğu’da Çözüm Sürecinden,Çözümsüzlüğe doğru gidilen bir aşamada bir anda,” EYLÜL AYINDA TÜRKİYE’DE ŞEHİRLER HAVAYA UÇACAK”diyen  ABD,Washington’daki Woodrow Wilson Merkezi adlı düşünce kurulunun Ortadoğu Program Direktörü CİA Ajanı,HENRİ BARKEY’in bu sözlerinden  sonra Ankara,İstanbul,İzmir ve bir çok şehirlerin karışması ve özellikle Diyarbakır ve Cizre de baş gösteren olayların hız kazanması tesadüfimidir.Yine daha sonra da “BOMBALAR ,YA İSTİKLAL CADDESİ’NDE PATLARSA NE OLACAK”sözleri sonrası bu kez de İstiklal Caddesi değil de Sultan Ahmet Meydanında, IŞİD’in yaptığı söylenen ancak arkasında başka güçlerin olabileceği bombalı saldırıda 10 Alman vatandaşın öldüğü katliamın yapılması bir tesadüf müdür? yoksa Türkiye’nin son aylarda  PKK ‘ya yapılan operasyonlarından rahatsız olan ABD’nin “Operasyonları sonlandır ve PKK ile kaldığın yerden devam et ve açılıma devam et” aksi halde seni karıştırır ve istikrarsız bir ülke konumuna düşürürüm demeye mi getiriyorlar.

 

Çünkü; Türkiye’nin PKK ile yapılan mücadelesi sonrası ABD,bu konuda rahatsızlığını dile getirmiş ve hatta YPG ve PYD’ye açık destek vermişti.Hatta bu konuda vaktiyle Türkiye’ye gönderilen PYD Başkanı,Salih MÜSLİM “Türkiye PYD’ye silah yardımı yapabilir” açıklamasını da yaptırmıştı.Türkiye öyle bir kıskaca alındı ki,nereden baksan her yönü ile kuşatılmış durumda.Bir yandan,daha düne kadar Müttefik gözüyle batığımız ve daha sonra Türkiye’nin ABD tarafından oyuna getirildiği Rusya ile olan Uçak düşürme hadisesi ve akabinde düşman haline getirilmemiz,öte yandan  2014’te Cumhurbaşkanı ERDOĞAN’ın bir ziyaret gerçekleştirdiği ve “İran bizim ikinci evimizdir” deyip şu sıralarda düşman hale getirildiğimiz İRAN ile ilişkilerimiz ve AB ile olan ilişkilerin sağlıksız yürümesi ve sadece Türkiye’yi kullanmaya yönelik ilişkileri ile Türkiye, adım adım bir cenderenin içerisine alınarak kuşatılıyor.Türkiye,uluslar arası bağlamda kime güvendiyse hep bir oyunun içerisine çekildi.Özellikle Müttefik dost dediğimiz Amerika’nın Türkiye’ye dikte ettiği ve sözde önem verdiği IŞİD ile savaşması konusunda ikili oynaması ve buna mukabil “Türkiye’nin terörle mücadelesini haklı görüyorum” deyip ,ancak Türkiye’nin son zamanlarda tekrar  imtihan edildiği PKK ile mücadelesi  anlamında Türkiye’ye ,Aba altından sopa gösteriyor olması Türkiye’nin ne derece bir oyunun içerisinde olduğunu gösteriyor.Oysa ki bir zamanlar ABD,Türkiye’ye “BOP “ projesinde bir misyon yüklemiş ve sözde “Yeni Osmanlıcılık” adı altında Türkiye’ye lider ülke şablonu çizmişti.

 

 

Oysa ki “Yeni Dünya Düzenin planlayıcıları Ortadoğu ,Afrika ve özellikle İslam coğrafyasını sözde Terörle mücadele adı altında yeniden şekillendiriyorlar.Maalesef üzücü olan bu şekillendirmeyi yaparken de argüman olarak da kendilerinin kontrol ettiği ve adı Radikal İslam’ın terör grupları dedikleri örgütleri ve işbirlikçi liderleri kullanmaktadırlar.Bir gün bu örgütün adı El-Kaide oluyor,öbür gün Boko- Haram,bu günde IŞİD  (DAEŞ) oluyor.Oysa ki bu örgütlerin kontrolü  yeni Dünya Düzeninin mimarlarının elindedir.Bu Yeni Dünya Düzeninin politikaları “Üstünlük ve hükmetme,güç ve paylaşım mücadelesi içersinde;ülkeler arasındaki ilişkilerde “Ticaret,Diplomasi ve Savaş “esas unsurdur.”Uluslar arası ilişkilerde ebedi dostluklar yoktur,ebedi çıkarlar vardır”ilkesi onların değişmez politikalarıdır.Yeni Dünya Düzeni Mimarlarının hedefi “Vaat edilmiş topraklar” (arz-ı Mevud)Bu çerçevede Nil ile Fırat Nehirleri arasında olan bölgelerin tümümün ele geçirilmesi ve Küresel Krallığın kurulmasıdır.

 

 

Bu gün gelinen süreçte, Türkiye’nin bu güçlere müttefik ve stratejik dostlarımız gözüyle bakması ve onlarla hareket etmesi sonucu “KOMŞULARLA SIFIR SORUN “ ekseninden “TÜM KOMŞULARLA PROBLEMLİ BİR TÜRKİYE” manzarası ile karşı karşıya getirildik.Unutmamak gerekir ki ;Yeni Dünya Düzeninin Mimarlarının Nihai ve tek hedefi Türkiye’dir.Bu planın mimarları “ALTIN VURUŞU” ve kapanışı Türkiye üzerinden yapmak istiyorlar.Allah ülkeyi yönetenlere ve halka basiret nasip etsin.


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.