Metrolife
  • 17.12.2014
Şemsettin Kaya

Şemsettin Kaya

Kıbrıs meselesi üzerindeki yeni oyunlar

12 Eylül 1963 yılında Ankara Anlaşması çerçevesinde başlayıp 1987 yılında ANAP döneminde tam üyelik baş vurusu yapılan ve nihayet AKPARTİ iktidarında 2005 yılında “tam üyelik müzakereleri” başlamış olan AB  maceramız bir türlü istenilen raddeye gelmemiştir. Oysa 28 üye sayısı bulunan ve nüfus sayısı ve bir çok kaynaklar yönünden AB ülkelerinden bir çoğundan önde olmasına rağmen yıllardır Türkiye’nin tarihsel, dini ve kültürel kimliği yanında dış politika anlamında Kıbrıs sorunu,Türkiye ile Yunanistan arasındaki ilişkiler ve Ermeni meselesi bahane edilerek bu süreç buraya kadar getirtilmiştir.Bu çerçevede Türkiye’ye 40’ın üzerinde müktesebat ve uyum yasaları adı altında maddeler imzalatıldığı halde hala  AB salonlarında bekletilmeye devam ediyoruz.Bu müzakerelerde Malların serbest dolaşımı kanunu,Sermayenin serbest kalması kanunu,Enerji kanunu,Balıkçılık ve kıyı denetimi kanunu,Gümrük Birliği kanunu,dış güvenlik ve savunma politikaları,mali kontrol,azınlıkların ibadet etme ve ibadethanelerinin serbest bırakılıp ve tamir edilmesi ve azınlıkların mal varlıklarının iade edilmesi gibi çok önemli ve ülkemizin ulusal güvenliğini tehdit edecek bir çok maddelere imza atmamıza rağmen sürekli daha bazı adımlar daha atın,şunu da yapın,bunu da yapın diyerek sudan bahanelerle Türkiye AB salonlarında daha çok bekleyeceğe benziyor.Öyle ki;28 üye ülkeden tek Müslüman ülke olarak müracaat eden Türkiye Domuz etini kasaplık et reyonu statüsüne koyduğu halde ve zinanın suç olmaktan çıkartılması ve nesli ifsad hareketi olarak amaçlanan Süt Bankacılığı kanunlarını gözünü kırpmadan imzaladığı halde ısrarla “daha çok işiniz var”diyorlar.Oysaki Türkiye’de biliyor ki AB birliği bir Hristiyan Birliğidir.Peki neden bu ısrar ve sırf bu birliğe girme uğruna bakanlık ihsas edildi.Bu çerçeve de dönemin Başbakanı şimdinin Cumhurbaşkanı ERDOĞAN,Almanya’nın Hannover kentin de katıldığı bir toplantıda dini azınlıklarla ilgili attığı adımları anlatırken AB için “bizim iktidarımızda mor- gabriel manastırı,Van Akdamar klisesi,Trabzon Sümela manastırı gibi ibadethaneler tamir edilerek bu vatandaşlarımız serbestçe ibadet etmeye başladılar.Yine bizim dönemimizde yapılan Patrik seçimlerinde seçilen patrik Bartolomeos ve onun sensonit meclisi meşru değildi.Zira meşru olabilmesi için onların T.C. vatandaşı olmaları gerekiyordu ve biz süratle ilgili Bakanlığımıza emir vererek bu işi hızlandırdık ve onlara meşruiyet kazandırdık.”diyerek adeta “daha ne yapalım,herr şeyi yaptık daha bizi neden AB’ye almıyorsunuz”demeye getirdi.Ancak sonuç yine hüsran.Dini azınlıklar dışında sırf AB,İMF ve DÜNYA BANKASI istedi diye de TÜPRAŞ,PETKİM,TELEKOM ve POAŞ  gibi devasa kuruluşlar haraç-mezat elden çıkartıldı.Yine sırf AB uğruna Fırat ve Dicle havzalarının uluslar arası bir konsorsiyuma 25 yıl işletilmesinin devri de gündemdedir.Fırat ve Dicle havzaları üzerinde kurulu bir çok HES,RES ve SULAMA KANALLARI özelleştirilerek Türkiye Enerji alanında dışa bağımlı hale getirilmek istenmektedir.