DEDAŞ
sur yapı
  • 26.11.2017
Mehmet Ali  Kulat

Mehmet Ali Kulat

BÜLENT ARINÇ'I ANLAMAK...

Bizler kendi doğrularını toplumla paylaşan insanlarız. Yazdıklarımızın sevabı da günahı da bizimdir. Bazen yayınlanmak üzere hazırladığımız bir yazı bitip bir bütün olarak okuduğumuzda zülf-ü yâre dokunacak maksadını aşan yazılarda yazabiliriz. Bu yazı bir makaleyse genelde tekraren kontrol ederken düzeltilir. Ancak sosyal medya bu anlamda anlık ifadelerin sınırlı sayıda kelimeyle yazıldığı cümlelerden ibaret olunca bazen maksadını aşan ifadeler olabiliyor ve siz eskilerin tabiriyle "siyakı ve sibakı başkalarınca bilinmeyen" bu ifadelerle zülf-ü yâre dokunan bir noktaya taşımış oluyorsunuz. 
Aylar önce sosyal medyada adaletsiz yargılanma sonucu mahkum olmuş adli mahkumların çözülmeyen dertlerine "adalette ilkesizlik ve eşitsizlik" konusuna dikkat çekmek için yazdığım "umûmi bir ifadenin bir dostu yaralaması ile" günlerce huzursuz oldum. Mesele özür dilemem değil -ki zaten diledim / dilerim- kendisi de zaten affeder zira af büyüklüğün şânındandır ama aslolan buna sebebiyet vermemekti. 
"Yakın siyasi tarihimizin siyasi duayenlerinden" Bülent Arınç bizim kuşakta izleri olan Milletvekilliği, Bakanlık, Başbakan Yardımcılığı, hükümet sözcülüğü ve TBMM Başkanlığı yapmış, kısaca siyasetin tabandan tavana hemen her makamında görev ihraz etmiş bir siyasetçidir. Genel kabul olarak da "toplumun vicdanının sesi" olarak toplumsal algısı yüksek bir siyasetçidir. 
Kendilerini hiçbir hesap kitap, hiçbir beklentim olmaksızın siyasetin ötesinde samimi bir Müslüman, hassas bir gönül insanı olarak tanıdım. Ağlamasını da gülmesini de samimi bulduğum, kendine has üslubundaki ince dokundurmalarıyla verdiği mesajları hep anlamlı bulmuşumdur. 
Özellikle; Gezi Parkı olayları sürecindeki duruşu, 7 Haziran öncesi Melih Gökçek'le yaşanan polemik, 15 Temmuz sürecinde yaşananlar öyle zannediyorum ki "kendini en rahat ifade edebilen siyasetçilerden olan Bülent Arınç tarafından sürecin muhatabı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'la konuşulmuştur / konuşulacaktır. Ben bu süreçteki gelişmeleri "iki samimi kardeşin" hasbîlik hukuku çerçevesinde değerlendirileceği kanaatindeyim. Ve göreceksiniz "kraldan çok kralcı", comformizmin ve royalizmin temsilcisi, bizim mahalle değnekçileri istemese de bu kardeşlik hukuku galip gelecektir / hatta gelmiştir. 
Rusya lideri Putin'le görüşüldüğü (ki bu diyalogun kapısını da duayen bir eski siyasetçi Cavit Çağlar açmıştır), İsrail'le yolların kesiştiği, Esed gibi bir katille olası diplomasi sürecinin konuşulduğu bir dünyada; Abdullah Gül, Bülent Arınç, Ahmet Davutoğlu vd. ni siyaset arenasının dışında tutmak (elbette karar verici Ak Parti sayın yetkilileridir ama) siyaseten de izah edilmesi zor bir politikadır. 
Ak Parti'nin kurulduğu ve iktidarının ilk yıllarında; kendilerine "abi" denilen, partinin her kademesindeki kişilerin hataları yanlışları karşısında "Eyvallahsız ama edeble" "yanlışa yanlış" diyebilen kişiler vardı. Bu kişilerin bir kısmı siyasetin aktif aktörleri, bir kısmı Osman Gazi'nin Şeyh Edibali'si, Fatih'in Akşemseddin'i mânâ dünyasının mimarı, gönül insanlarıydı. Bu gönül insanları alelekser yaşları kemale ermiş Hak dostları olarak ilerleyen yıllarda ya ebede yürüdü yada bazı yalakalarca karar vericilerle aralarına perdeler duvarlar örüldü. Her gönül zaman zaman teskin olacak bir ufku derin sîne arar. Lakin unutmamak gerekir; nefis alkışı, pohpohu sever. Eski Cumhurbaşkanlarından Demirel'in şu söylemi siyasetçilerin etrafını saran dalkavuklarca fiilen yaşanır / yaşatılır. "meseleleri mesele yapmazsanız mesele kalmaz." Lakin bu zevatın anlayamadığı ve yeterince de tanımadığı Cumhurbaşkanı Erdoğan; bir "dert ve sancı insanıdır". Milletin, ümmetin, insanlığın dertleriyle dertli sancılı bir insan. 
