Novada

İslam tarihine bakıldığında ibadet için kullanılan yerlerin önceleri evler,

Mağaralar ve buna benzer gizli yarı gizli mekanlar olduğu anlaşılır. Dini mimari

Örnekleri; olan mescit ve cami yapılarının oluşturulması ve günümüze kadar ki

gelişimi, Hıristiyan dini mimarisinin örnekleri ile belli süreçlerden geçmiş

olduğudur. Şöyle ki, Hz. Muhammed’in tebliği ile Müslümanlığı kabul eden ilk

Müslümanlar. Onunla birlikte ibadet etmek için Kabe’ye gitmektedirler. Aynı

zamanda Kabe, cahiliye dönemi Arapları içinde bir ibadet merkezi olup onlarda

Kabe’yi tavaf ederek çok tanrılı dinlerine tapınım göstermektedirler.

Hz. Peygamber ve az sayıdaki İlk Müslümanlar, çeşitli baskılar sonucunda

oluşan siyasi nedenlerden dolayı Kabe’de ibadet yapamaz duruma gelirler ve bu

ortam onları gizli mekanlara yönlendirir.

Arap tarihçi İbn Kesir’in anlatımına göre; İslam tarihinde ilk mescidi,

Ammar b. Yazir’in inşa ettiğidir. Ancak Mekkeli müşriklerin(İslam’a

inanmayan ve zarar verenler) işkenceleri sonucunda Ammar, Allah’a ve Hz.

Muhammed’e inanmadığını söyler. Yoğun işkenceler altında istemeyerek de

olsa İslam’ı inkar eden Ammar, canını kurtardıktan sonra soluğu,Hz.

Peygamber’in yanında alır ve durumu ona açıklar. Bunun üzerine

Hz. Muhammed, o anda inen bir ayeti(Nahl suresi,106) Ammar’a okuyarak içini

ferah tutmasını ister. Bu ayet “zorda kalan bir insanın, kalbinde iman olduğu

sürece, dine aykırı konuşmak zorunda bırakıldığında, böyle konuşmasında bir

günah olmadığı” haberini verir.

Böylece açıktan Kabe’nin etrafında ibadet etme olanağını yitiren Ammar,

evinin bir köşesini mescit olarak kullanmaya başlar. İkinci mescidi ise,

Hicretten bir süre sonra önce Hz. Ebubekir, kendi evinde  yine benzer siyasi

baskılar sonucunda oluşturmuştur.

İlk cami olarak bildiğimiz Mescid-i Nebevi, İslam aleminde Mescid-i

Haram ve Mescidi- Aksa’dan sonra gelen en önemli camidir.

Cami sözcüğü; bir araya getiren anlamını içerir ve Kur’an-ı Kerim’de Al-i

İmran ve Nisa surelerinde geçer. Al-i İmran suresinde kıyamet günü insanların

toplanıp bir araya getirileceği anlatılır. Nisa suresinde yine insanların Kıyamet

gününde Allah’ın huzurunda toplanacağı ifade edilirken ayrıca münafıklarla

kafirlerin Cehennemde toplanacağı bildirilir.

Aynı zamanda “cami” sözcüğü Allah’ın 99 seçilmiş,güzel, adından biri

Olup, toplayan anlamındadır. Allah’ın birliğini “Tevhid” olarak ele alırız ve

Allah, üç Tevhidi yüce varlığında toplar. Tevhid; bilmek, inanmak anlamını

içerir…

1)-Tevhid-i Ef’al: Her yapılan iş, Allah’ın işidir.

2)-Tevhid-i Sıfat: Allah’ın bütün sıfatları varlığında toplar.

3)-Tevhid-i Zat: Allah bütün varlıkların görüntüsünün tek kaynağıdır.

Böylece cami sözcüğü, “toplayan” ismi özellikle tevhidin sıfat ve zat

katlarından Allah’ın isimlerinden biri olarak karşımıza çıkar.

Kutsal kitabımız Kuran’ı kerim’de geçtiği yerlerdeki anlamından dolayı,

Müslümanlar ibadet yerlerinin adı olarak “cem olmak”(toplanmak, bir araya

gelmek) kökünden gelen “cami” sözcüğünü kullanmışlardır.

Mescit ise: “secdeye varılan yer olarak tanımlansa da yüzyıllardan beri kullanım

ölçüleri itibariyle kazandığı anlama göre; içersinde Cuma ve bayram namazları

kılınmayan, minaresiz ve minbersiz ibadet yeri anlamında olup,minbersiz,

ibadet yeridir..Türkiye dışındaki diğer İslam ülkelerinde “cami” karşılığında

kullanılır. Ülkemizde sadece mahalle ölçeğinde kullanılan mescitler, basit

yapılardır. “Secde edilen yer “anlamına gelen mescitlerin İran’daki en büyük

örneklerine Mescid-i Cuma denir.Cuma namazlarının kılındığı en büyük

merkezi ibadet yeri anlamındadır. Bilindiği gibi birçok kentimizde ulu cami

adıyla bilinen camiler gibi Urfa Ulu camisininde bu tür camiler arasında yer alır.

Hz. Peygamber mekke’den Hicret ettiğinde önce Kuba’ya gider. Burada

birkaç hafta kalan Hz. Muhammed,o sırada inen Tevbe suresinin 108. Ayetine

dayanarak” ta ilk gününden beri temeli Takva üzerine kurulmuş mescit” olan ilk

mescidi inşa etmeye başlar. İlk Cuma namazını da burada kılan Hz. Peygamber

daha sonra Medine’ye gider. Medine’ye vardığında da boş bir araziyi, Hz.

Ebubekir’in büyük orandaki maddi desteği ile satın alıp bizzat kendisi de işçi

gibi çalışarak bu yere mescidi-Nebevi’yi inşa eder.

Hem Kuba Mescidi’nin hem de Mescid-i Nebevi’nin kıblesi Kudüs’e

doğrudur. Daha sonra gelen vahiy ile kıblenin yönü Kabe’ye doğru çevrilir.

Görüldüğü gibi hem İslam tarihinde camilerin ve mescitlerin oluşumuna

dair bu kısa girişten sonra şunu belirtmeliyiz ki, İslam dünyasının dini mimari

üslubunun en temel öğesi olan camilerin yapı tarzları durağan olmamıştır.

Kilisenin durağan sayılabilecek planlamasına karşın, cami planlaması tarihi

gelişim sürecinde çok fazla çeşitlilik göstermiştir.

Genellikle yaklaşık bin yıllık Anadolu Türk tarihinde sayısız çeşitlilikte

Cami’nin inşa edildiğidir.


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.