DEDAŞ
sur yapı
  • 29.07.2015
Mehmet Aslan

Mehmet Aslan

İnadına barış, inadına çözüm süreci…

Türkiye’de büyük emeklerle başlatılan ve tamamlanması için iyi mesafe kat edilen çözüm süreci ya da diğer bir adıyla kardeşlik ve barış süreci içeriden ve dışarından yapılan sabotajlarla durma noktasına geldi.

 Önce barış süreci nasıl başladığını söyleyelim;  bilindiği gibi Başbakan olduğu dönemde Recep Tayyip Erdoğan’ın AK Parti hükümeti 2012 yılında çözüm sürecini başlattı.

28 Aralık 2012'te Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Milli İstihbarat Teşkilatı'nın Kürt sorununa çözüm bulmak için Abdullah Öcalan'a ziyaretlerde bulunduğunu duyurdu. Böylece 1984 yılında başlayan ve 30 yıldan fazla süren çatışmalar neticesinde 40 bin ile 100 bin arasında can kaybı ve ekonomik zarara neden olan olayların bitmesi için resmen adım atıldı.

Bu adımı, katıldığı bir televizyon programında HDP Eş Başkanı Demirtaş şöyle değerlendirmişti: “Sayın Erdoğan’ın, güçlü lider olma özelliği var, çözüm sürecini başlattı. Ancak böyle güçlü liderler böyle süreçleri başlatır” diyerek takdir etmişti.

 21 Mart 2013'te, Abdullah Öcalan’ın hem Türkçe hem de Kürtçe olarak Diyarbakır'da Nevruz etkinlikleri sırasında okunan Mektupla PKK'nın silahlı güçlerinin Türkiye topraklarından çekilmesi ve silahlı mücadeleye son vermesi çağrısı yapıldı.

 3 Nisan 2013'te hükümet çözüm sürecini halk nezdinde tanıtmak ve teşvik etmek için Akil Adamlar adı verilen bir komisyon kurdu. Erdoğan, Akil insanlardan çözüm sürecinin halka anlatmaları ve teşvik etmeleri için kendilerinden yardım istedi. Akil adamlar heyetler şeklinde 81 ilde çözüm sürecini halka anlattı.

 Sonraki süreçte Kandil ve HDP bazı dönemlerde hükümeti zora sokacak ve tehdit vari açıklamalar yapmaktan kaçınmadı. KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan ve Cemil Bayık, başta olmak üzere her seferinde çözüm sürecini bitirmekle tehdit eden açıklamalar yaptı. Sadece açıklamalarla kalınmadı yer yer tahriklere neden olacak eylemler de yapıldı.

 6-8 Ekim olayları yurt genelinde IŞİD ve Kobani protestoları sonucunda onlarca insan yaşamını yetirdi. Ekonomik olarak ülkeye büyük zararlar verildi.

11 Ekim 2014'te KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık, Kobani ve Türkiye'de yaşananlardan hükümeti sorumlu tuttu ve Meclis'ten geçen 2 Ekim tezkeresinin bir savaş ilanı olduğunu, bu nedenle de çektikleri bütün birlikleri Türkiye'ye geri gönderdiklerini söyledi. 25 Ekim 2014 yılında Hakkari'nin Yüksekova ilçesinde PKK'nın saldırısına uğrayan 3 asker hayatını kaybetti.

 7 Haziran seçim sürecinden duraksayan çözüm süreci adımları… Yanı başımızda bitmeyen Suriye iç savaşı… DEAŞ gibi örgütlerin orada palazlanması… Suruç’ta 32 kişinin yaşamına mal olan canlı bomba saldırısı… Nihayet evinde öldürülen 2 polis’in cinayetlerinin PKK üstlenmesi ve sınırda bir Astsubayın şehit edilmesi bardağı taşıran son damla oldu.

Türkiye kamu düzeninin tehlikeye girmesine daha fazla göz yummayarak PKK ve DEAŞ’a yönelik operasyon başlattı.

 Bu operasyonlara Batı ülkeleri de destek verdi.

Kemalettin Oğuzlu Hoca bununla ilgili güzel bir örnek vermişti; “Siverekli Ağaya, ‘Bizim Adamımızı Ahmet Öldürdü’ dediklerinde; ‘ne fark eder, bundan sonra Ahmet bizim adamımız’ demiş.”

 

Batı için ne fark ederi? Yeter ki bu bölgede savaşılsın. Yeter ki insanlar bir birini öldürsün!.. Onlar için kalan sağlar önemlidir.

 Devlet elbette kamu güvenliğini sağlayacak. Ama hiçbir zaman samimi olarak Kürtlerin temsilcisi olduğuna inanmadığımız HDP’nin tahriklerine kapılmayacak.

Büyük bir emekle başlatılan “Barış Süreci”ne herkesin sahip çıkması lazım! Bu bölgede kardeşliği hâkim kılmamız lazım. Herkes Erdoğan’ın dediği gibi; “barış için elimizi değil gövdemizi taşın altına koymalıyız.”

 Demirtaş’ın dediği gibi; “Eğer barış istiyorsanız, savaştan daha cesur olmak zorundasınız. Barış cesaret, yürek işidir. Bu halk cesurdur o nedenle barışa hazırdır” demeliyiz.

 SAVAŞIN KAZANANI OLMAZ, BARIŞIN KAYBEDENİ DE OLMAZ!..

Bakın Bombalanan her dağ bizimdir, kurşunlanan her askerde bizimdir!..  Barış, Erdoğan'ın ve Öcalan'ın iki dudağı arasına hapsedilmeyecek kadar özgür olabilmelidir.

Bunun yolu da “kralım çok yaşa” demekten geçmiyor!..

 

Akil insanlar harekete geçmeli! Aklı ön plana almalıyız. Duygularımız aklımızı zayi etmemeli. Var olan bölgenin servetleri bölge halkları için yeter de artar!.. Bizi kavgaya tutuşturanlar, biz kavga ederken onlar da ceplerimizi boşaltıyorlar!..

Biz sadece Türkler ve Kürtle değil, Ermenisi ve Süryanisi dahil!..bölge halkları olarak bir birimize karşı kazanacağımız zafer yok! Birlikte kazanacağımız çok zafer vardır. Biz çatışarak Sadece o çok şikayet ettiğimiz emperyalizm için dilimleri küçültüyoruz!..

 GELİN HEP BİRLİKTE DOĞU-BATI KARDEŞLİĞİ DİYELİM! İNADINA BARIŞ, İNADINA ÇÖZÜM SÜRECİ DİYELİM!...

Güzel yarınları, sloganlar atarak çatışmalara taraftar olanlar değil, Aklıselimle hareket ederek ortak yolu bulan barışseverler inşa edebilirler…

 Güzel yarınların inşası için aklıselim hareket etmeye devam, barışa ve kardeşliğe devam diyoruz!...

 Biraz uzun bir yazı oldu!..  Selam ve dua ile!..


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.