• 23.10.2017
Mehmet Sadık Alican

Mehmet Sadık Alican

URFA AKADEMİSİ

Edessa Teoloji, Felsefe ve Tıp Okulu

Urfa kent merkezindeki Balıklı Göl civarı (Balıklıgöl heykeli), Göbekli Tepe, Karahan Tepe gibi Neolitik merkezlerdeki buluntular, şehrin 12000 kültürü hakkı‎nda önemli ipuçları‎ vermektedir. Urfa, miladi ikinci as‎ırda edebi ve felsefî çalışmalarıyla bölgenin önemli bir ilim ve irfan merkeziydi. Şehirde bu ilmi aktivitelerden önce, pagan kültürünün teolojisini ardından Yahudi öğretilerin eğitimini yapan bir okul mevcut idi. Urfa Okulunun tarihi çoğu zaman, hıristiyanlık mesajının dünyaya sunulacağı felsefe biçiminin saptandığı dönemle başlatılır. Aslında Urfa Okulunun çalışmaları daha öncesine dayanır. Urfa okulu bir anlamda düşünce savaşlarının mücadele alanıdır:Pagan-Tevhid inanışı, Sami düşüncesiyle Helen düşüncesi, ortodoks ile Hetereodoksdüşünce, İslami dönemde ise sunni İslam ile heterodoks/heretik anlayış arasındaki savaşın alanı olmuştur. Bu mücadeleleritevhid inanışı, Helenler, ortadoks ve sunnianlayışı kazanmıştır.Fakat savaşın sonuçları yenilenlerin tanrıbiliminin derin etkilerini taşımaktadır. Din Sami kökenlidir ve ifade biçiminin ve yönetimlerinin tümüyle batıdan ve helenlerden gelişimi, çoğunlukla, politik ve dinlere, krallıkların ve imparatorların sorunlarına borçludur.Hatta Süryani yaz‎ısı‎nı‎n doğduğu kentte, miladi 2. ası‎rda mükemmel şekilde Grekçe bilen birçok âlim bulunmaktaydı. Kent Roma dönemi M.2. ası‎rdan başlayarak kentin Müslümanlarca fethedildiği 7 asra kadar Edessa’daki âlimler işledikleri antik felsefeyi M.S. 8 ve 10. ası‎rlar arası‎nda ücret mukabilinde Arapçaya tercüme ettiler.

Urfa’da miladi II. asırdan itibaren miladi VII. asra kadar İskenderiye'den alınan antik felsefe tetkik edilmiştir. Öyleki yalnız el-Cezire bölgesinde 50 okul yer almakta idi. Re’sul Ayn, Harran ve Edessa (Urfa)okulları söz konusu eğitim kurumları içinde en gözdeleri idi. Bu okulların başında hiç şüphesiz ki Urfa gelmektedir. Uzun bir müddet Pagan, Arami kültürü ve İslam kültürünün merkezi olarak kalmış ve burada büyük bir felsefe ve ilim akademisi kurulmuştur. Barthold Urfa’da Hıristiyan teoloji okulundan önce burada Hıristiyanların yüksekokullarından başka, Yahudi ve Mani mensuplarının da yüksekokullarının varlığından bahsetmektedir. Bu okulların, Fırat sahillerini eski zamanlardaki konumunu tekrar kazanarak cihan medeniyetinin membalarından biri olduğunuifade eder.

