• 15.12.2016
Ömer Kaysı

Ömer Kaysı

Yandaş Cemaat Mafyası

Nasıl ki dinin olmadığı yerde hurafeler varsa, hukukun olmadığı yerde de

Cemaat mafyaları vardır. Mafya tanım olarak; yasadışı yollarla istediğini elde etmek

için her türlü olguyu kendine göre doğru kabul eder. Hukuk kurallarının sağlıklı

işlememesi bir ülkede bu gibi cemaat mafyalarını besler. Özellikle mafya ve

mafyalaşan cemaat grupları için ilk hedef, güç, kuvvet ve bunları sağlayan para

kazanmak; ikinci olarak elde ettiklerini korumaya çalışmaktır. Yani kısaca kolay

yoldan, kanun dışına çıkarak, çok para kazanmanın peşinde olarak her türlü yasal

yolların dışında eylemlere girişir.

Ülkemizde son yıllarda Cemaat mafyalaşma olaylarında büyük bir artış olduğu

görülmektedir. Temel neden şüphesiz bir olayı destekleyen siyasi ortamdır. Ülkeyi

yönetenler hukukun üstünlüğü sözünü etmekle beraber, ülkemiz bir hukuk devleti

olmaktan hızla uzaklaşmaktadır. Birçok soruna hukuki zeminlerde çözüm bulmak

güçleştikçe herkes, gayri meşru ve hukuk dışı yollardan kendi sorununa çözüm

aramak zorunda bırakılır.

Balık baştan kokar derler. Terörü kendi olanakları ile önleyemeyen devlet,

Cemaat ve terör mafyalarına müracaat etmektedir. Siyasetçilerle cemaat mafya

kişileri kol koladır. Siyasetçinin mi? Mafya için çalıştığı, yoksa mafyanın mı?

siyasetçi için çalıştığı birbirine karışmaktadır. Sanırım ikisinde de doğruluk payının

olduğu tüm halkımız tarafından da onay gördüğüdür. Yani siyasetçi ile cemaat

yandaşları arasında karşılıklı çıkar ilişkileri arasında kurulan ilişkilerin günümüz

konusu olmadığıdır.

İşin en tuhaf ve trajik tarafı hemen hemen her alanda bir mafyalaşmanın ortaya

çıktığıdır. Basında(yandaş basın),siyasette (yandaş siyaset), ticarette (yandaş

ticaret), sporda(yandaş spor), aklınıza gelen her branşta bir mafya olgusu vardır. Bu

nedenle basında sık sık, ihale yandaşı, senet yandaşı, dolmuş yandaşı, siyaset

yandaşı, ulaşım yandaşı, fırıncılar yandaşı, marketler yandaşı, eğitim yandaşı vs.

gibi her meslek grubunu ve toplumun her kesimini ilgilendiren alanda gayri meşru

yandaşlardan söz edilmektedir.

Hepimiz biliyoruz ki, yandaşların bu kadar yaygınlaşmasının nedenleri arasında

hukuk kurallarının sağlıklı işlemeyişi gelmektedir. Bunları maddeler halinde

aşağıdaki şekilde sıralayabiliriz:

Bugün mahkemeler, hakkı yenmiş mağdur vatandaşlar için hak arama kapısı

olmaktan çıkarılmıştır. Organize olmuş güçlü ve paralı yandaş karşısında hak ve

hukuku gasp edilen normal vatandaşın hukuk yoluyla hakkını elde etme şansı

yoktur. Bu nedenle alacağını alamayan vatandaş, alacağını kaba kuvvete baş

vurmaktadır. Çünkü mahkemeye gitse uzun süren bir yargılama sonunda belki elde

edebilecektir. Demek oluyor ki, alacaklıyı değil, borçluyu korur mahiyettedir.

 

Ülkemizde yargı çok yavaş işlemektedir. Bir dava aylarca ve yıllarca

sürmektedir. Bu hususta Osmanlı dönemindeki yargı sisteminin çok gerisinde

kaldığımız ortadadır. Osmanlı’da gecikmiş adalet zulüm sayılırdı. Bu nedenle yargı

çok hızlı idi. Kadı bir davayı tek celsede karara bağlardı. İki üç celse devam eden

dava sayısı oldukça azdır.

 

Cezaların yaptırım gücü kalmamıştır. Mevcut infaz yasası yüzünden en azılı

katilleri 8-10 seneden fazla içeride tutmak olanağı yoktur. Gasp, hırsızlık,

dolandırıcılık gibi suçlar kamuoyuna adeta itibarlı birer meslek olarak takdim

edilmekte. Bu suçları işleyip yakalanmayan veya ufak tefek cezalarla atlatanlar

kahraman olmaktadırlar.

 

Toplumda, başkasının hakkına riayet, kul hakkı yeme ve öbür dünya korkusu

gibi yüksek ahlakın kaynağı olan değerler aşınmıştır. Dindar geçinen çevrelerde bile

kul hakkı yemek ve başkalarının emeğini sömürmek alelade bir iş haline gelmiştir.

 

Doğruyu söyleyen pek kalmadığı için yalancılık doğal bir duruma gelmiştir.

Herkes bile karşısındakine yalan söylemekte ve işin ilgin tarafı herkes muhatabı

yalan söylediğini fark etmemiş gibi dinlemektedir.

Son olarak şunları ilave etmek gerekir ki; bütün bunların düzelmesi

mümkündür.. Ancak önce toplumun tepesindeki siyasetçi, bürokrat, din adamı,

sanatçı vs. gibi toplum kesimlerinin idealist olması ve yüksek ahlaklı olması şarttır.

Türk toplumu tarihi gelişim çizgisi itibariyle hiyerarşik bir yapıya sahiptir.

Tepedeki, büyük ve muteber bildiği kişilerin tavrı onu etkileyecektir. Balık baştan

kokar deyimi sanırım buradan gelir.

Yalnız buna yanıt verilmesi gereken esas soru şudur: Siyasetçiyi kim

düzeltecek ve yüksek ahlaki değerleri nasıl benimsemesi nasıl sağlanacaktır?

Yanıt; Sorunu kendimizde aramalıyız’…..!


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.