Bazılarının temcit pilavı haline getirdiği "fabrika ayarları" Erdoğan için "Sahabi hayatı" dır. Ve o hayatta tekrar tekrar başa dönmek değil, her dönemin hakkını vermek vardır. 
Zirveye çıkmak zordur lakin zirvede kalıcı olmak daha zordur. Zirvelerde zemin kaygan, hava kar boran, ufuk sisli pusludur. Her dönemin ağır imtihan konuları vardır. Üstünüzde milletin, ümmetin, insanlığın sorumluluk yükü varsa bu yolda yükünüzü alan dostlar yerine; sırtınıza yük olanlara dikkat etmelisiniz. 
Şimdilerde AK Parti 'nin temel sorunu toplumun vicdanı olabilen âkil kişi sorunudur. Dün bu vasıfları taşıyanlar bir şekilde sürecin dışında kaldılar. Yerlerine de yenileri gelmedi. Sosyal yapı boşluk kabul etmez. Işık giderse karanlık davetsiz gelir. Hemşehrisi olmakla onur duyduğum Üstad Necip Fazıl'ın ifadesiyle; "Yola çıktıklarını yolda bulduklarına değişirsen ; hem yolunu kaybedersin, hem dostunu!"
1000 yıl İslam'a bayraktarlık yapmış bu necip millete ve bu milletin liderine kader bir kere daha mazlum ve mağdurlara ufuk, ümmete umut olma misyonu yüklemiştir. Son yıllardaki bütün gelişmeler kaderin bu kutsî örgüsü içinde cereyan etmekte hem bu milletin hem de bu milletin liderinin yüklendiği sorumluluğu artırmaktadır. Kendi ifadesiyle "yalnız" bu lideri Abdulhamid yalnızlığına bırakmayacak bir koskoca millet vardır. İşte bu noktada dün beraber yola çıktığı arkadaşlarına da düşen "bilumum şer şebekelerinin aksi yöndeki goygoylarına prim vermeden" omuz omuza yürümeleridir. Son günlerdeki Bülent Arınç açıklamalarını doğrusu bu oyunu bozucu açıklamalar olarak okuyabiliriz.
Ak Parti için iki rakam paylaşmak gerekiyor: Kurulduğu günden bugüne girdiği tüm seçimlerde ve parti yönetimlerinde aday adayı, aday yada yönetici olanların sayısı pek çok partiye oy veren seçmen kadardır. Yine Ak Parti'ye ilk kez oy kullanacaklar hariç, oy veren seçmen oranı toplam seçmen sayısının beşte dördü, yüzde sekseni kadardır. Bu iki rakam dünya rekorudur.
Böyle bir toplumsal karşılık yakalandıktan sonra mevzi kaybetmenin tek izahı Hadis-i Şerif'teki karşılığıyla "bir şey kader olacaksa basiret bağlanır" sırrında saklıdır. Yapılması gereken bu sûi akibetten Allah'a sığınmak ve safları sıklaştırmaktır. Gün omuz omuza verme, kardeşlik hukuku gereği Kur'anî ifadeyle "bünyanun mersus" (kenetlenerek yapılmış sağlam bina) olma günüdür. 
Ak Parti açısından "yeni seçmen kitlelerine ulaşma gayreti" anlaşılsa da asıl yapılması gereken dün bir yada bir kaç kez kendilerine oy vermiş olan seçmen ağırlıklı çalışmaktır. Herhangi bir yada bir kaç seçimde Ak Partiye oy vermiş olan seçmen kitlesinin yarısına yakını bugün bu partiye oy vermiyorsa sebebini sormak gerekir. Sorduğumuzda bu seçmen kitlesi ya kızdırılmış, ya küstürülmüş ya da üzülmüş olduğunu ifade ediyor. Dün bu kitlelerle bu siyasi partiyi buluşturan nedenler yeniden tesis edilmeli, vatandaşın bugün tepki sebebi olarak ortaya koyduğu alanlara yoğunlaşılmalıdır. 
Ebu Müslim Horasani'nin o veciz ifadeleriyle; "Onlar zararlarından emin oldukları için; dostlarını uzak tuttular. Kendilerine bağlamak ve kazanmak için de; düşmanlarını yakınlaştırdılar. Yakınlaştırılan düşman dost olmadı. Ama uzaklaştırılan dost düşman oldu. Herkes düşman safında birleşince yıkılmaları mukadder oldu."


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

    Yazara Ait Başka Makale Bulunamadı.