M. II. asırdan itibaren de Urfa'da ilahiyatın bir dalı olarak kabul edilen felsefeyi resmen tedris edenakademi "İran okulu" olarak bilinirdi.Çünkü bu okulu 363 yılında Hıristiyanlaşmış İranlılara Yunanca öğretmek amacıyla, İranlı (Sasani) idareciler tarafından yeniden açılmıştı. Urfa Okulu İran seferinin sonucunda Hıristiyan teoloji kimliğiyle ön plana çıkmıştır. 363 İran seferinin Urfa ve dolayısıyla bütün Osrhoene krallığı için taşıdığı büyük ehemmiyet, bu seferin sonucunda İranlılara atfedilen muahede gereğince Nusaybin'in İranlılara terkedilmesi sebebiyle bu şehir ahalisinden büyük bir kısmının Edessa'ya göç etmesi sonucunda ortaya çıkmıştır. Bu arada Urfa'ya, Hıristiyan kilisesinin en önemli şahsiyetlerinden birisi olan Aziz Ephraim'de gelmiştir. Urfa okulunun bu tarihten itibaren Hıristiyan teolojisine ağırlık verdiği görülmektedir. Aziz Ephraim’le birlikte Hıristiyan din adamları kendilerinden önce Urfa’da oluşan kültürel yapıyla da mücadele etmeye başlamışlardır. Bu düşünürlerden biri, Bar Daysan’dır. Bar Daysan ve çalışmaları İran seferinden çok önceleri bölgede başlamış ve Edessa üzerinde derin izler bırakmıştı. Hıristiyan din adamları bu nedenle hem Bar Daysan’ın hem de antik kültür etkilerini gidermek amacıyla Hıristiyan teolojisiyle birlikte bu okulda yeni-Eflatunculuk, özellikle Parfirius'un Îsagosi ve Aristo'nun mantık yazılarından ibareler, kategoriler ve kıyasla ilgili kısımları okutuldu.

Edessa okulunda ilahiyat önemli bir konu olmasına rağmen ilahiyat içeriğinin dışında tıp eğitim öğretimi de yapılmakta idi. Bu anlamda Edessa okulunu sadece bir teoloji ve felsefe okulu olarak düşünmemek gerekir. O aynı zamanda tıp eğitimi veren bir okuldur Hatta kentte büyük bir hastanenin olması ve burada tıp eğitiminin yapılması, Edessa’da tıpla ilgili araştırmaların derinliğini göstermesi açısından kayda değerdir. Hatta şehirde, cüzamlı ve uyuz hastaların tedavi edilmeye çalıştığı düşüncesi de bu düşünceyi kuvvetlendiren bir husustur. Edessa’daki tıp okulunun kökenleri Babilonya, Papan ve Heretik kültüre dayanmakla birlikte özellikle Edessalı bilginlerin çalışmaları Grek filozof ve teologların çalışmalarıyla, tıp yazmalarına dayanmaktadır. Edessa Tıp Okulu Hipokrat ve Galen modeli tıp eğitim yapılanmasını esas aldılar. Aslında 313 yılında Roma imparatoru Konstantin Hıristiyan mezheplere halk hastaneleri kurulma özgürlüğü tanıdı. Antik hastaneler arasında yer alan Edessa Cüzam Hastanesi de St. Ephraim tarafından kuruldu. Edessa Okulu Grek tıbbının değişmez ve IV. yüzyıl dünyasında rakipsiz geleneklerini eğitimini yapmakla ön plana çıkmıştır. IV. yüzyılın ilk dönemlerinde kentte başlayan Hıristiyan teolojisinin eğitimi tıp eğitimini ikinci plana atmıştır. Fakat buna rağmen Tıp ile ilgili çalışmaların artmasında iki faktör etkili olmuştur. Hipokratik gelenekler ile Galen’in metinleri tıp ile ilgili çalışmalara ilgiyi artırmış, tıp öğrencilerinin sayısını artırmıştır. Bu iki faktör tıp ile ilgili teolojik çalışmaların sayısında artışı sağlamıştır. Bu iki ekolün üyesi olan Edessa Tıp Okulu tıp eğitimi için kayda değer bir enstitü olmuştur. Edessa bu dönemde iki hastaneye sahiptir. Kentteki hastanelerden biri St. Ephraim Hastanesi’dir. Bu hastane 350veya veba salgını esnasında yani 375’de inşa edildi. Yatak kapasitesi 300 kişilik idi. Bu akademide IV. yüzyıldan sonra bilimsel çalışmalar yapıldı. Ecclesiastic History of Eusebius olduğu kadar Bostra’nın Titus’un Maniheistlere karşı söylevleri, Eusebius’un Martyrs ve Theophania’sı bu akademide Süryaniceye çevrildi. Yine bu akademide Mopseustia’nın Theodore çalışması, Porfisyus’nun Isagojisyle Aristo’nun Hermeneutika’sının Süryanice çevirileri yapıldı. Bu son iki çalışmaya ilaveten Antakyalı baş doktor başdiyakoz ve bir papaz olan Probus tarafından Aristoles’in Analytica Priora’sı yorumlanarak ilaveli basıldı. Bir yüzyıl sonra bölgeye atanan Nestorios’tan sonra Anastasius’un düşüncelerini destekleyen bir rahibin atanması Nestorias ve taraftarları 431 Bizans Katolik kilisesinde ayrılmasına neden oldu. Bu tarihten itibaren de Nasturiler olarak adlandırılmaktadır. Bu durum Edessa okulunun da sonunun başlangıcı oldu. Akademi bu yeni mezhebin merkezi oldu. Onun teologları heresi (sapkın) kahramanlar oldu.