Üstelik Türkiye’nin süratle Enerji dar boğazından ve Enerji de dışa bağımlılıktan kurtulması gerekirken bu özelleştirmelerin yapılıyor olması da birer çelişkinin tezahürüdür.Çünkü Hidro karbon kaynakları az olan Türkiye’nin enerji ihtiyacının yüzde 90’ını yurt dışından ithal ettiği ve  gaz ithalinin günde 3.8 milyar ayak kare olduğu bir süreçte ve üstelik bütün bunların yanında Türkiye’nin arama programını Karadeniz ve Akdeniz kıyılarına yoğunlaştırdığı anda bir ayak oyunu ile   sözde Türkiye, Kıbrıs üzerinden Avrupa’nın “Enerji Koridoru”haline getirtilmek istenmekte ve bu yolla İsrail’in Güney Rum kesiminde bulduğu ve yaklaşık 1.1 Trilyon Dolar civarında tutar olan Doğal gaz rezervlerini Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşımak istenmektedir.ŞAHDENİZ,NABUCCO,TANAP,GÜNEY-KUZEY VE MAVİ AKIM projeleri bu kapsamda imzalanmıştır.Bunun için önce KKTC ile Kuzey Kıbrıs’ın birleştirilmesi ve tek Devlete doğru gidilmesi için Türk tarafının ikna edilmesi gerekmektedir.Bu vesile ile önce ANNAN PLANI işletildi ancak dönemin KKTC Cumhurbaşkanı, rahmetli Rauf DENKTAŞ müzakereye oturmayınca zayıflatıldı ve akabinde uyumsuz lider gibi lanse edilerek iktidardan uzaklaştırıldı.(tıpkı Mısır’da MURSİ’nin devrilip yerine SİSİ’nin darbe ile işbaşına getirtildiği gibi)Bir başka gelişme de bu  plan çerçevesinde nüfusu 2 milyonu geçmeyen Kuzey Rum Devleti AB’ye alınarak Tek devlete gidilecek olan planın birinci adımı atılmış oldu.Şimdi KKTC ve RUM kesimi tek devlet olunca İsrail’in Levanten gazı da otomatikman Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşınmış olacak.Bu gazın Avrupa’ya taşınması güzergah olarak yaklaşık 372 Km.civarında olması maliyeti de oldukça düşürmektedir.Ayrıca bu yolla İsrail gerek Avrupa’da,gerek Asya’da ve gerekse Akdeniz’de enerji koridorlarını kontrol ederek bir güç oluşturmak da amaçlamaktadır.Hatta bu çerçevede İsrail’in isteği doğrultusunda Alman Siyonist bankası DEUTSCHE BANK ile Rum kesimi arasında 23 milyar dolarlık “Doğal gaz sıvılaştırma Terminali yapılması “konusunda Nisan ayında anlaşma imzaladılar. Geçtiğimiz günlerde bir başka önemli gelişmede İsrail,Mısır ve Güney Rum kesimi arasında Enerji anlaşması imzalanmış olmasıdır.Bu vesile ile İsrail Doğu Akdeniz üzerindeki Levanten bölgesinin tamamını ve Süveyş Kanalının kontrolünü tamamen eline geçirmek istemektedir.Hatta Mısır’da seçimle işbaşına gelen Muhammed MURSi bu amaçla iktidardan uzaklaştırılmış ve anne tarafı Yahudi olan SİSİ askeri bir darbe ile iktidara getirtilmiştir.Şimdi iktidar olan SİSİ , gerek Süveyş Kanalı ve gerekse Mısır Refah sınır kapısı ve Gazze Tünelleri üzerinden İsrail’e diyet borcunu ödemektedir.Malumu üzere son GAZZE katliamları sırasında Mısır GAZZE’nin hayat damarları olan Tünelleri kapatmış ve daha sonra da Sina adasındaki olayları bahane ederek GAZZE ile Refah sınır kapısında “Tampon Bölge” oluşturmak suretiyle  İsrail ile SİSİ arasında ne denli güçlü bir bağın olduğunun ispat etmiş oldu.Bir başka en önemli olay da