İlahiyat ve tıp dışında şehirde birçok Hıristiyan mezheplerinin türemesiyle "felsefe"ye dair ilgi de artmıştır. Mesela Nasturiler’in kurduğu "Nasturi mezhebi" Urfa'da Perigathes (Meşşai) felsefesinin yayılmasında çok büyük bir rol oynamış. M. 431. senesinden itibaren Urfa'da yayılmaya başlayan bu mezhep adeta Aristo felsefesiyle bir bütün sayılıyordu. Çünkü Nasturilik esaslarına göre dini problemlerin kesinlik kazanması, Aristo dialektikinin dini meselelerle beraber yürütülmesinde görülmekte idi. Yunan felsefesi Asya'da en esaslı taraftarlarını Nasturiler arasında buldu. Nasturiler Urfa'da Grekçe öğreniyorlar ve diğer taraftan da mezheplerini savunmak için felsefi araştırmalar yapıyorlardı. Görünüşe bakılırsa bunlar bir müdafaa vasıtası olarak aldıkları "felsefe"nin bilhassa mantık disipliniyle ilgilenmekteydiler. Fakat onlardaki Aristo mantığı tam bir sistem teşkil etmiyor ve Organon'un bilhassa ilk kısımlarıyla ilgilenmekte idiler. Kilise bütün Aristo mantığını değil, sadece kategoriler ve nihayet birinci analitiklerin yedinci bölümüne kadar olan mantık bahislerine müsaade ediyordu. Fakat bundan sonraki mantık bahislerine cevaz verilmiyordu. Süryaniler II. ve III. asırda gayet mükemmel Grekçe öğrenmişler ve bu sebeple de okudukları eserleri kendi dilleri olan Süryaniceye tercüme etmeye lüzum görmemişlerdir. M. IV. asra gelince Süryaniler arasında Grekçe artık mecburi bir öğretim ve ilim dili haline gelmişti. Felsefe sahasında da en başta Organon olmak üzere Aristo'nun de Anima ve Metafizik gibi eserleri okullarda okutulmaya bağlanmıştır. Bu asrın başlarında Urfa Okulu’nun reisliğinde bulunan St. Ephreim (ölm. 435) ve onu takip eden Rabbula, hayatlarını Heretikler’le (Rafiziler) mücadele etmekle geçirdiler. Fakat Rabbula’yı takip eden okulun başına geçen İbas sayesinde Urfa Okulu'nda mantık çalışmalarına da başlanılmıştır. İbas (ö. 435) kendinden önceki piskoposların aksine Nasturilik taraftarı olarak faaliyete geçmiş ve bu mezhebin ehemmiyet verdiği Aristo felsefesi ve bu arada Organon üzerinde tetkikler çığırını açtı. V. Asrın sonları Urfa piskoposluğuna tayin edilen Probus'ta bir Nasturi taraftarı olarak çalışmıştır. İbas'tan sonra bu okulun piskoposluğuna tayin edilen Cyrus, kendisinden önceki Nasturilik taraftarı olanlara cephe almış ve bu mezhebi Urfa'dan atmak için imparator Zenon'dan yardım istemiştir. Zenon'da böylece Nasturilik taraftarlarını Urfa'dan kovarak, okulu m.489’de kapattı. Aslında Urfa Okulunun kapatılması Hıristiyanlar arası münakaşaların bir sonucudur. Bu sonucun başlangıcı IV. asırda Hıristiyanların kendi bünyesi içindeki dinî münakaşalarla başlamıştı. Doğu Hıristiyanları arasında V. asırdan itibaren yani Avrupa'dan daha önce kilisede bir ayrılık olmuştu. Birçokları kendilerini Ortodoks olarak isimlendirilen asıl resmi mezhepten ayrılmışlar. İsa'da yalnız ulûhiyet tanıyan Yakubilerle; İlahlık ve insanlığın temkinininimkânsız ve Meryem'inde ilah'ın kızı olduğunu kabul eden Nasturilerden ayrıldılar. Bizans'ta tahribata uğrayan Nasturiler İran'a gittiler, İran'da bu devre kadar Hıristiyanlara tazyik yapılıyordu. 410'da ise Dicle boyundaki Seleucia (Selefhiya) şehrinde bir koloni toplamaya muvaffak olmuşlar. 483'te yapılmış olan bir dini mecliste İran Hıristiyanları Nasturiler'in nakillerini kabul ettiler. 489'da Edessa’daki Hıristiyanlar İran'a kaçtılar. Edessa'daki İran Okulu Nasturi fikirlerinden dolayı, imparator Zenon tarafından kapatılmasıyla Sasani İran’ı, V. asırdan itibaren Bizans'tan kovulan Hıristiyan Rafızîlerine sığınak vaziyetini görmüştür.

Urfa okulunun Hıristiyanlar arası münakaşalar sonucunda kapatılması kentteki ilim ve felsefe iştiyakını söndüremedi. Nitekim kentteki felsefe çalışmaları gizlice ve yalnız manastırlarda olmak üzere devam etmiştir. Urfa akademisinin kapatıldıktan sonraki devirlerinde de eğitimin yapıldığına dair en güzel örnek Serguis’tur. Bu dönemde yapılan baskıya rağmen Sergius adında bir âlim yetişti. Bu âlim kendi çağdaşları arasında filozof olarak yüksek bir örnek teşkil etmişti. Onun yazı ve araştırma hayatı kendisinden öncekilere nazaran çok büyük bir zenginlik arz etmekte idi. Sergius (ö. 536) bu âlimler arasında bilhassa mantık eserleriyle meşhur olmuştur. Böylece Urfa'da ananevi şekilde tetkik edilen mantık Sergius tarafından da devam ettirildi. Urfa Okulu kapatıldığı dönemde Sergius gibi ilim adamları gayrı resmi bir şekilde eğitim-öğretimi sürdürürlerken resmi bir şekilde Urfa Okulunun devamı olan iki okul açıldı. Bunlarda biri Nusaybin Okulu diğeri de Kinnesrin okuludur. Bu okulların açılması 489 yılında Urfa Okulu’nun kapatılarak Nasturi hocalar ve talebelerin kovulmasıyla başladı. O zaman okulun başkanı olan Nersi, Nusaybin'in Nasturi piskoposu Bensuna tarafından Nusaybin'e davet edildi ve orada kendisine Urfa Okulu'nun devamı olan yeni bir okul açılmasına rağmen Urfa’da ilmî faaliyetler tamamen durmadı.