İsrail’in son Gazze hava saldırılarının perde arkasında yatan neden 1999 yılı sonunda Gazze –marin açıklarında keşfedilen ve Hamas ve Filistin halkının refahını arttıracak olan yaklaşık 38 milyar metreküplük ve yıllık 4 milyar dolarlık gazın Hamas ve Filistin halkının cebine girmemesinin amaçlanmış olmasıdır.Eğer bu doğal gaz işletilirse Filistin halkının hem refah düzeyi yükselecek hem de Filistin’in İsrail’den aldığı yıllık 560 milyon dolarlık Elektrik tutarını da Filistin halkının cebinde kalacağı için bu operasyon yapılmıştır.Onun için bu operasyon ile direkt Hamas iktidarı hedeflenmiş ve bu yolla Hamas’ın iktidardan uzaklaştırılması amaçlanmıştır.Hatta o dönemde Hamas’ın şuurlu Müslümanlığı gereği olarak Siyonist İsrail askerlerine karşı  mücadeleden korkan ABD ve İsrail el ele vererek bu olayların durulmasından sonra Hamas’ın iktidardan uzaklaştırılması için ılımlı Filistinlilerin güçlendirilmesi için Gazze’de  çalışmalar yapacaklarını belirtiler.ABD’nin İsrail Büyük elçisi Dan SHAPİRO, “İsrail’in gazze operasyonu sona erdikten sonra Gazze içerisindeki Ilımlı Müslümanları güçlendireceğiz ve Hamas’ın iktidardan uzaklaştırılması için Mahmut ABBAS’ı iş başına getirmek için gerekli çabayı göstereceğiz”demişti.Hatta  Gazze katliamları sırasında İsrail’e casusluk yapan 6 kişi tespit edilmiş ve bu kişiler Hamas tarafından idam edilmişlerdi.Şimdi bunun için yani İsrail’in Levanten bölgesi,Doğu Akdeniz ve dolayısıyla Süveyş Kanalının kontrol edilmesi için Kıbrıs meselesi halledilmek zorunda dır.Çünkü İsrail’in 2009’da Hayfa’nın 90 kilometre batısındaki açık denizde bulduğu TAMAR sahasındaki 283 milyar metreküp ve onun 47 kilometre Güney batısındaki Levianten sahasındaki 530 milyar metre küplük doğal gaz rezervinin Avrupa’ya taşınması gerekmektedir.Hatta bununla da kalmayarak Gazze Doğal gazına  Hamas sonrası hesaplanarak birileri üzerinden pazarlanmak istenmektedir.Bunun için tıpkı 2009’da Türkiye ile İsrail arasında vuku bulan ve  Arap camiası ve gerekse İslam aleminde özellikle Hamas üzerinde sempati ile bakılan! ve daha sonra dış politika da özellikle Arap baharı denilen ve Orta doğuya acı ve göz yaşı veren proje de aktif rol  ile imaj kaybeden Türkiye’ye tekrar yeni bir rol verdirilmek amaçlanmaktadır.Bu yolla sanal bir senaryo ile İsrail-Türkiye ilişkisi sekteye uğramış gibi yapılarak  Hamas bu yolla masaya çekilebilir.Örneğin;Mısır’ın sürgüne gönderdiği İhvan mensuplarının ikamet ettiği Katar’dan bu sıralarda sınır dışı edilebileceği ve İhvan mensuplarına Türkiye’nin kucak açmasıyla Hamas’ın Türkiye’ye sempati besleyebileceği ve bu yolla Türkiye’nin Haması ikna edeceği gibi senaryolar konuşuluyor.Hatta geçtiğimiz aylarda Enerji bakanı Taner YILDIZ”Gazze Doğal gazına talibiz.”demişti.Oysa herkes biliyor ki bu ancak haydut Siyonist İsrail’in izin vermesi ile olabilir.Çünkü İsrail’in Gazze hava operasyonu ve katliamları sonrası Türkiye’ye getirilen yaralı Filistinliler İsrail hava sahası üzerinden  ve izni ile tedavi edilmişlerdi.Hatta bu konu da bir basın toplantısı yapan Cumhurbaşkanı ERDOĞAN “eğer İsrail müsaade ederse gazzeli diğer bazı yaralıları da Türkiye’de tedavi ettirebiliriz.”diyerek adeta Türkiye ile İsrail arasındaki ONE MİNUTE hadisenin bir kurmaca ya yönelik olduğunu gün yüzüne çıkarmış oldu.Zira AKPARTİ’nin kurucularından Prof.Dr.Nevzat YALÇINTAŞ geçenlerde Davos ve One Minute çıkışıyla ilgili olarak “ONE MİNUTE çıkışı bir kurguydu ve her iki ülke yöneticileri arasında karşılıklı tasarlanmış bir karar gibi görünüyor”demişti.Kıbrıs meselesi de  Türkiye eliyle ve sayın ERDOĞAN eliyle halledilecek gibi görünüyor.Zira 12 Temmuz 2014 tarihinde ABD Başkan yardımcısı Joe BİDEN’in ,Pensilvanya’nın Philadelphia kentinde bin beş yüz kişinin katılımıyla düzenlenen ABD Ortodoks Kilisesi Başpiskoposluğu Ruhban meclisi’nde yaptığı konuşmada “Türk hükümetinin,Ada’daki fiili durumun ekonomik,askeri veya siyasi açıdan çıkarına değildir ve soylu amaçlara değil ama pratik nedenlerle anlamaya başladığı kesindir.Bu nedenle iki bölgeli,iki toplumlu federasyon çözümünden Türkiye’nin menfaatleri söz konusudur.Ancak Amerika Birleşik Devletleri olarak biz Kıbrıs’ta bir tek hükümeti tanıyoruz.40 yılki olgu değişiyor ve her iki ülkede tek devlete doğru gitmek istiyor.Bunun için bu meseleyi ERDOĞAN ile çözeceğiz”açıklaması sonrası 1 Eylül’de Cumhurbaşkanı seçilen sayın ERDOĞAN’ın 3 Eylül’de ilk yurt dışı ziyaretini KKTC’ye gerçekleştirmiş olması ve akabinde de Başbakan DAVUTOĞLU’nun KKTC’yi ziyaret etmesinin acaba bir tesadüfün mü yoksa Joe BİDEN’in 12 Temmuz’da ABD’de yaptığı konuşma sonrasında gerçekleşmiş olması KKTC’deki Türk tarafını ikna ya yönelik alınmış bir gezi kararımıdır.Ayrıca Joe BİDEN’in bu konuşmayı yapmadan bir ay önce kadar Kıbrıs ve KKTC’yi ziyaret etmesi sonrası “bu başlı başına tarihi bir adımdır.Taraflara eşit şekilde yaklaşıldığını gösteren bizim açımızdan olumlu bir mesaj verilmiştir.52 yıl sonra böyle bir ziyaretin yapılmış olması dahi hem iki tarafa hem uluslar arası topluma güçlü bir destek mesajı vermiştir”demeci ile bu son ziyaretler birbirileri ile ilintili ve bir plan çerçevesinde yapılmış ziyaretler ve demeçlerdir.Yine bu minvalde Başbakan Yardımcısı Beşir ATALAY’da Joe BİDEN’in Kıbrıs ziyareti sonrası Mayıs ayı içerisinde Gazi Üniversitesi’nde katıldığı “Kültürler kavşağında Afrika-Türkiye buluşması”etkinliğinde bir gazetecinin “Joe BİDEN’in Kıbrıs gezisini nasıl karşılıyorsunuz” sorusuna “Gayet olumlu değerlendiriyoruz.Bu defa Kıbrıs müzakereleri olumlu gidiyor.Orada hem AB’nin hem de ABD’nin yapıcı katkılarını biz faydalı görüyoruz.”demesi Kıbrıs meselesinin hem AB ve hem de ABD tarafından empoze edildiğinin işaretidir.Kasım ayı ortalarında ABD Başkan Yardımcısı Joe BİDEN’in  son Türkiye ziyareti de bu kapsamda ve “ BOP ve GENİŞLETİLMİŞ KUZEY AFRİKA “projelerinin yeniden hız kazandırılmasına yönelik ,Suriye,Çözüm süreci ve Ermeni açılımı gibi meselelerin halline yönelik bir ziyareti kapsamakta idi.Kısaca Türkiye’yi önümüzdeki aylarda çok sıcak gelişmeler ve olaylar beklemektedir. 


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.