İslam fetihlerinin Kuzey Mezoptamya’ya odaklanması ve bölgedeki kentlerin bir bir fethinin ardından başta Edessa olmak üzere bölgedeki ilim merkezleri ve bu merkezlerdeki ilim adamları çevirilerle yeni bir safha başladı. M. VIII asırda bir duraklama devresi oldu. Bu asır hem Nasturiler, hem de Yakubiler için pek sönük geçmiştir. Urfalı Yakup 7. asır Süryani âlimlerinden Müslümanlarca Yakup el-Ruhavi (633–708) olarak tanınmaktadır.Yalnız Emeviler döneminde (661–751) Suriye şehirlerinde sükûnet ve asayiş tekrar yerleşince Hıristiyan Süryaniler de o zamanlara kadar kendi aralarındaki mezhep kavgalarından vazgeçerek yeni din olan İslam’a karşı savunma ve hatta hücum için aralarında birleştiler. Hatta Suriyeli Hıristiyanlardan Ebu Nuh el-Enbari (ö. 803) İslam devleti hizmetinde Musul'da resmi bir vazife ifa ettiği sıralarda “Kuran’a Reddiye” adlı bir eser yazmıştı.İslam dinine karşı bu savunma ve hücumda birleşme 9. asırda İslam’la barışmaya dönüşmüştür. Süryanilerle diğer Hıristiyan grupların ilişkileri düzelmiştir. Başlangıçta tıp, astronomi sonra mantık ve felsefe sahasında Süryani dilinden Arapçaya çeviri dönemi başlamıştır. Felsefi çeviriler Abbasi Halifesi el-Me’mun (815–833) zamanında resmi bir kimlik kazanmıştır. Hatta bölgedeki bu kültürel ortamda yetişen ilim adamları Daru'l-Hikmet'te çeviri yapmak üzere vazife aldılar.

Bu iş için çalışan çevirmenler;

1-Huneyn b. İshak (ö. 873)

2-İshak b. Huneyn (ö. 911 ). (Aristo'nın Nesf kitabını Arapça'ya çevirmiştir)

3-Theodoras

4-Abdullah b. Nazime el-Hemsi (ö. 830) (Esolocya diye bilinen eserin çevirmenidir)

5-İbn Behriz

6-Sabit b. Kurra

7-Ebu Yahya el-Mervezi

8-İbrahim el-Kuveyri

Urfa Okulu ile başlayan felsefi faaliyetler Bağdat'ta Beytü'l-Hikmet'in kurulmasına kadar sürmüştür. Bu aşamada hem Urfa Okulu mensupları, hem de Harran Okulu mensupları tercüme faaliyetlerinde çaba sarfettiklerini görmekteyiz. Beytü'l-Hikmet'teki tercüme çabaları bu felsefi faaliyetlerin bir devamı sayılabilir. Hatta Farabi (870-950) Bağdat'taki bu geleneğe bağlı olanları bulmuş, sözgelimi Yuhanna b. Haylan'dan ders okumuş ve Aristo'nun el-Burhan adıyla çevrilen eserini baştan sona kadar ondan okumuştur. İslam felsefesinin oluşumunda felsefî gelenek büyük ölçüde Urfa'da açılan bu okulla başlamış, Abbasîler döneminde bu gelenek Arapça'ya çevrilmek suretiyle devam ettirilmiştir. Bu geleneği devam ettirmek İslam filozoflarına nasib olmuş ve onlar üzerlerine düşen bu işi başarıyla yerine getirmişlerdir.Urfa 900 yıl boyunca Fırat vadisinde hem teoloji (ilahiyat) çalışmalarının hem edebiyatın merkezi olmuştur. Bölgedeki dinsel etkinliklerin ve edebiyatın kesintisiz başarılarında en büyük paya sahiptir.

Kaynak;

Profesör : Abdullah Ekinci

Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesi

" Bilimin Öncülüğünde URFA " Derğisi


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.